(818 S. K. m. 213) (743 S. K. m. 2, 634) (2644 S. K. m. 26) (1512 S. K. m. 60)
Dava: Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 14. Hukuk Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 25.10.1995 gün ve 1994/348 E: 1995/888 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 12.02.1995 gün ve 1995/11997-1996/1216 sayılı ilamı ile;
( ...Davacı, davalının yaptığı inşaattan H5-9 nolu daireyi 18.07.1973 günlü harici sözleşmeyle satın aldığını, bedeli 117.500 TL'yi ödediğini, davalının daireyi teslim etmediğini ileri sürerek, taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri 1.000.000.000 TL'nın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, satış sözleşmesinin resmi şekilde yapılmaması nedeniyle geçersiz olduğunu, davacının satış bedelinin tümünü ödemediğini, bu durumda tazminat istemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, satış sözleşmesinin geçersiz olması ve bedelin tümünün ödenmemiş bulunması nedeniyle davacının ancak ödediği parayı geri isteyebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, ödenen satış bedeli 217.500 TL'nın tahsiline, fazla talebin reddine karar verilmiş,
Tapulu taşınmazların tapuda tapu memuru huzurunda yapılmayan ( harici ) satış sözleşmeleri ile noterlerde yapılmayan satış vaadi sözleşmeleri BK.213. maddesi, MK.634. Tapu Kanunu 26. Noterlik Kanunu 60. maddelerine göre geçersizdir. Şekle uygun yapılmayan geçersiz sözleşme ile borç altına giren taraf edimini ifa etmekten kaçınabilir. Ancak bazı hallerde şekil eksikliğinin ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılması olur ve aktin batıl olduğu iddiası gözardı edilerek bu aktin ifa edilmemesi nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi istenebilir. Bir hakkın kullanılması Medeni Kanun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralına aykırı olmamalıdır. Böyle bir durumda butlan etkisiz kalır. Bu kural hakime, çok özel durumlarda adalete uygun düşecek şekilde hüküm verme olanağını sağlar. Buyurucu niteliği itibariyle de doğrudan gözetilmesi gerekir. Ne var ki butlan sonucunu doğuran eksikliği etkisiz bırakırken hassas ve titiz davranılmalı çok sınırlı olaylarda uygulanabileceği gözden uzak tutulmamalıdır. Tarafların sözleşme öncesi, sözleşme yapılırken ve daha sonraki davranış ve tutumları dahil tüm özellikleri gözetilmelidir. Şekle uyulmadan yapılan bir sözleşme henüz ifa edilmemiş olsa dahi butlan iddiası aşağıda belirtilen mal ve şartlar altında hakkın kötüye kullanılması sayıldığı kabul edilebilmektedir. Bir kimsenin;
a ) Şeklin gerçekleşmesine kendi yararı için yanıltıcı hareketlerle engel olduğu belli oluyorsa;
b ) Sözleşmenin sonradan kendi yararına olmadığını görünce ondan kurtulmak istemesi ahlaki duyguları rencide ediyorsa veya kendi borçlarını yerine getirmekten kaçınmak amacıyla şekilsizliği bir sebep olarak kullandığı anlaşılıyorsa;
c ) Edimlerini mutlaka ifa edeceğini sözleşmeden sonra doğrulamış diğer tarafın sözleşmeye karşı beslediği güveni, sebepsiz ve haksız olarak kuvvetlendirmiş ise artık o kimsenin sözleşmenin şekil yönünden geçersizliğini ileri sürmesi hakkın kötüye kullanılması anlamı taşır ve bu savunma yasal korunmadan yoksun kalır.
Olayımızda davacı davalı şirketin yaptığı inşaattan 18.07.1973 tarihli harici sözleşme ile daire satın almış ve bedelini ödemiş ancak davalı her seferinde daireyi teslim edeceği vaadi ile davacıyı oyalamış, gazetelere ilanlar vererek müşterileri teşvik etmiş satış konusu dairelerin bir bölümü alanlara teslim edilmiş ve böylece davacıya açıkça güven verilmiştir. Artık bu aşamadan sonra davalı şirketin şekil eksikliğini ileri sürmesi Medeni Kanunun 2. maddesinde ifadesini bulan iyi niyet kuralına uygun düşmez. Bu gerekçe ile kabul edilen benzer davalar dairemizce de benimsenmiş ve onanmıştır.
Bu durumda ferağın ve teslimin imkânsız hale getirilmiş olması nedeniyle davacının uygun bir tazminat istemeye hakkı vardır. Bu tazminat ifa menfatı ( olumlu zarar ) olmalıdır. Mahkemece bu zarar belirlenmeli ve uygun bir tazminata hükmedilmelidir. Bu yönler gözetilmeden yasaya ve dosyaya uygun düşmeyen düşüncelerle yazılı şekilde hüküm kurulması kararın bozulmasını gerektirir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 27.11.1996 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy