(1086 S. K. m. 195, 238, 239, 288)
Dava: Taraflar arasındaki "itirazın kaldırılması" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kütahya Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 11.10.1995 gün ve 1995/398-492 sayılı kararın incelenmesi davalı borçlu tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 19.3.1996 gün ve 1996/2318-2645 sayılı ilamı:
(...... Davacı, şirket davalıya satılıp teslim edilen yürüme cihazının bedelinin tahsili için yapmış oldukları takibe davalının itirazının iptali ile % 40 icra inkar tazminatı takdirini istemiştir.
Davalı davaya cevap vermemiş, Mahkeme'ce 7.222.000 TL. sı üzerinden itirazın iptaline % 40 icra inkar tazminatı, 2.888.000 TL.sının davalıdan tahsiline karar verilmiş, karar davalı yanca temyiz olunmuştur.
Davalı, duruşmaya gelmemekle davayı inkar etmiş sayılır. Bu nedenle davacı davasını yasal delillerle ispat etmekle yükümlüdür.
Davacı sattığını ileri sürdüğü kısa bacak yürüme cihazını davalıya teslim ettiğini yasal delillerle ispat edememiştir. İlişkinin miktar ve niteliğine göre olayda tanık dinlenemez. Bu nedenle tanık beyanına itibar ile davacının iddiasını ispat ettiğini kabule olanak yoktur. Ne var ki davacı dava dilekçesinde her türlü delil şeklinde belirtmek suretiyle ayrıca yemin deliline de dayanmış bulunduğundan kendisine bu hakkı hatırlatılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken isteğinin kabul edilmiş olması bozmayı gerektirir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkeme'ce önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle somut olayın durumu karşısında olayda tanık dinlenemiyeceğine göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı-Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 19.03.1997 gününde yapılan ilk görüşmede çoğunluk sağlanamadığı için yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Satış sözleşmesinin oluştuğunu kanıtlamak bir biçime bağlı değildir. Ancak, satış konusu malın değeri bakımından, ispat biçimi söz konusu olabilir. Eğer, taraflarca satış sözlemesinin varlığı kabul edilmiş, yani benimsenmiş ise, bu halde, artış satış sözleşmesinin yazılı delil ile ispatına gerek yoktur. Satış konusu malın tesliminde uyuşmazlık çıktığı takdirde, satış sözleşmesinin varlığı kabul edildiğinden, malın teslim edilip edilmediği hususunun tanıkla ispatı mümkündür.
Somut olaya gelince;
Davalı yargılama sırasında duruşmaya gelmemiş ve dolayısıyla satış sözleşmesini inkar etmiştir. Ancak, davalı 12.12.1995 günlü temyiz dilekçesinde, özetle; satış sözleşmesini benimsemiş ve fakat malı teslim almadığını öne sürmüştür. Bu itibarla, taraflar arasındaki satış sözleşmesi ispat edilmiş demektir. Malın teslim edilmediğine ilişkin savunmaya karşı, davacı tarafça ileri sürülen malın teslim edildiğine dair iddia, bu durumda tanıkla ispat edilebilir. Çünkü, bu iddia, satış sözleşmesinin ispatı anlamında değil, sadece malın teslimine ilişkin maddi olayların ispatı yönündedir. Nitekim, Yargıtay'ın 11, 15 ve 19. Hukuk Dairelerinin uygulamaları da, bu yöndedir.
Açıklanan bu gerekçeler karşısında, davacı satıcının, mal teslimine ilişkin iddiasının tanıkla ispatı mümkündür. Sayın çoğunluğun aksi yönde oluşan kararına bu nedenlerle katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy