(743 S. K. m. 639)
Dava: Taraflar arasındaki el atmanın önlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gürgentepe Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 11.7.1995 gün ve 1994/4-1995/41 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 12.12.1995 gün ve 1995/7433-9364 sayılı ilamıyla; ( ... Davacı H.Ş. vekili, M. Köyü E. mevkiinde kâin ve 1938 yılı 74 tahrir 37 hesap numara ile Özel İdare'de S.Ş. adına kayıtlı taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, S.Ş.'den intikalen davacı ve diğer mirasçılarına kaldığını bildirerek davalıların, fındık bahçesi halinde olan mezkur taşınmaza el atmalarının önlenmesini istemiştir.
Mahkemece, davacının çekişmeli taşınmazı kullanmadığı, aksine uzun yıllardır miras bırakanları H.Ş. ve sonra mirasçıları olan davalılar zilyet oldukları, el atmanın önlenmesi koşulları gerçekleşmediği nedeniyle dava reddedilmiştir.
Teknik bilirkişi Y.H. tarafından çizilen krokide 3676 m2 yüzölçümünde olduğu belirtilen ve fındık bahçesi niteliğinde olduğu bildirilen çekişmeli taşınmazın, S.Ş.'ye ait olduğu, kendisinin 1331 ve karısı Ayşe'nin 1335 yıllarında öldükleri, dava konusu taşınmazın Salih'in evlatları, H., E. ve Ş.'ye kaldığı, davalıların miras bırakanı H.Ş.'nin S.Ş.'nin kızı H., onun 1948 yılında ölümü üzerine 1943 yılında ölen S. oğlu Ş.Ş.'nin eşi R.Ş. ile gayrı resmi olarak evlendiği, H.Ş.'nin eşleri H. ve R.'yi izafeten onların taşınmazlarını ve bu arada çekişmeli taşınmazı kullandığı, diğer taşınmazları H. mirasçılarına ve R'ye iade etmesine rağmen dava konusu taşınmazı geri vermediği ve 12.11.1990 günü harici sözleşme ile eşi S.Ş.'ye vasiyet ettiği dosya kapsamı, mahallen yapılan keşif, mahalli bilirkişi, gerek davacı ve gerekse davalı tanıklarının sözlerinden anlaşılmıştır.
Dava konusu taşınmaz S.Ş.'ye ait olup ölümü ile mirasçılarına intikal ettiğine, H.Ş.'nin bu yeri 60 yılı aşan bir süreden beri elinde bulundurduğu bildirilmiş ise de kendisi bu yeri gayrı resmi evlendiği S.Ş. mirasçıları H. ve sonra halen sağ olan R.Ş.'ye izafeten tasarruf ettiğine kendisi asli değil fer'i zilyet olduğuna, Medeni Yasa'nın 639. maddesinde mülkiyetin kazanılması ve dolayısıyla tescil için öngörülen koşullar gerçekleşmediğine, onun bu yeri eşi S.Ş.'ye vasiyeti veya ölümünden dolayı miras bakımından adı geçene ve diğer mirasçılarına bir hak sağlamayacağına, bu durumda S.Ş. mirasçısı olan ve terekeye mümessil tayin edilen davacı H.Ş. çekişmeli taşınmaza el atmanın önlenmesini isteyebileceğine, davacı vekilinin ilk önce H.Ş.'den ve bilahare onun babası S.Ş.'den çekişmeli taşınmazın intikal ettiğini bildirmesi iddianın değiştirilmesi ve genişletilmesi olarak nitelendirilemeyeceğine göre, dinlenme olanağı olan davanın kabulü gerekirken reddi doğru değildir.) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, zilyetliğe dayalı el atmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Davacı, dava konusu taşınmazın kök muris dedesi S.'den geldiğini, halen bu yerde zilyet bulunan davalılardan S.'nin hiçbir hakkının bulunmadığını ileri sürerek, davalıların el atmasının önlenmesini istemiştir.
Davalı S. ise, davaya verdiği cevapta çekişme konusu yerin, eşi H.'ye ait olduğunu, ölümü ile kendisi ve diğer davalılara intikal ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Uyuşmazlığın açıklanan niteliğine göre, olayda hukuksal ve sağlıklı bir çözüme ulaşılabilmesi için, öncelikle dava edilen taşınmazın ileri sürüldüğü gibi, kök muris S.Ş.'den gelip gelmediği, ondan intikal etmiş ise, çocuklar arasında bir taksime tabi tutulup tutulmadığı, taksim yapılmışsa bu yerin kök murisin kızı davacının halası H.'ye düşüp düşmediğinin belirlenmesi gerekir. Davalıların miras bırakanı H. ise, önce kök muris S. kızı H. ile gayri resmi birleşip karı koca hayatı yaşamış, 1948 yılında onun ölümünü müteakip ise bu kez yine kök murisin oğlu Ş.'nin ölümü ile dul kalan eşi R. ile gayrı resmi birleşmiştir. Yine burada açıklıkla saptanması gereken bir husus da, dava konusu taşınmazda bir süre zilyet bulunduğu tartışmasız olan H.'nin bu yerdeki zilyetliğinin bağımsız mı, yoksa S.'den gelmesi halinde S.'nin evlatları ve gayri resmi birleştiği H. ile Ş.'nin eşi R.'ye teb'an mı sürdürüldüğüdür. Oysa, mahkemece toplanan deliller H.'nin bu yerdeki zilyetliğinin asli mi, yoksa fer'i mi olduğu hususunda kanaat vermekten uzak bulunmaktadır. Eksik inceleme ile çözüme ulaşılamaz.
Hal böyle olunca, açıklanan biçimde araştırma ve inceleme yapılması ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanan önceki hükümde direnilmesi doğru değildir. O halde usul ve yasaya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.11.1996 gününde yapılan ikinci görüşmede oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy