(1086 S. K. m. 440)
Taraflar arasındaki davadan dolayı bozma üzerine direnme yoluyla Ayvalık Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 8.6.1995 gün ve 1995/98-283 sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulundan çıkan 28.2.1996 gün 1995/2-1101 Esas, 1996/109 Karar sayılı ilamın karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davacı vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla Hukuk Genel Kurulunca dilekçe düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü.
Düzeltilmesi istenen Hukuk Genel Kurulu ilamında gösterilen gerektirici nedenlere göre HUMK. 440. maddesinde yazılı sebeplerden hiç birisine dayanmayan ve yerinde olmayan karar düzeltme isteminin reddine 2790 sayılı yasanın 2. maddesinin 3. fıkrası hükmüne göre takdiren 870.000 lira para cezasının ve 870.000 lira harcın düzeltme isteyenden alınmasına 5.3.1997 gününde yapılan 2. görüşmede oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Tanık beyanlarından ve bunlardan bilhassa tanık E. Güngörmezin beyanından muris Ayşenin dosyada zeytinlik ve üç katlı ev verdiği ileri sürülmüştür. Taraflardan ve tapu sicil müdürlüğünden bu konuda gerekli araştırma yapılmadan eksik araştırma ve inceleme ile hüküm verilmiştir. Mahkemece yapılacak iş bu konuyu araştırmak murisin kastını ve delilleri birlikte takdir etmekten ibarettir.
Diğer taraftan muris 26.2.1991 tarihinden bölümünden önceki bir yıldan çok zaman önce 9.8.1984 tarihinde dava konusu taşınmaz malların intifa haklarını üzerinde bırakıp çıplak mülkiyetini davalılara hibe etmiştir.
Mahfuz hisselerinin baliğ olduğu miktarı alamayan mirasçılar tasarruf nisabını tecavüz eden teberrunun tenkisini dava edebilir. (MK. 502) Tenkis mahfuz hisse tamam oluncaya kadar evvelemirde ölüme bağlı tasarruflardan ve kafi gelmediği taktirde en son tarihli olandan başlayarak en evvel vaki olana doğru çıkmak şartıyla ölüme bağlı olmayan teberrular üzerinden icra edilir. (MK. 512). Tenfizi bağışlayan ölümüne bağlı bağışlamada vasiyet hükmü cereyan eder... (BK. 240/2) Bağışlayan vefatından evvelki bir sene içinde yapılmış bağışlamalar ölüme bağlı teberrular gibi tenkise tabidir. (MK. 507/3).
Murisin mirasçılarının mahfuz hisselerini ihlal eden ölüme bağlı veya sağlar arası teberrularının kanuni madde indirilmesi için açılan davalara tenkis davası denmektedir. Bu düzenlemenin amacı mahfuz hisse sahibi mirasçıları murise karşı korumaktır. Kanunu yorumlarken bu amaç hiç bir zaman gözden uzak tutulmamalıdır.
Kanun vazıı bu düzenleme içinde bir yandan murisin son arzularına olabildiğince hürmet ve riayeti sağlarken bir yandan da mirasçılarla teberrudan yararlananlar arasında hassas bir denge kurulmasına özen gösterilmiştir. Bu cümleden olarak murisin en son sonuç doğuran tasarrufları ile mahfuz hisseyi ihlal ettiği son kazanmaların haklar dengesini bozduğu kabul edilmiş önce bu ihlalden başlamak üzere mahfuz hissenin onarılması yoluna gidilmiştir. Bu hal Medeni Kanunun 512. maddesi ile açıkça kurala bağlanmış ölüm anında sonuç doğuran teberrular ilk önce tenkise tabi tutulurken sağlar arası tasarruflardan da ilk önce son tarihli tasarrufun tenkis edileceği belirlenmiştir. Bu amaç Medeni Kanunun 507. maddesinde yapılan düzenleme ile de teyit edilmiştir. Bağışlayanın kayıtsız şartsız rücuuna hakkı olan bağışlamalar ile ölümden en çok bir yıl önce yapılan bağışların iadeye tabi olmamak üzere miras hissesine mahsuben verilenlerin mal varlığından en son çıkan veya murisin mal varlığına dönme ihtimalini en son yetiren değerler olduğu gözetilip mutlak tenkisi öngörülürken, diğer bağışlamaların mahfuz hisse kurallarını ihlal amacı taşıdığı ispatlandığı takdirde tenkis olunabileceğine işaret edilmiştir.
Görülüyor ki mirasçılar ile tasarruf lehtarları arasında haklar dengesi terekeden son çıkan varlığın mahfuz hisseyi ihlal ettiği kuramına göre kurulmaktadır.
Murisin intifa hakkını üzerinde bırakarak yaptığı çıplak mülkiyet bağışlamaları açıklamalar ışığı altında değerlendirilmelidir.
Mülkiyet hakkının niteliği ve kapsamı Medeni Kanunun 618 ve müteakip maddelerinde açıklanmıştır. Mülkiyet mal varlığı olabilecek şeyler üzerinde tam bir egemenlik hakkıdır. Malike tanınan bu dilediğince tasarruf hakkı hakka konu şeyi zilyetliğinde bulundurma, onu kullanma, tüketme, yok etme, ondan yararlanma, onun semerelerini alma haklarını bahşettiği gibi, o nesnenin mülkiyetini başkasına geçirme hukuki yetkisini de verir.
Görüldüğü gibi malikin şey üzerinde çıplak mülkiyet ve intifa hakkı şeklinde iki gruba ayrılabilecek hakları ve yetkileri vardır. Çıplak mülkiyet hukuki hakkın başkasına geçirilmesi yetkisine münhasır olmasına karşılık zilyetlik kullanma, yararlanma ve yönetme yetkileri intifaya ilişkindir. Bu haklardan bazılarının ayrılıp başka kişilere ait olması halinde o şey, malikin çıplak mülkiyet hakkı sahibinin veya intifa hakkı sahibinin mal varlığında farklı etkiler yaratır. Daha başka bir ifade ile tam mülkiyet hakkının değeri çıplak mülkiyetin değeri ile intifa hakkının değerinin toplanmalarından oluşur. O halde bir malın çıplak mülkiyetini hibe eden kişinin mal varlığında meydana gelen azalma ile o malın tam mülkiyetinin devri halinde vaki azalma bir değildir.
Muris çıplak mülkiyet hibe ettiği zaman o şeyin intifasına ait değerleri mal varlığında muhafaza etmekte olup, bu ikinci bölüm değerler en son ve ölümle hibeden yararlanana geçmektedir. Bu açıklamalar gösteriyor ki murisin intifa hakkını üzerinde bırakarak vaki çıplak mülkiyet hibesi ölüm anında tamamlanan tüm mülkiyet hibesi daha başka bir ifade ile tenfizi kısmen hibede bulunanın ölümüne bağlı hibe niteliğinde olup Borçlar Kanunun 240/2. maddesi ve Medeni Kanunun 507/3. maddesi çerçevesinde mutlak tenkise tabi tutulmalıdır.
Yerel Mahkeme kararı bu düşüncelerle ve değişik gerekçe ile bozulmalıdır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy