(818 S. K. m. 4, 49, 43, 44) (743 S. K. m. 24) (2709 S. K. m. 83)
Dava: Taraflar arasındaki "manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 6. Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 6.12.1993 gün ve 1992/10 - 1993/865 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
(... Dava, Medeni Kanunun 24. maddesi gereğince kanunen korunan, kişilik hakkına yapılan saldırı nedeniyle Borçlar Kanunu'nun 49 maddesinden kaynaklanan manevi tazminat isteğine ilişkin olup davacı milletvekili Mahmut Alınarak Türkiye Büyük Millet Meclsi'nde 26.12.1991 tarihinde genel güvenlikle ilgili görüşme sırasında kürsüde konuşma yaparken davalı milletvekili Sadık Avundukluoğlu'nun kendisini kaba kuvvetle iteleyerek kürsüden uzaklaştırdığını konuşmasının yarıda kesilerek ana temayı söyleyemediğini, davalının basına daha sonra yaptığı açıklamada (Bölücülere izin vermeyiz) demek suretiyle kişilik miktar manevi tazminatın tahsili ile kararın Türkiye Radyo, Televizyon kurumunda yayınlanmasını talep etmiştir.
Davalı, davaya karşı vediği cevap dilekçesinde davacının görüşme ve konusu "genel güvenlik" olduğu halde tartışmayı "kürt sorunu" olarak nitelindirdiğini ve konuşmasında (Kürt halkı, Türk halkı) sözcüklerin kullanarak Kürt ve Türk kökenli insanları birbirinden ayırdığını ölen yasadışı terör örgütün militanı ile Türk askerini bir tuttuğunu, bölücü yasadışı bir örgütün eylemlerini ihkak-ı hak olarak kabul ettiğini, konuşma süresinin bitmesi nedeniyle Meclis başkanınca konuşması bitirmesi ve kürsüden inmesi için sürekli uyarıldığı halde konuşmasına devam ettiğini, konuşmasında söylediği sözlerin Türkiye Cumhuriyetinin Milleti ile Devleti ile bölünmez bütünlüğü üzerine yemin eden ve Meclis çatısı altında kendi sorumluluğunun bilincinde olan tüm milletvekillerini tahrik ettiğinden tepkilerine neden olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.
Genel Hukuk sistemi içinde, ihlâlleri manevi tazminat talebinde yol açan kişilik hakları Anayasamızın (12 - 16), (17 - 40) maddelerinde ele alınmış ve teminata bağlanmıştır. bundan başka gerek Medeni ve Borçlar Kanununda ve gerekse bu iki Yasa dışında kalan diğer Yasalarda manevi tazminat ile ilgili bir çok hükümler sevkedilmek suretiyle kişilik hakları konumya çalışılmıştır. Kişilik hakları, kişinin kendi özgür ve bağımsız varlığının bütünlüğünü sağlayan ve herkese karşı ileri sürülebilen mutlak bir haktır. Toplumda sulh ve huzurun hakça gerçekleşmesi için kişinin kendi haklarının ve bunların gösterdiği özelliklerin başkalarının haklarıyla olan ilişkilerine göre daraltılması veya genişletilmesi gerekir. Bu da diğer haklarda olduğu gibi kişilik hakkının korunmasının sınırsız olmadığını gösterir. BK. 49. maddesine göre sorumluluk için hukuka aykırılık, zarar, uygun neden sonuç bağı unsurlarının gerçekleşmiş olması gerekir. Haksız eylemin unsurlarından olan eylem (bir olgu) buna karşılık hukuka ayıkrılık ve zarar ise bu eylemn ahkkında değişik açılardan yürütülen değer yargılarıdır. Bunun gibi birlikte (ortak) kusurda bir değer yargılarıda çok kez bir yorumun, kişisel bir yorumun, kişisel bir takdirin söz konusu olacağı kuşkusuzdur. Tahrik şeklinde gerçekleşen ortak kusurun, her zaman BK.43. maddesindeki hukuka aykırılığın oluşmasını engelleyeceği ya da illiyet bağını keseceği ve bu itibarla manevi tazminata hükmolunamayacağı yolunda bir düşünce her zaman kabul edilemeyeceği gibi ağır tahrikin hiçbir zaman manevi tazminatın hükmedilmesine engel olmayacağı yollu bir düşünceye de yer verilmez. Bu itibarla önceden genel bir ilke tespiti mümkün olmamalıdır. O halde Hâkim MK.4. maddesinin kendisine verdiği yetkili kullanarak her somut olayda tahrikini, birlikte (ortak) kusurun gerçekleşme biçimi, niteliği, kapsamı ve özellikle vuku zamanı itibariyle ne gibi bir sonuç doğuracağını belirlemesi ve sonuçta tahrik şeklindeki ortak kusurun BK. 49. maddesindeki hukuka aykırılığın oluşmasına ya da illiyet bağını kesmesine neden olduğunu tespit etmesi halinde davanın reddine karar verecek, ancak tahrikin (birlikte kusurun) hukuka aykırılığın oluşmasını önlemediği, vehameti ber taraf etmediği sonucuna varması takdirinde de BK.43. ve 44. madde hükümlerini uygulamak suretiyle manevi tazminata hükmedecektir. Bu konudaki değerlendirme ve takdir hatası, her zaman Yargıtay'ca denetlenebiecektir. (Bkz. YHGK. 9.2.1983 T., E.4 - 1871 , K.121). Somut olaya gelince; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26.12.1991 tarihli oturuma ait tutanağın tetkikindan davacının yaptığı konuşmada Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ırkç bir düşünce ile (Türk halkı, kürt halkı) şeklinde ayırarak nitelindirdiği, (haksızlığa uğrayan insanların devlete olan güvenlerini yitirerek, ihkak-ı hak, yani adaleti kendi elleriyle gerçekleştirme yolunu seçtiklerini) söylemek suretiyle "Devletin Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü" ilkesini hedef alan yasadışı, bölücü terör örgütü PKK.nın kanlı eylemlerini ihkak-ı hak" olarak değerlendirdiği, kendisine verilen yasal konuşmasın bitirip kürsüden inmediği ve (Kars'ın Digor ilçesinin Dolaylı ve Arpalı Köylerinden akraba olan iki gencimiz çatışmalarıda can verdiler, biri asker biri PKK.lıyldı) diyerek ülkeyi bölmeyi amçlayan bu terör örgütüne mensup silahlı eylem yapan terörist ile ülkesinin bölünmez bütünlüğü sağlamak için canını feda eden Türk askerini eşdeğer tuttuğu, "Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü korumaya" namuzu ve şerefi üzerine yemin etmiş milletvekilillerinin bu konuşma üzerine sırak kapaklarına vurarak ve bağırarak tepki gösterdikleri ve kürsüye doğru yürüdükleri anlaşılmıştır. Davacının delil olarak gösterdiği oturuma ait bant kaydı mahkemece gözlenmiş ve kürsüye doğru ilerleyen milletvekilleri arasında bulunan davalı milletvekili Sadık Avundukluoğlu'nun kürsüye çıkarak davacyı iki eli ile tuttuğu, dava dışı başka bir milltevekilinin de davacıyı kürsüden indirdiği tespit edilmiştir. Davacı milletvekilinin Meclis Genel kurulu'nca yaptığı konuşmada söylediği yukarıda belirtilen sözleri ve Meclis B aşkanının süresinin bitmesi nedeniyle yaptığı ihtarlar, mecliste oluşan heyecanlı ve eletkrikli havaya rağmen sözlerini bitirip kürsüden inmeme şeklinde gerçekleşen davranışı yerine getirilmeis gereken bir Kamu görevi anlayışının çok ötesinde, her dinleyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşında tepki uyandıracak şekilde gerçekleşen ağır tahrik niteliğindedir. Devletin değerlerine bu kadar ağır bir dil ile tecavüz etmesi olgusunun Anayasamızın 83/1. maddesi sınırları içinde kabul edilmesi ve hukuka uygun blunduğundan söz edilmesi olanaksızdır. Hal böyle olunca da davacının bu ağır tahriki (ortak kusuru) davalını özellik arzeden ve kürsüye çıkarak davacının kolundan tutmak şeklinde gerçekleşen davranışındaki hukuka aykırılık nitelğini izale edecek yoğunlukta ve oranda bulunduğundan ve hatta giderek illiyet bağını kesmesi dahi mümkün bulunduğundan, davalının basın mensuplarına söylediği (Bölücülere izin vermeyiz) sözcüklerinde genel nitelikte bulunması nedeniyle bu davada davacı yararına hiç bir şekilde manevi tazminata hükmetmeye gerek bulunmamaktadır.
Mahkemece, yukarıda belirtilen hukuki olgu ve esas gözetilerek davanın reddine krar verilmek gerekirken, kaulüne karar verilerek davacı yararına bir miktar tazminata hükmedilmiş olması bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki karada direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. bu nedenle dirdenme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı (BOZMASINA) oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy