(506 S. K. m. 79)
Dava: Taraflar arasındaki "hizmet tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 5. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 17.7.1995 gün ve 1994/425-1996/1021 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 23.9.1996 gün ve 1996/8025-7371 sayılı ilamı:
(... Davacının 1974-1978 tarihleri arasında Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi olarak çalışmakta iken 1978 tarihinde aynı işyerinde Emekli Sandığına tabi olduğu ve bu güne kadar sandık iştirakçisi statüsünü devam ettirdiği anlaşılmaktadır. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı yasanın 79/8 maddesi gereğince çalışılan yılın sonundan itibaren değişiklikten önceki maddeye göre 10 yıl, maddenin değişikliğe uğradığı tarihten sonra ise 5 sene içerisinde davanın açılması gerekir. Olayda davacının Sosyal Sigortalar Kurumu'na bağlı çalışması 1978 tarihinde sona erdiğine ve davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıllık hak düşürücü süre geçtiğine göre davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı düşüncelerle kabulü yolunda hüküm kurulmuş olması usule ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacının, davalı işveren Bakanlık nezdinde geçen ve diğer davalı Kurumca kabul edilmeyen 1.3.1977 - 31.3.1977 tarihleri arasındaki (30) ve 1.5.1977 - 22.4.1978 tarihleri arasında geçen (352) günlük çalışmalarının sigortalı hizmet oluğunun tespitine ilişkin istemi mahkemece aynen kabul edilmiştir.
Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece, yukarıda açıklandığı şekilde davanın olayda gerçekleşmiş bulunan hak düşürücü süre nedeniyle reddi icabettiği gerekçesiyle davalılar yararına bozulmuşur.
Yerel mahkemece; Bozma ilamının, 1.3.1977 - 31.3.1977 tarihleri arasında kalan (30) günlük çalışmaya ilişkin kesimine uyulmasına ve bu çalışmalarının tespitine yönelik istemin hak düşürücü sürenin geçmiş bulunması nedeniyle reddine,
1.5.1997 - 22.4.1978 tarihleri arasında geçen (352) günlük çalışmaların tespitine yönelik bölümünde ise, davacının bu çalışmasının bitim tarihinden itibaren aynı işte, hiç ayrılmaksızın Emekli Sandığına tabi olarak çalışmasını sürdürmesi nedeniyle bu kesim için hak düşürücü sürenin uygulama olanağının bulunmadığı gerekçesiyle direnilmesine karar verilmiştir.
Yerel mahkemenin bu kararını taraf vekilleri temyiz etmişlerdir. 79/8. maddesi hükmüne göre, "Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalılar çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 10 yıl içerisinde, dava tarihinde yürürlükte bulunan madde metnindeki uygulanan süre-mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.
Maddenin açık hükmü karşısında, davacının tespitini istediği direnme konusu bir kesim çalışmalarının sona erdiği tarihten sonra ayrılmaksızın aynı işyerinde Emekli Sandığına yada Sosyal Sigortalar Kanunu'na tabi olarak çalışmasını sürdürmesi veya ayrılıpta hakdüşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmaya başlamasının, hakdüşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve bu süretle hakdüşürücü sürenin kesilmesi veya durmasının mümkün bulunmadığı ortadadır. Giderek, Özel Dairenin ve Hukuk Genel Kurulu'nun benimsediği yerleşmiş görüş ve uygulamalar da bu doğrultudadır. Hal böyle olunca da açıklanan nedenlerle direnme kararının sırf bu gerekçeye dayanılarak kurulmuş bulunması isabetli değildir.
Ne var ki; Dosya içeriğinde yer alan ve önceki aşamalarda gözden kaçtığı anlaşılan bir kısım bilgi ve belgelerden, davalı Sosyal Sigortalar Kurumu müfettişi tarafından işyeri kayıtları üzerinde, on yıllık hakdüşürücü süre içerisinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen 31.12.1985 tarihli tutanakla davacının, bozma ilamına karşı mahkemece, gerek uyulan ve gerekse direnilen kesime ait çalışmalarının gerçek olduğunun ve böylece davacının bu süreler kadar davalı işveren Bakanlığa ait bu işyerinde çalıştığının saptandığı ve Kurumca da, saptanan bu çalışma gün sayıları için tahakkuk ettirdiği prim borcu ile gecikme zammı tutarlarının yatırılması için diğer davalı işveren idareye yazılı bildirimde bulunduğu ve davalı işveren tarafından da yine on yıllık hakdüşürücü süre içerisinde ve 28.8.1986 tarihinde bu meblağın tamamının itiraza uğramadan Kurumun Banka hesabına yatırıldığı açık-seçik anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan gerek 506 sayılı Kanun'un 130. ve gerekse 1475 sayılı İş Kanunu'nun 89. maddelerine göre sigorta müfettişleri tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerdendir... Kaldı ki, dosya içeriğinden aksine bir kanıt bulunmadığına tartışmasızdır.
Böyle olunca da, bütün bu fiili ve hukuki gerçeklerin ışığı altında, olayımızda maddede öngörüldüğü biçimde davalı Kurumun, davacının dava konusu çalışmalarını bilemediğinden ve tespit edemediğinden bahsedilemeyeceği gibi, Kurumun şu şekildeki tespiti ve yazılı istemi üzerine, primleri yatıran işveren davalı idareninde yönetmelikle tespit edilen belgeleri vermediğinden sözedilmesi de mümkün değildir. Bu durumda olayımızda olduğu gibi hakdüşürücü süre içerisinde dava konusu çalışmaların Kurumca öğrenilip tespit edilmesi ve işveren tarafından da kuruma gerekli belgelerin verilip, primlerinde yatırılmış olması halinde, artık sözkonusu çalışmalar bakımından hakdüşürücü sürenin geçtiği kabul edilemeyeceği gibi anılan maddedeki unsurların gerçekleştiğide ileri sürülemeyeceğinden, direnme kararı, sırf bu nedenlerle ve açıklanan değişik gerekçeye dayanılarak onanmalıdır.
Sonuç: 1- Davalıların yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle direnme kararının açıklanan gerekçe ve nedenlere (ONANMASINA),
2- Mahkemece bozmaya uyulmak suretiyle reddine karar verilen istem kesimi yönünden ise davacının temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Dairesine gönderilmesine, 2.5.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy