(506 S. K. m. 66) (743 S. K. m. 1) (2829 S. K. m. 8)
Dava: Taraflar arasındaki "kurum işleminin iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 5. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 25.12.1996 gün ve 1996/1217 E. 2192 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 30.1.1997 gün ve 1997/624-574 sayılı ilamı:
(... Davacıların murisi İ. T.'in ölümünden önce, 1.1.1993 tarihinden, ölüm tarihi olan 18.9.1995 tarihine kadar Bağ-Kur sigortalısı olmasına göre, ölüm aylığının, 2829 Sayılı Kanun'un 8/2 maddesi uyarınca en son sigortalılığın gerçekleştiği Bağ-Kur tarafından bağlanması gerekirken, yazılı gerekçe ile SSK tarafından bağlanmasına karar verilmiş olması Usul ve Yasa'ya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Uyuşmazlığın çözümü davada uygulanacak 2829 Sayılı Sosyal Güvenlik Kurumları'na tabi olarak geçen hizmetlerin birleştirilmesi hakkındaki Kanun'un 8/2 maddesinin yorum yoluyla gerçek amacının tespitinde toplanmaktadır.
Anılan Yasa maddesinde "ancak malûllük, ölüm 5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu'na göre yaş haddinden re'sen emekli olma ve bağlı oldukları Kurumun kanunla değiştirilmesi hallerinde ilgililere hizmet sürelerinin sonucusunun tabi olduğu kuruma kendi mevzuatına göre aylık bağlanır" sözlerine yer verilmiştir.
Somut olayda, davacıların miras bırakanın, 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Yasası'na tabi sigortalı sıfatıyla; 1.7.1976 - 31.12.1992 tarihleri sarasında süren sigortalılık süresinin 5 yıldan fazla, keza prim ödeme gün sayısının ise 3781 gün olduğu, 1.1.1993 tarihinden ölüm tarihi 18.9.1995 tarihine kadarda, kendi nam ve hesabına, bağımsız çalıştığından Bağ-Kur üyesi bulunduğu, dosyadaki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşıldığı gibi, bu konuda bir uyuşmazlık da söz konusu değildir.
Bu bağlamda hemen belirtelim ki, miras bırakanın (sigortalının) Bağ-Kur üyesi olduğu 18.9.1995 tarihi itibariyle, 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nda ölüm aylığı balanmasını düzenleyen 66/c maddesinde öngörülen hem sigortalı olma süresi, hem de prim ödeme yönünden aranan koşulları da fazlası ile iktisap ettiği kanıtlanmıştır.
Diğer bir anlatımla, sigortalının 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 66/c maddesi uyarınca ölüm aylığı yönünden kazınılmış haklarınının doğduğu çok açıktır.
Şu durum karşısında, 506 Sayılı Yasa'nın 66. maddesince ölüm aylığı bağlanması durumunda, sigortalının alacağı ölüm aylığı parası, 2829 Sayılı Yasa'nın 8/2 maddesince hizmetlerin birleştirilmesi yoluyla alacağı ölüm aylığı parasından çok fazladır. Oysa Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin bozma kararında dayanılan "ilgililere hizmet sürelerinin sonuncusunun tabi olduğu kuruma, kendi mevzuatına göre aylık bağlanır" şeklindeki yasadaki sözcükten hareket edildiğinde, daha az bir aylık bağlanacaktır ki; bu durum Sosyal Güvenlik Sistemi ile yasanın amacına da aykırılık oluşturacağında kuşkuya yer yoktur. Görüldüğü üzere; Özel Daire söz ve deyimlerin lafzi anlamına sıkı sıkıya bağlanarak Yasa maddesini yorumlayarak sonuca kavuşmuştur. Ne var ki, çoğu defa tek başına metinden hareket ederek yorum yoluna başvurmak sağlıklı sonuca kavuşmayı önleyebilir. Yasanın amacı sözle (lafızla) çelişiyorsa, söze değil amaca önem verilmek gerekir. Yorumda asıl olan, adalete uygun sonuca kavuşmak olmalıdır.
Bir Kanun hükmünün, yasaya konulmuş amacına yakırı sonuç doğuracak şekilde yorumlanması hukuk ilkelerine ve yasanın hem sözü ve hem de özü ile uygulanmasını öngören M.K.'nun 1. maddesine uygun olmaz (Bkz. 22.2.1997 gün ve 1/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı). Gerçekte de; Somut olayda izlenildiği gibi, Sosyal Güvenlik Kurumları arasında norm ve standart birliği bulunmamaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumları arasında, yalnızca aylıkların seviyesi bakımından değil, koruma kapsamına alınan tehlikeler ve hak kazanma şartları bakımından da farklılıklar olduğu belirgindir. Nitekim, S.S.K.'nun en geniş kapsamlı koruma garantisi sağlayan sigorta kurumu durumunda olduğu, bilinen bir gerçektir.
Önemli olan, hangi kurum olursa olsun, aynı külfete katlanan insanların aynı haklara sahip olmasının sağlanması geçerli bir çözüm yoludur. Esasen, Sosyal Güvenlik Kurumları'nın görevi Sosyal Sigorta kanunları çerçevesinde kapsama aldıkları kişileri koruma garantisini sağlamaktır. Sigorta hukukunda amaç, Yüksek Standartta Sosyal Güvenlik sağlayan bir sistemin oluşturulmasıdır. Yine, Sosyal Sigortalar külfet - nimet dengesi üzerine kurulan kurumlardır. O nedenle, külfetin (çalışıp primleri ödemek) karşılığının alınmaması Sosyal Güvenlik Sistemi'nin amacıyla bağdaşmaz ve böyle bir uygulamada kabul edilemez. Buna, zıt bir yorum, sisteme duyulan güveni ortadan kaldırır. En önemlisi, yükümlülüklerini zamanında yerine getirenlerin bir anlamda cezalandırılması olur ki, bu sosyal adalet duygusunu aşındırır. Öte yandan bozma kararında görüldüğü şekliyle Yasa yorumlandığında; çalışıp inanıp güvenerek, primlerini ödeyen sigortalı katlandığı külfetin karşılığını alamayacaktır. Farklı bir anlatımla, en fazla ödediği halde, en az alacaktır. bu durum külfet - nimet dengesini bozacağından, üstün görülemez dahası, Yasa'nın aradığı koşulları yerine getiren özellikle istenilen hizmet sürelerini çalışıp dolduran ve primlerini düzenli bir şekilde ödeyen sigortalının ona uygun hakkını alması zorunludur. Esasen, 2829 Sayılı Yasa'nın amacı da, hiçbir Kurumdaki hizmeti, yaşlılık, malûllük ölüm aylığı gibi aylık bağlamalara yeterli olmayan sigortalı ve hak sahiplerine aylık bağlamasını sağlamak ve değişik Kurumlardaki hizmetler birleştirilerek ziyan olmasını önlemektir. Böylece, Sosyal Güvenlik sağlayarak, kişileri yaşadıkları toplum içinde insan onuruna yaraşır şekilde ve onu başkalarına muhtaç etmeyecek, asgari bir hayat Standartı sağlanmak istenmiştir. Aksinin düşünülmesi, 1982 Anayasası'nın 62 nci maddesinde belirtilen, Sosyal Güvenliğin bir insan hakkı olduğuna ilişkin ilkeye de aykırılık oluşturur. Açıklanan nedenler altında yerel mahkemece verilen karar yasanın amacına Sosyal Güvenlik Sistemine tamamen uygun görülmüş; onanması gerekmiştir.
Sonuç: Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 05.11.1997 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy