(6762 S. K. m. 20) (818 S. K. m. 364, 367)
Dava: Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy Asliye 2. Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 25.10.1995 gün ve 1993/339 1995/1070 sayılı kararın incelenmesi Davalı ve Karşı Davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 5.2.1996 gün ve 1996/323-590 sayılı ilamı:
(..... 1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle, teknik bilirkişiler tarafından davacı karşı davalıda bulunan kalıpların değerinin fennen tespit edilmiş bulunmasına göre, aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2- Yanlar arasındaki 22.4.1986 günlü protokol, bir süre içermemektedir. 13.2.1992 tarihine değin bu protokol uygulanagelmiştir. O tarihte, davalı karşı davacı, fiyat artışlarının çok yüksek olması nedeniyle sözleşmeye devam edilemeyeceğini, ilişkiye son verilebilmesi için kalıpların belli bir zaman süresinde kendilerine teslim edilmesini istemiştir. Bu yazının, feshi ihbar niteliğinde olduğu ve kalıpalrın iadesi için davalının takdirine bırakılan mehil sonunda sözleşme ilişkisine son verileceği amacını taşıdığı açıktır.
Öte yandan, 1992 yılı tüm siparişi, süregelen uygulama gibi, 20.11.1991'de bildirilmiş, 9.12.1991 ve 12.3.1992 tarihli yazılarda da, bunda değişiklik yapılmıştır. Siparişin aylara göre giderek azaltılmış olmasından davacı karşı davalı haberlidir. Aslolan imalatın buna göre yerine getirilmesidir. Basiretli bir tacirden beklenen budur (TTK. m.20/2). Kaldı ki, 13.2.1992 günlü ilişkiye son verileceğine dair ihbarı da almıştır. O halde, sipariş miktarı dışında davalı karşı davacının mal almaya zorlanması beklenemez. Yanlar arasındaki protokolün VIII. maddesinin son fıkrasında yer alan "İmalatçı firma bu sürelere uymak zorundadır. Aylık teslimatlar tespit edilmiş miktardan fazla yapılamaz...") hükmü de buna engeldir. Nevar ki, aynı sözleşmenin VII. maddesinde siparişin % 20 artırılabileceği öngörülmüş olmakla, tedbirli bir tacir olarak yüklenicinin bu miktar sipariş fazlasını elinde bulundurması, işin olağan akışına uygundur. Davaya konu emtianın, başka bir yerde kullanılamayacağına göre, davalı karşı davacıya verilmek üzere imal edildiği de açıktır. Bu nedenle, ilişkiye son verildiği tarihe değin, sipariş artı yüzde yirmi imalat fazlasının davalı karşı davacının kabul etmesi gerektiği kuralından hareketle, buna göre bilirkişilerden ek rapor alınarak sonuca varılması yerine, yapılan fesih ihbarına ve giderek azalan sipariş miktarına bakmaksızın davacı karşı davalının fazla imalat suretiyle elde kalan emtiayı davalı karşı davacıya kabul ettirmesi sonucu doğuracak biçimde karar verilmesi Usul ve Yasa'ya uygun düşmediği gibi, hakkaniyetle de bağdaşmadığından kararın bozulması gerekmiştir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı karşı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy