(506 S. K. m. 4, 87)
Dava: Taraflar arasındaki "menfi tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: İzmir 4. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 13.3.1996 gün ve 1994/1/1 E-1996/280 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 14.10.1996 gün ve 1996/3261-5646 sayılı ilamı:
(....... 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davacı, dava dışı C. İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret Limited Şirkete ile yaptığı sözleşmeye dayalı olarak adı geçen şirkette çalışan sigortalıların toplam 384./41.343 TL. tutarındaki prim borcu ve gecikme zammının davalı Kurumca istenilmesi üzerine borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 87. maddesinde, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı denir. Maddeye göre, aracıdan sözedilmek için, aracının aldığı işin, işverenin asıl işinin veya bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi olmalıdır. Her halde asıl işverene ait belirli işte onun bir bölümünü meydana getirecek biçimde bağlantılı olmayan işte sigortalı çalıştıran kimse aracı olarak kabul edilemez. Başka bir anlatımla, işverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa özellikle alınan işin görüldüğü yer ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilecek nitelikte ise, işi alan kimse aracı değil işverendir.
Somut olayda, davacı ile C. Ltd. Şti. arasında yapılan sözleşme (T, Eğitim ve Dinlenme Tesisleri Hizmet İşlerine) ilişkindir.
Asıl işverenden alınan Eğitim ve Dinlenme kampı Tesisi Hizmet işlerinin yapıldığı yerin, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız nitelikte işyeri, olduğu bu bakımdan asıl işverenin yürüttüğü bir işin bir kesimi, giderek bir bölümü veya eklentilerinin bir kesimi olmadığı, bağımsız bir nitelikte olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanun'un 87. maddesinin öngördüğü koşulların somut olayda oluşmadığı ortadadır. Öyleyse, davacının isteminin kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve Yasa'ya aykırıdır.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: 1- Yerel mahkemece davanın reddine ilişkin kurulun hüküm davalı SSK. vekili tarafından da temyiz edilmiştir. Özel Dairece anılan davalı SSK. vekilinin tüm temyiz itirazları reddedilerek hüküm davacı yararına bozulmuştur. O nedenle davalı SSK. yönünden kararın kesinleştiği açıktır.
Bu durumda hakkında hüküm kesinleşmiş bulunan davalı SSK.'nın direnme kararını temyiz hakkı bulunmamaktadır. O nedenle davalı SSK. vekilinin temyiz istemi red edilmelidir.
2- Davacı T. AŞ. vekilinin temyizine gelince:
Tarafların karşılıklı iddia v esavunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklandığı üzere;
1- Hakkında hüküm kesinleşmiş bulunan davalı SSK'nın direnme kararını temyiz hakkı bulunmadığından temyiz isteminin REDDİNE,
2- Davacı T. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy