(743 S. K. m. 633, 922, 933) (1086 S. K. m. 237)
Dava: Taraflar arasındaki "tespit ve muarazanın men'i" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon Asliye 2. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 3.12.1996 gün ve 1996/457-428 sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 6.5.1997 gün ve 1997/2914-6009 sayılı ilamı:
(..... Davacılar vekili, müvekkillerinin kök miras bırakanı "Didebanzade Hacı Abdülvahit'ten" gelme ve 1289 yıllarından beri onların davacıların ve miras bırakanlarının zilyetliğindeki 92, 95 ve 113 parsel sayılı taşınmazlara yönelik olarak davalıların önceden tapu iptal ve tescil davası açtıklarını; hiç bir ilgileri bulunmadığı halde, hükmen hak sahibi durumuna girdiklerini ileri sürmüşler; taşınmazlarda davalılara miras veya satın alma yolu ile mülkiyetin geçip geçmediğinin tespitini ve yaratılan muarazanın önlenmesini istemişlerdir.
Gerçekten, yanlar arasındaki önceden görülen tapu iptal ve tescil davasının sonuçlandırılıp kesinleştiği sabittir. Öte yandan, 113 parsel dışındaki davaya konu 92 ve 95 parsellere revizyon gören tapu kayıtlarının "Didebanzade Hacı Abdülvahit'ten" gelme olduğu da temyiz dilekçesine eklenen kayıtlarla belgelendirilmiştir. Bunun yanı sıra, önceki tapu iptal ve tescil davasında eldeki davaya konu yapılan maddi vakıanın hiç araştırılmadığı; tapu kayıtlarının getirtilip keşfen uygulanmadığı özellikle gerçek hak durumunun (maddi erçeğin) kesinleşmiş hükümde değerlendirilmediği, o davada kadastro öncesi sebebe girilmeyip yalnızca kadastral mirasçılık sıfatına bakılarak ve zaman aşımından söz edilerek karar verildiği; gerçek hakkın ortaya çıkarılması hususunun araştırılmasının ise, daire bozma kararı kapsamına alınmadığı anlaşılmaktadır.
Öyle ise; davacıların tespit niteliğindeki iş bu davayı açmakta hukuki yararları vardır.
Hal böyle olunca, dayanılan kayıtların eksiksiz olarak dosyaya getirtilmesi; hükme yeterli inceleme ve uyglamanın yapılması, böylece gerçek hak sahibinin (durumunun) ortaya çıkartılması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, kesin hükümden ve dava şartı olan hukuki yararın yokluğundan söz edilerek yazılı olduğu üzere red kararı verilmesi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurlunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz, edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K.'nun 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davalılar daha önce Trabzon Asliye 1. Hukuk Mahkemesine açtıkları ve 1993/21 E. sayılı davada, dava konusu Hazine'nin Gazipaşa Mahallesi 235 ada 92, 95 ve 113 parsel numaralı taşınmaz mallarda miras haklarının bulunduğunu ileri sürüp, görülmekte olan bu davanın davacıları adına olan pay tapu kayıtlarının iptali ile adlarına tescilini istemişler, dava kabul edilerek 20.9.1995 günü oluşan 508 sayılı karar Yüksek Yargıtay 1. Hukuk Dairesince onanarak, karar düzeltme istemi de 9.9.1996 da red edilerek kesinleşmiştir. O davanın davalıları, bu davada davacı durumundadırlar. Bu kerre aynı taşınmaz malların murisleri Didenbanzade Hacı Abdülvahitten geldiğini, bir kısım davacılara veraseten intikal ettiğini, bir kısmına da hem veraseten hem de satın almak suretiyle intikal ettiğini, 1289 dan beri zilyetliklerinde olduklarını ileri sürüp, daha önce oluşan işlemlerin büyük haksızlık olması sebebiyle, dava konusu taşınmazların hukuki aidiyetinin, davalılara miras yolu ile veya satın alma ile bir mülkiyet hakkının gelip gelmediğinin tespiti ile murazanın men'ine karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkeme ortada kesin hüküm bulunduğunu, bağımsız olarak açılan bu tespit davasında da bir hukuki yarar olmadığından söz ederek davayı red etmiştir.
Yüksek Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 6.5.1997 günlü kararında "113 parsel dışındaki davaya konu 92 ve 95 parsellere revizyon göre tapu kayıtlarının Didebanzade Hacı Abdülvahitten gelme olduğu da temyiz dilekçesine eklenen kayıtlarla belgelendirilmiştir. Bunun yanı sıra, önceki tapu iptal ve tescil davasında eldeki davaya konu yapılan maddi vakıaların hiç araştırılmadığı, tapu kayıtlarının getirtilip keşfen uygulanmadığı, özellikle gerçek hak dturumunun (maddi gerçeğin) kesinleşmiş hükümde değerlendirilmediği, o davada kadastro öncesinin sebebe girilmeyip, yalnızca kadastral mirasçılık sıfatına bakılarak ve zaman aşımından söz edilerek karar verildiği, gerçek hakkın ortaya çıkması hususunun araştırılmasının ise, daire bozma kararı kapsamına alınmadığı anlaşılmaktadır. Öyle ise davacıların tespit niteliğindeki iş bu davayı açmakta hukuki yararı vardır" biçiminde bir gerekçe ile hüküm bozulmuş, bu bozmaya Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ekseriyeti iştirak etmişlerdir.
Dava konusu uyuşmazlığın daha önce bir kesin hükümle (HUMK 237) çözümlenmemiş olması ise davacının davayı açmakta hukuki yararının bulunması dava şartıdır. Mahkemece kendiliğinden gözetilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.1.1968 tarih 8/1083-8 sayılı kararı). Davacının yararı hukuki olmalıdır. Hele hele kesin hükme ulaşmış ve çözümlenen bir konuda eksik araştırma veya incelemeyi belgelemek yahut açığa çıkarmak hukuki yarar olarak nitelendirilemez.
Öte yandan eda davası açılması yerine bir tespit davasının dinlenebilmesi için diğer dava şartlarının yanında davacının o hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde özel hukuki yararının bulunduğu ortaya konmalıdır. Taraflar arasında görülüp sonuçlanan dava sonunda oluşan kesin hükmü bertaraf gücünü hiçbir zaman kazanamayacak olan tespitte davacının hukuki yararının olduğunu kabul etmek kesin hüküm kararı ile bağdaşmaz.
Bu davanın konusunu oluşturan taşınmaz malların 1993/21 E. sayılı davanın da konusu olduğunda uyuşmazlık yoktur. Her iki davada da taraflar mülkiyet hakkına ve bunu belgeleyen tapu kayıtları ile veraset ilamlarına dayanmışlardır. Tarafların da her iki davada aynı olduğu anlaşılmıştır. Trabzon Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nin 1993/21 E. sayılı olup 11.9.1981 de açılan ve birçok kez Yargıtay incelenmesinden geçmek suretiyle kesinleşen kararın taraflar arasında kesin hüküm teşkil ettiğinde kuşku yoktur. Kaldı ki bu dava sebebiyle oluşan 19.10.1992 günlü 7268-12049 sayılı bozma kararında davanın kabulü gerektiğine işaret edilmek suretiyle usuli kazanılmış, hak dahi oluşmuştur. 1993/21 E. sayılı olup 12 yıl incelenen dava sırasında bazı konuların araştırılmamış veya eksik araştırılmış olması ancak o dava derdest iken mercilerinde tartışılabilir. O davada davanın davacılarının bazı savunma eksikliklerinin olması bazı delillerini ortaya koymamaları veya mahkemelerin hatalı tutumu, gerçek hakkın araştırılmadığı gibi bir neden, kesin hükmü bertaraf amacını taşıyan bu davanın görülmesini haklı kılamaz. Yerel mahkemenin kararı doğrudur. Onanmalıdır.
Full & Egal Universal Law Academy