(743 S. K. m. 613, 618, 661)
Dava: Taraflar arasındaki "elatmanın önlenmesi" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Devrek Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 3.10.1996 gün ve 1995/434 - 1996/509 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 1.Hukuk Dairesi'nin 31.3.1997 gün ve 3920-4333 sayılı ilamı;,
(...Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet, geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevler de yükleyen bir aynı haktır. Medeni Kanun'un 613. maddesinde "bir şeye malik olan kimse o şeyden kanun dairesinde dilediği gibi tasarruf edebilir" hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olKak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 661. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
Mülkiyet hakkının komşuluktan doğan takyitleri cümlesinden olan belirtilen düzenlemede, kayıt malikine kendi mülkiyet alanında bu hakkını kullanmasında komşusu bakımından özen borcu yüklenirken, özellikle zarar doğuran haller dışında, komşu taşınmaz maliki yönünden katlanma zorunluluğu bulunduğu da bir gerçektir. Nitekim, salt imara aykırılık iddialı elatmanın önlenilmesi ve yıkım veya sadece mahremiyetin ihlal edildiği savına dayalı pencere kapatma yoluyla muarazanın giderilmesi istekli davalarda, bu davaları dinlenmez kılan sebep, katlanma, hoşgörü ile karşılama zorunluluğudur.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim, somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşularının birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Somut olayda, davalının, daha önce kendi mülkiyet alanında iken, aydınlık olarak bıraktığı bölüme pencereleri olan beş katlı bir bina inşa ettiği, daha sonra taraflar arasında görülen dava sonucunda aydınlık bölümün hükmen davacı adına tescil edildiği, davacı binasında da bu aydınlığa bakan cephede pencereler bulunduğu çekişmesizdir. Ayrıca, bu yerde bitişik nizam inşaata uygun imar düzenlemesi olduğu da anlaşılmaktadır.
Davacı davada, bitişik imar düzenlemesinden kaynaklanan sakıncalar ile mahremiyetin ihlali iddialarına dayanmış, davalıya ait binadaki pencerelerin kapatılmasını istemiştir. Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre, mahremiyetin ihlalinden kaynaklanan zarar kanıtlanamamıştır. Öte yandan, yapıldığı zamanda ruhsatına uygun olarak inşa edilen bina ve bu binada mevcut pencerelerin, sırf bu yerde bitişik nizamın varlığı nedeniyle kendiliğinden zarar doğurduğunu kabul olanağı da yoktur. Kâldı ki zarar doğurduğu kanıtlanamayan imara aykırılık halinin yaptırımı idari olup, buna ilişkin çekişmelerin görülme yeri de adli yargı değil idari yargı yeridir. Diğer taraftan çekişme konusu pencerelerin mevcudiyetinin, davacının kendi mülkiyet alanında bitişik imar nizamına uygun olarak yapacağı muhtemel inşaata engel teşkil etmeyeceği de gözönünde bulundurularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü yolunda hüküm kurulması doğru değildir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 08.07.1998 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy