(3201 S. K. m. 3)
Dava: Taraflar arasındaki "tespit ve kurum işleminin iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gaziantep İş Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 25.12.1997 tarih ve 1997/326 E., 596 K. sayılı kararın incelenmesi davalı SSK vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2.3.1998 tarih ve 1998/1350-1362 sayılı ilamı ile; (... Davacı, yurda kesin dönüş yaptıktan sonra Federal Almanya'da geçen çalışmalarını 3201 sayılı yasa gereğince borçlandığını, kurumdan kendisine yaşlılık aylığı bağlanmasını talep etmesi üzerine yaşlılık aylığı bağlandığını ancak, bilahare yurda kesin dönüş yapmadığı iddiası ile yaşlılık aylığı ile borçlanmanın iptal edildiğini öne sürmüş, yaşlılık aylığının kesildiği tarihten itibaren yeniden bağlanmasına ve borçlanmanın geçerli sayılmasına, karar verilmesini istemiştir.
Ancak kurum, davacının kesin dönüş yaptığını beyan ettiği tarihi de kapsar biçimde Federal Almanya Cumhuriyeti'nden sağlık yardımı aldığını, sözü edilen sigorta kolundan yardım görenlerin yurda kesin dönüş yapamayacağını savunmuş ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
3201 sayılı "Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun"un üçüncü maddesine göre, yurt dışında geçen çalışmaların borçlanılabilmesi için yurda kesin dönüş yapmak esas koşuldur.
Davacının kesin dönüş yaptığını iddia ettiği tarihi de kapsar biçimde Federal Almanya Cumhuriyeti'nden sağlık yardımı aldığı konusunda taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık yoktur.
Davada çözümlenmesi gereken hukuksal sorun, yurt dışında sağlık sigortasından yardım alan sigortalının borçlanmak amacıyla yurda girdiği tarihin kesin dönüş sayılıp sayılamayacağı meselesidir. Yurt dışında sağlık sigortasından yardım alan sigortalının o ülkede oturma zorunda olduğu, o ülkeden ayrıldığı takdirde yapılan yardımın kesileceği bilinen gerçeklerdendir.
Söylenenleri özetlemek gerekirse, Federal Almanya'da sağlık sigortasından yardım almak, kişinin Almanya'da oturduğuna ve yurda kesin dönüş yapmadığına kuvvetli bir delil ve karine oluşturur. Ancak, bu karinenin aksi belirecek somut olayın özellikleri de göz önünde tutularak, aynı güçte delillerle kanıtlanabilir.
Davada davacının sözü edilen nitelikte herhangi bir delil getiremediği anlaşıldığı halde, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usûle ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Temyiz Eden: Davalı SSK vekili.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, 3201 sayılı yasa uyarınca yapılan borçlanmanın ve aylık bağlama işleminin geçerli olduğunun tespiti ile sataşmanın giderilmesi istemine ilişkindir. Davacının, Almanya'da işçi olarak çalışmakta iken, 31.8.1993 tarihinde malûlen emekli olduğu, bu çalışmalarını 13.8.1994 tarihinde borçlandığı, başvurusu üzerine de 1.9.1994 tarihinde yaşlılık aylığının bağlandığı hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık; borçlanma ve aylık bağlama tarihinde davacının yurda kesin dönüş yapıp yapmadığının tespiti noktasında toplanmaktadır.
Bu yönüyle davanın yasal dayanağı, 3201 Sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkındaki Yasa'nın 3. maddesidir. Anılan maddede;
"Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yurda kesin dönüş yapanların, kesin dönüş tarihinden itibaren yazılı istekte bulunmak ve yurt dışında geçen sürelerinin tamamını veya dilediği kadarını döviz olarak ödemek suretiyle borçlanabilecekleri" hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere; maddede borçlanabilme koşulu olarak "yurda kesin dönüş" yapılması esas alınmıştır.
Bu nedenle öncelikle bu kavramın hukuki amaç ve kapsamı ile sonuçlarının üzerinde durulması zorunludur.
"Yurda kesin dönüş yapma" yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarının çalışma hayatına yönelik tüm ilişkilerini, gerek çalıştığı işyerleri ve gerekse ilgili olduğu tüm sosyal güvenlik kuruluşları yönünden sona erdirerek, yerleşmek ve sosyal güvenliklerini de burada sağlamak üzere Anavatan' a dönüş yaptığını ifade eder. Yurt dışındaki işçi sıfatıyla, çalışma hayatıyla ilgili tüm bağlarını ve ilişkisini bitirmeden, geçici sürelerle yurda giriş yapmak ve Alman sosyal güvenlik kuruluşlarından yardım almak "kesin dönüş" yapıldığı anlamında kabul edilemez. Bu genel.açıklamadan sonra yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarının yurt dışındaki çalışma hayatına özellikle sosyal güvenlik kuruluşlarıyla olan bağlantıları ile sonuçta hasıl olan hukuki statüleri üzerinde durmaya sıra gelmiştir. Bunlan üç ana noktada toplamak mümkündür.
a) Geçici İşgöremezlik Yardımı: Bu durum iş akdi feshedilmeksizin, aktif sigortalılığın devam ettiği zaman kesitinde, sigortalının hastalanması halinde istirahatlı kaldığı sürelere ilişkindir.
b) İşsizlik Sigorta Yardımı: Gerçekten özellikle Alman sistemine göre işsizlik yardımı kendine özgü bir sosyal yardım olarak öngörülmüştür. Belirli koşulların varlığı halinde, Federal Almanya Cumhuriyeti işsiz kalanlara İş ve İşçi Bulma Kurumu aracılığı ile işsizlik parası ödemektedir: Bu yardımdan yararlanan kimseler, yardım süresince, İş ve İşçi Bulma Kurumu tarafından kendilerine teklif edilen işleri kabul ve işe başlama zorunluluğu altındadırlar.
c) Malûlen Emeklilik Durumu: Bu ahvalde, sigortalı fıziksel çalışma gücünü belli bir oranda yitirmiş ve iş akdi feshedilerek malûllük aylığına hak kazanmış ve malûlen emekli olmuştur.
Az yukarıda (a) ve (b) bentlerinde açıklanan hukuki statü içinde bulunan işçinin yurt, dışında (olayımızda Almanya'da) ikâmet ettiği ve iş ilişkisinin devam edegeldiğinin kabulü kaçınılmazdır. Diğer bir anlatımla bu iki durum kişinin yurt dışında oturduğuna ve yurda kesin dönüş yapmadığına kuvvetli bir delil ve karine oluşturur. Ancak bu karinenin aksi somut olayın özellikleri içinde belirlenecek aynı güçte delillerle kanıtlanabilir..
Ne var ki, yukarıda belirtilen "malülen emeklilik" durumda ise (a) ve (b) bentlerinde izahı yapılan ve kabul edilen sonuç kabul edilemez. Zira "malûlen. emeklilik"te belirtildiği üzere, iş akdi feshedileceği için başkaca bir koşularanmaksızın, 3201 Sayılı Yasa'nın 3. maddesinin özü ve sözüne uygun kesin dönüş koşulunun yerine geldiği, bunun tabii bir sonucu olarak da işçinin borçlanma talebinde bulunabileceği kabul edilmelidir.
Görüldüğü üzere (a); (b) ve (c) bentlerinde belirlenen durumların 3201 Sayılı Yasa'nın 3. maddesince borçlanabilmek yönünden hukuki sonuçları tamamen farklılık arz etmektedir.
Somut olayda; davacının Alman sigorta kurumundan malûlen emekli olduğu ve Alman makamlarınca kendisine yapılan ödemenin hastalık (sağlık) yardımı olduğu hususu uyuşmazlık konusu değildir. Yukarıda da açıklandığı üzere malûlen emeklilikte iş akdi feshedilmiş olduğundan başka koşul aranmaksızın 3201 Sayılı Yasa'nın 3. maddesinin özü ve sözüne uygun kesin dönüş koşulunun yerine geldiği, bunun doğal sonucu olarak da davacı işçinin borçlanma ve aylık bağlanması isteminde bulunabileceği kabul edilmelidir. Buna bağlı olarak Alman makamlarınca emekliliği kapsamında yapılan hastalık yardımının davacının kesin dönüş yapmadığı anlamına gelmeyeceği de açıktır.
Açıklanan nedenler karşısında usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.
Sonuç: Davalı SSK vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 4792 sayılı S. S. Kurumu kanunun 2868 sayılı yasa ile değişik 24/c maddesi uyarınca kurumdan harç alınmasına mahal olmadığına, 28.4.1999 tarihinde, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy