(2004 S. K. m. 16) (4046 S. K. Geç. m. 15) (2709 S. K. m. 152)
Dava: Taraflar arasındaki "şikayet" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 11. İcra Hakimliğince davanın reddine dair verilen 5.2.1998 gün ve 1998/6 E- 31 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 13.4.1998 gün ve 1998/3574 - 4004 sayılı ilamı;
(... Karar gerekçesinde de kabul edildiği gibi iptal kararı geriye yürümeyeceğinden takip tarihindeki durumun esas alınması gerekir. Anayasa mahkemesince iptal edilen 4046 sayılı Yasa'nın geçici 15. maddesinin bu iptal kararının yürürlüğe girdiği tarih olan 28.1.1998 tarihinden önce uygulanması gerekir. Somut olayda icra takibi 5.1.1998 tarihinde yapıldığına göre borçlunun takibin düşürülmesi isteminin kabulüne karar vermek gerekirken kabul edilen gerekçeye aykırı şekilde karar tesisi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlatıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle, Anayasanın 152. maddesince merci tarafından itiraz davası yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurulmadığından, dava dilekçesi hükmünde olan takip talepnamesinin icra müdürlüğüne verildiği 5.1.1998 tarihinde 4046 S.K. geçici 15. maddesine göre, alacaklının takip hakkından söz edilemeyeceğine göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Alacaklı davalının davacı borçlu aleyhine Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1996/489 nolu dosyasında alacak davası açtığı, davanın kabulle sonuçlanması üzerine alacaklının ilamı takibe koyduğu, borçlunun 4046 sayılı yasanın geçici 15. Maddesine göre takibin iptal edilmesi gerektiği yolundaki şikayeti üzerine icra tetkik merciinin Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının geriye yürüyeceğini belirterek şikayeti reddettiği, Yüksek Özel Daire'nin anılan yasanın geçici 15. maddesi uyarınca takibin iptal edilmesi gerektiği nedeniyle hükmü bozduğu, tetkik merciinin eski kararında direndiği görülmektedir.
Gerçekten 4046 sayılı özelleştirme yasasının geçici 15. maddesinde, özelleştirme kapsamına alınan kuruluşlar aleyhine yapılan takiplerin düşeceği, hacizlerin kalkacağı hükmü getirilmişken Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin Anayasa Mahkemesine itiraz davası açması üzerine maddenin Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptal edildiği, kararın resmi gazetede yayınlanma tarihinden itibaren üç ay sonra yürürlüğe gireceğine karar verildiği, icra takibinin 5.1.1998 tarihinde yapıldığı, Anayasa mahkemesi kararının 28.1.1998 tarihinde yürürlüğe girdiği konularında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık; takip tarihinde Anayasa Mahkemesi kararı yürürlükte olmadığına göre geçici 15. maddeye göre takibin iptaline karar verilip verilemeyeceği noktası üzerinde toplanmaktadır.
Burada, iptal kararının zaman açısından geriye uygulanabilirliği konusu üzerinde önemli durulmalıdır.
Anayasanın 153. maddesinin 5. fıkrası hükmüne göre Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez. Bu hüküm, aynı maddenin 3. fıkrasında yer alan, iptal edilen kanunun yada kanun hükmünde iptale ilişkin kararın Resmi Gazetede yayınlanması ile yürürlükten kalkacağına dair hükmü tamamlar niteliktedir. Bu hükmü, Evrensel bir hukuk kuralını yansıtmakta olup, Anayasa aykırı görülen hükmün iptal edilerek yürürlükten kaldırılması, kanun yürürlükte iken bu kanun hükmüne göre yapılmış uygulamaları, oluşturulmuş statüleri ve kazanılmış hakları etkilemeyeceğini, ifade eder. Ne var ki, bu kuralın geçerli olabilmesi için belli ve somut bir amacı öngörülen uygulamanın sonuçlanmış olması, statülerin oluşumlarını bitirmiş bulunmaları veya kazanılmış haklarını artık genel olma niteliklerinden arınmış olarak edinilmiş, özel hak kavramına dönüşmüş olmaları gerekir.
Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının geriye yürümezliğinin, iptal konusu olan hükmün takiplere ilişkin bir kanun hükmü olduğu dikkate alınarak az önce belirtilen unsurların özel hukuk ilkeleri gözönünde bulundurulmak suretiyle değerlendirilmesi gerekir.
İptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesinin en belirgin olduğu durum, kazanılmış hak kavramının söz konusu edildiği hallerdir. Gerçekten, özel hakları etkilediği için, iptal kararlarının geriye yürümezliği, kazanılmış haklar yönünden en çok üzerinde durulan bir kavram olarak kendini göstermektedir. Yukarıda da bir nebze belirtilmiş olduğu üzere bir hakkın kazanılmış hak haline gelebilmesi, diğer bir deyişle kazanılmış haktan söz edilebilmesi için, onun objektif statüden subjektif statüye girmiş olması lazımdır. Başka bir anlatımla, yasanın varlığı ile "Potansiyel" bir hakkın mevcudiyeti yeterli olmayıp, hak edinmeye götüren işlemlerin yapılmış veya şartlarının gerçekleşmiş olması suretiyle onun subjektif kişiye ait bir niteliği kazanmış olması gerekir. Bu nitelikleri taşımayan hakların veya statülerin kazanılmış hak olarak kabulü mümkün olamaz. Bu nedenle de bu gibi hallerde, iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesinin uygulaması düşünülemez.
Öte yandan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 76. maddesinde açıkça hakimin re'sen Türk Kanunları mucibince hüküm vereceği hükmüne yer verilmiş, keza Türk Medeni Kanun'unun 1. maddesine de aynı doğrultuda yer verilmiş, keza Türk Medeni Kanun'unun 1. maddesine de aynı doğrultuda hüküm getirilmiştir. Olayda hakimin karar verdiği tarihte Anayasa Mahkemesi kararı yürürlükte olup geçici 15. maddenin iptali kesinlik kazanmıştır. Bu durumda hakimi yürürlükten kalkan bir maddeye göre karar vermeye zorlamak hem Anayasaya hem yasaya, hem de hukukun evrensel temel kurallarına ters düşer.
Normlar hiyerarşisinde piramidin tepesinde Anayasa normu, sırayla altında kanun, tüzük ve yönetmelikler gelir. Çoğunluğun düşüncesi bu ilkeye de aykırıdır.
Anayasa aykırılığı ortaya çıkan herhangi bir yasa maddesine hiçbir şekilde dayanılamaz.
Nitekim geçici 15. maddeyle ilgili Yargıtay 10. ve 21. Hukuk Dairelerinin İçtihatları da azınlık görüşünde açıklanan ilkeler doğrultusundadır.
Konuya bir de salt adalet açısından yaklaşmakta yarar görülmüştür. Özel ve kamu kişisi ayrımı yapılmaksızın özelleştirme kapsamına alınan kuruluşlar hakkındaki takibin düşünmek kişiler yönünden ağır sonuçlar doğuran bir hüküm olup Anayasayla teminat altına alınan mülkiyet hakkını zedeler niteliktedir. Hal böyle olunca da sayın çoğunluğun kararı adil sayılamaz.
Açıklanan bu nedenlerle usul ve kanuna uygun olan kararın onanması görüşündeyiz.
KARŞI OY YAZISI
Anayasa Mahkemesi'nin, 28.10.1997 gün ve 23154 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan; 31.1.1997 gün 1996/66 E. 1997/7 sayılı kararı ile, yayımdan üç ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptal edilen, 4046 sayılı Özelleştirme Yasasının geçici 15. maddesine dayalı, İcra Memurluğunca durdurulan kararın haciz işlemine karşın İcra Tetkik Merciince verilen kararın Yargıtay 12. Daire tarafından bozulması sonucu, direnme üzerine, YHG. Kurulu sayın çoğunluğunca oluştururlar karar, Ana Yasanın 2., 10., 36., 152., ve 153. maddelerine aykırı olduğundan, iştirak etmek mümkün olamamıştır. Konunun Anayasal incelenmesine geçmeden, Anayasa Mahkemesi iptal kararı ile uyuşmazlık konusu olaya ilişkin kısa açıklama yararlı olacaktır.
I- 4046 SAYILI ÖZELLEŞTİRME YASASININ GEÇİCİ 15. MADDESİ VE ANAYASA MAHKEMESİ İPTAL KARARI, UYUŞMAZLIK KONUSU OLAY:
Sözü edilen Yasa maddesi getirdiği bir düzenleme ile; özelleştirme kapsamında bulunan kuruluşlar ile daha sonra özelleştirme kapsamına alınacak Kuruluşların her türlü borçlarından dolayı, taşınır, taşınmaz her türlü mal, hak ve alacaklarının haczedilemeyeceğini, konulmuş hacizlerin kalkacağı ve takiplerin düşeceğini öngören geçici bir madde kabul etmiştir.
Ne var ki, Hukuk Sistemimizde kabulü mümkün olmayan bu maddenin Yargıtay 10. Hukuk Dairesince, Anayasa'ya aykırılığı üzerine, Anayasa Mahkemesi, yukarıda sözü edilen kararı ile iptalini kararlaştırmıştır. Yüksek Mahkeme, iptal gerekçelerini, Anayasanın hak arama özgürlüğünü düzenleyen 36., eşitlik kuralına ilişkin 10. Hukuk devleti ilkesine dayalı 2. ve sosyal güvenliği öngörün 60. maddelerine dayandırmıştır. Anaya Mahkemesi, sözü edilen iptal kararında; borçlunun icra yoluyla izlenmesi ve borcunu ödememesi durumunda da, borcunu karşılayacak malının haczedilerek satılması yoluyla borcun ödenmesinin anayasal hak arama özgürlüğünün somut örneğini oluşturduğu oysa, geçici maddenin bu özgürlüğü engellediğini, özelleştirme kapsamında ki kuruluşlara Anayasanın 10. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesine aykırı bir ayrıcalık verildiğini ve bunun haklı nedene dayanmadığını, bir alacağın cebri icra yoluyla elde edilmesinin engellenmesi ve ödeme şekli ile zamanının başka bir hukuki güvenceye kavuşturulmaması nedeniyle, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan bir Devlet'le getirilen ayrık maddenin Anayasanın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkelerine uygun düşmediği gibi, Sosyal Güvenlik Kurumlarının güçlerinin dahi zayıflamasına neden olacağından Anayasa'nın 60. maddesine de aykırı olduğunu kabul etmiş ve geçici 15. maddeyi iptal etmiştir. Ne var ki, Anayasa Mahkemesi, iptal kararının yürürlüğünü üç ay ertelediğinden, karar, 28.1.1998 tarihinde uygulanma olanağı bulmuştur. Uyuşmazlık konusu iş ise, Yerel Mahkemenin önüne, özelleştirme kapsamındaki bir kuruluşun, kesinleşen mahkeme ilamına rağmen borcunu ödememesi ve borç karşılığı haczin durdurulması üzerine gelmiş ve mahkeme Anayasa Mahkemesi iptal kararı gereğini yerine getirerek, durdurulan haciz işleminin önünü açmış, iptal edilen kuralı zorunlu olarak dikkate almamıştır. İşte, Yargıtay özel dairesi, yerel mahkemenin bu kararını bozmuş ve takip tarihinde yürürlükte olan iptale konu geçici 15. maddenin olayda uygulanacak kural olduğunu belirlemiş, yerel mahkemenin direnmesi sonucu, sayın çoğunlukta bozma ilamını benimsemiştir. Bu tür bir sonuç ise, aşağıda gösterileceği üzere, Anayasal sisteme ters düşmüştür.
II- ANAYASAYA AYKIRILIĞI SAPTANAN BİR KURAL GÖRÜLMEKTE OLAN TÜM DAVALARDA UYGULANMA NİTELİĞİNİ YİTİRİR:
Anayasa açıkça aykırılığı saptanan ve yürürlükten kaldırılmış bir maddenin mahkemenin elinde ve görülmekte olan bir uyuşmazlıkta doğrudan uygulanması istenmekle, sayın çoğunluk, Anayasanın 2., 10., 36., 60. ve 138. madde hükümlerini gözardı etmiştir. Gerçekten Anayasanın 138. madde hükümlerini gözardı etmiştir. Gerçekten Anayasanın 138. maddesi Hakimlerin görevlerinde bağımsız olduklarını Anayasa'ya, amme ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm, vereceklerini amirdir. Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen işte, uygulanması. İstenilen kural, yukarıda gösterildiği üzere, temel Anayasal ilkelere aykırı şekilde hukuk sistemimize girmiş ve bu durum Yüksek Mahkemece tescil edilmiştir. Anayasal aykırılıkların yargılamanın her aşamasında mahkemelerce doğrudan gözönünde tutulması, Anayasanın 138. maddesi hükmü gereğidir. Bir an için, Anayasa mahkemesinin iptal kararı olması dahi, Anayasaya açıkça aykırı olan söz konusu kural gene mahkemelerce uygulanmayacak, aykırılığın, her durumda, yetkili Anayasa Mahkemesi önüne getirilmesi gerekecekti. Nitekim, S.S. Kurum prim alacakları nedeniyle takip hukukuna uyulan Yargıtay'ın sözü edilen bir dairesi, sorunu Anayasa Mahkemesine taşımış ve eldeki işleri bekletici sorun yapmış, iptal konusu kuralı uygulamamıştır. Yargıtay'ın diğer bir dairesi 21. Hukuk Dairesi de, aynı şekilde davranmış, Anayasaya aykırılığı açık bir durumu gözardı edememiştir. Sayın çoğunluk ise; Anayasanın, "Hukuk Devleti" "Eşitlik", "Hak arama özgürlüğü", ve "sosyal güvenlik" ilkelerine açıkça aykırılığı saptanan ve sonuçta, ilama dayalı bir alacağın tahsilini engelleyen, takip kurallarını tıkayan bir kurala geçerlik tanıyarak, anayasal ilkelere ters düşmüştür.
III- İTİRAZ YOLUYLA İPTAL KARARLARI VERİLEN İPTAL KARARLARI TÜM MAHKEMELERİ BAĞLAR:
Öte yandan sayın çoğunlukça benimsenen ve anayasanın 153/5. maddesinde yer alan "iptal kararları geriye yürümez" kuralı da anayasaya uygun biçimde yorumlanmamıştır.
Gerçekten, Anayasa, Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisinde etkisini gösteren, yukarda ki kural'dan başka kurallar da kabul etmiştir. Bu kuralların birlikte değerlendirilmesi sonucuyla ancak, iptal kararlarının zaman içinde etkisi ortaya konabilir. Anayasanın 152. maddesi, itiraz yoluyla, Anayasa Mahkemesi iptal kararlarına uymak zorundadır. Bu durumda; itirazcı mahkeme, görmekte olduğu ve iptal kararından önce açılmış bir davayı, Anayasa Mahkemesi kararına göre çözerek ve iptal kararının etkisini geriye yürütülecektir. Aksi halde, ilgili kanun hükmünün iptali işleyen tarafın iptal hükmünden yararlanmayacağını bilerek itiraz yoluna başvurmasının mantığını bulmak güç olacaktır (Bkz. Prof. Dr. Ü. Azrak, Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliği, Anayasa Yargısı, 1984, Ank. S. 161 - 162, Prof. Dr. M. Kıratlı, Anayasa Yargısında Somut Norm Denetimi, 1966, Ankara, S. 173, Prof. Dr. N. Bilge, Anayasa Mahkemesi Kararlarının Geriye Yürümezliği Sorunu, Ankara Barosu Dergisi, 1990/3. S. 362).
Öte yandan, 1982 Anayasası, 1961 Anayasasının, iptal hükmü niteliğinde olmayan, fakat yalnız tarafları bağlayan (İnter pares) Anayasa aykırılığı tesbit hükmünü kabul etmemiş, mahkeme önüne gelen aykırılık iddiaları ister itiraz yoluyla ister iptal davası yoluyla gelsin, verilen iptal kararlarının herkes için (erga omnes) bağlayıcı olduğunu 153/6. maddeleriyle açıkça kabul etmiştir. Bu yön sözü edilen maddenin gerekçesinde aynen şöyle ifade edilmiştir; "... Olayla sınırlı, yalnız tarafları bağlayıcı iptal kararları hakkındaki fıkra, hukukun genel ilkeleriyle çelişki yaratacağı düşünülerek metinden çıkarılmıştır." (Bkz. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Komisyon Raporları ve Madde Gerekçeleri, Sh. 227).
Bununla beraber, Prof. Dr. Ü. Azrak'ın değişiyle, gözden kaçırılmamalıdır ki, 1961 Anayasasının yürürlükte olduğu dönemde de Anayasa Mahkemesi itiraz yoluyla gelen işlerde sahip olduğu "yalnız oluyla sınırlı ve tarafları bağlayıcı karar verme yetkisinin" kullanmaktan kaçınarak herkesi bağlayıcı (erga omnes) nitelikte karar vermeyi yeğlemiştir. Buna rağmen AYM'nin bu gibi hallerde verdiği iptal kararları, Anayasaya aykırılık itirazını ön mesele, bekletici sorun yapan mahkemelerde, uyuşmazlık konusu olayda doğrudan doğruya uygulanmıştır. (Bkz. Prof. Dr. Ü. Azrak a.g.t. Sh. 162)
Belirtilen görüş 1987 yılında Lizbon'da yapılan Avrupa Anayasa Mahkemeleri VII. Konferansında, Türkiye Raporunu sunan, Prof. Dr. Ergun Özbudun ve Doç. Dr. Yılmaz Aliefendioğlu tarafından da ortaya konmuş ve işlerde uygulama durumunda bulunan başka mahkemelerin, iptal hükmünü yok kabul etmeleri yolunda bir görüşün benimsenemiyeceğini, aksi takdirde haksız ve adalete aykırı durumların ortaya çıkacağını, Anayasaya aykırılığın saptanmasının, bir yasa yada yasa hükmünün bu belirlemenin bir zaman kesitiyle sınırlı tutulamıyacağını, Kanunların Anayasa'ya aykırı olamıyacağını ve hükümlerin önce Anayasa'ya uygun karar vermek durumunda olduklarını, bu kural Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş ise, hakimin bakmakta olduğu aynı nitelikli başka davalardaki işlerde dahi iptal edilmiş kararı yok kabul ederek karar vermeleri gerektiğini, iptal kararlarının geriye yürümeyeceği yolundaki hükmün, iptal kararlarının İHTİLAF HALİNE GETİRİLMEMİŞ MUAMELELERE TESİR ETMEYECEĞİ anlamında anlaşılması gerektiğini, mahkemelerin bu yolda karar verdiklerini, raporlarında açıkça belirtmişlerdir (Bkz. Anayasa Yargısı, 7. Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı, Anayasa Mahkemesi Yayını No: 12 Ankara 1988).
Bu arada Anayasa 152/3. maddesinde kabul ettiği bir kuralla; itiraz yoluna başvuran bir mahkemenin, esas hakkındaki kararının kesinleşinceye kadar, Anayasa Mahkemesi iptal kararlarını dikkate alması gerektiği hükme bağlanmış ve 153/son maddesinde ise, iptal kararlarının, Yasama, Yürütme, Yargı organları ile idare makamlarını gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı öngörülmüştür. Anayasanın, bu kuraldan bahisle, Prof. Bilge; Anayasa Mahkemesi iptal kararının bir hükmün kesinleşmesinden sonra, fakat icra aşamasında ulaşması halinde, iptal kararı icra organını da bağlayacağından, mahkeme kararı icra olunamaz ve iptal kararının geriye yürüyeceğini kabul etmektedir. (Bkz: Prof. Bilge a.g.m; sh. 364, Prof. Dr. Erol Cansel, Anayasa Mahkemesi Üyesi, Anayasa Mahkemesi'nin verdiği iptal kararından doğan kimi sorunlar, Anayasa yargısı, Anayasa Mahkemesi yayını no: 27 sh: 95).
Belirtilen Anayasal kural ve yapılan açıklamalardan bir sonuca ulaşmak gerekirse; denilebilir ki; ister yerel, ister üst mahkemelerin, bakmakta oldukları bir davada uygulanan yasa kuralının, Anayasa Mahkemesince iptali halinde, bu iptal kararı, tüm mahkemeleri kesinleşme aşamasına kadar bağlar ve iptal kararı geriye yönelik etki yapar.
Anayasa aykırılığı saptanan yasa kuralının İcra Hukukuna yönelik olması bu Anayasal zorunluluğu etkilemez ve ortadan kaldırmaz.
Bu yönlerden, sayın çoğunluk kararı Anayasal ilke ve kurallara uygun olmamıştır.
IV- UYUŞMAZLIK KONUSU İŞTE KAZANILMIŞ HAK KAVRAMININ YERİ YOKTUR:
Çoğunluk kararı, Anayasal "kazanılmış hak" kavramı ile de bağdaşmamaktadır. Yukarıda açıklandığı gibi, görülmekte olan bir dava da, kazanılmış haktan söz edebilmek için, yargılamanın tüm aşamalarının bitirilmesi, kısaca, ortada bir "kesinleşmiş karar" olması gerekir.
Henüz, dava mahkemesi aşamasında olan bir uyuşmazlıkta, "kesin yargı" durumundan söz edilebilir mi?
Kaldı ki; değil itiraz yolu ile gelen işler, iptal davası yolu ile gelen davalarda dahi, "kazanılmış hak" kavramı çok dar bir biçimde yorumlanmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin 12.12.1989 günlü E. 1989/11, K.1989/48 ve 9.12.1989 günlü E. 1989/14, K. 1989/49 sayılı kararlarında ortaya koyulduğu gibi, "kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan (maaş gibi) tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haklar için söz konusudur. Anayasaya aykırılığı saptanan yasa hükümlerine göre elde edilen haklar, ilerisi için kazanılmış hak oluşturmaz ve uygulanma niteliğini yitirir".
Özel hukuk alanında ise; doktrinde de kabul edildiği üzere; alım, satım bir defada ödeme veya teslimle hemen tamamlanan işlemler için, bunların dayanağını oluşturan yasanın iptali halinde kazanılmış hak oluşur. Buna karşın, vekalet, kira sözleşmesi, dava ilişkisi gibi birbirini izleyen çeşitli aşamalardan oluşan ve her bir aşamada birbirinden ayrı ve bağımsız hakların doğduğu bu sürekli ilişkilerin dayandığı yasa iptal edilirse, ilerisi için kazanılmış haktan söz edilemez. (Bkz: Prof. Dr. Erol Cansel s.g.m. sayfa 102)
Şu duruma göre henüz yargılama aşamasında bulunan bir mala haczedilmezlik veya dokunulmazlık getiren bir yasa kuralının iptali durumunda, kaldırılan haczedilmezlik konumuna göre, işlemlere devam edilmek gerekirken, Anayasaya aykırılığın sürdürülerek, alacaklı hakkının askıda bırakılması, hukuk devleti yönünden ve kazanılmış hak ilkesi açısından savunulamaz.
Sonuç: Anayasanın üstünlüğünün sağlanması, hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilmesi, hukukun temel ilkesi ile adalet ve hakkaniyete dayalı bir sistemin gerçekleştirilmesi yolunda, mahkemelere çok önemli bir görev verilmiş, Anayasal denetimin, yargılamanın her aşamasında, süre sınırlaması söz konusu olmaksızın yapılması, Anayasanın 152. maddesinde öngörülmüştür. 1982 Anayasası, 1961 Anayasasına göre "somut norm" denetimi sonunda verilen iptal kararlarının herkes için bağlayıcı olduğunu kabul etmekle, bu denetimin önemini daha da arttırmıştır. Çoğunluk kararı Anayasanın bu anlayışı ile uygun düşmeyecek biçimde, yukarıda açıklandığı biçimde, Anayasanın temel ilkelerine aykırılığı açıkça konan bir kurala geçerlik tanıdığından, bu karara katılmak mümkün olmamıştır.
Full & Egal Universal Law Academy