(1086 S. K. m. 38) (818 S. K. m. 162)
Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 30.12.1996 gün ve 1995/369 E-1996/1119 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 9.9.1997 gün ve 1997/2998-5383 sayılı ilamıyla;
... Davacı, davalı arsa sahipleri ile davalı yükleniciler arasında düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca yapılmakta olan inşaatta yükleniciye ayrılan dava konusu bağımsız bölümü yüklenicilerden satış vaadi sözleşmesi ile satın almıştır. Davaya konu bağımsız bölüm arsa sahiplerinden E.I. adına kayıtlı bulunmaktadır. Davacı, tapu maliki E.I.'yı hasım göstermeden sadece akidi olan yüklenicileri hasım göstermek suretiyle bu davayı açmış, mahkemenin isteği üzerine, 3.7.1995 tarihli harçsız bir dilekçe ile arsa sahiplerini davaya dahil ettirmiştir. Neticede; mahkeme davayı kabul etmiş, hükmü; davalı arsa sahipleri vekili temyize getirmiştir.
Tapu iptali ve tescil davalarında husumetin hakkın sahibi bulunan tapu malikine yöneltilmesi Yasa gereğidir. Tapu maliki hasım gösterilmeden açılan bir davada, bilahare harçsız bir dava dilekçesi verilmesi suretiyle tapu malikinin davaya katılması usule uygun değildir. Mahkemece; davacıya tapu maliki aleyhine harcını da vermek suretiyle usulüne uygun dava açması için önel verilmeli, verilecek önel için de böyle bir dava açılır ise eldeki dava ile birleştirilmesi yoluna gidilerek bundan sonra işin esasına girilmelidir. Bu yön gözetilmeksizin hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
Kabule göre de;
Kural olarak arsa sahibi ile yüklenici arasında kat karşılığı inşaat yapılması hususunda sözleşme düzenlendiğinde ve sözleşme koşulları yerine geldiğinde yüklenici kişisel hak kazanır. Yüklenici bu kişisel hakka dayanarak arsa sahibinden sözleşme uyarınca kendisine bırakılan bağımsız bölümlerin mülkiyetlerinin adına nakledilmesini isteyebilir veyahut ta Borçlar Yasası'nın 162 ve izleyen maddeleri uyarınca, yazılı olmak koşulu ile arsa sahibinin rıza ve muvafakatini almaya gerek görmeden söz konusu kişisel hakkını üçüncü kişilere temlik edebilir. Üçüncü kişi de gerek sözleştiği yükleniciye ve gerekse arsa sahibine karşı temellük ettiği bu kişisel hakkı ileri sürme olanağına sahiptir. Ancak; yukarıda da belirtildiği üzere tescil istenebilmesi için yüklenicinin edimini eksiksiz yerine getirmiş olması gerekir. Bununla birlikte, yüklenicinin noksan bıraktığı işler pek az bir boyutta bulunur, başka bir anlatımla arsa sahipleri tarafından tahammülü mümkün ölçülerde eksiklik kalırsa, bu eksikliklerin yükleniciden bağımsız bölüm satın alan kişi ya da kişiler tarafından tamamlanması veya tutarının para ile ödenmesi suretiyle noksanlığın karşılanması hallerinde bağımsız bölüm satın alan bu kişi veya kişilerin tescil isteme haklarının varlığı kabul edilebilir. Somut olayda yüklenicinin % 68,4 oranında iş yaptığı belirlendiğine ve belirlenen bu oran pek cüz'i mahiyette kabul edilemeyeceğine göre tescil isteğinin kabulü doğru bulunmamıştır..." gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalılar vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve satın almaya dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Yerel mahkemenin bozma kararı, iki bentte toplanmakta olup, birinci bent davada pasif husumet ehliyetinin eksikliği ve tamamlanması yönündendir ve esasa ilişkindir. İkinci bentte açıklananlar ise kabule göre bozma anlamındadır.
Yerel mahkeme birinci bentteki esasa ilişkin bozmaya uymuş, ikinci bentte belirtilen kabulü göre, bozmaya karşı direnmiştir.
Hemen belirtelim ki, Yargıtay dairelerince kabule göre, yapılan bozmalar hukuki nitelikçe bir yol gösterme, tavsiye, uyarma ve dikkat çekme amaçlı bir eleştiriden ibarettir. Diğer bir anlatımla yerel mahkemeye usulün 429/3. maddesi uyarınca direnme hakkı tanınan kararlardan değildir. O nedenle, az yukarıda açıklanan nitelikte kabul biçimine göre, şeklindeki deyimle ifade olunan Yargıtay Özel dairelerince verilen bozmalara karşı direnilmesi hukuken mümkün değildir.
Hal böyle olunca, ortada varlığından söz edilebilecek bu yerel mahkemece verilmiş bir direnme kararı olmadığı sadece yeni bir hüküm kurulduğunun kabulü gerekir.
Bu durumda dosya yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Dairesine gönderilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenler altında bozma hükmüne uyularak verilen yeni karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 14. Hukuk Dairesine Gönderilmesine, 18.11.1998 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy