(1086 S. K. m. 297)
Dava: Taraflar arasındaki "tespite itiraz" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Yavuzeli Kadastro Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 25.2.1997 gün ve 1996/9 E-1997/4 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nin 4.11.1997 gün ve 1997/4908-4888 sayılı ilamı ile; (...Mahkemece bozmaya uyulmakla lehine bozma yapılan taraf yararına usuli müktesep hak doğar. Bozmaya uyan mahkeme bozma doğrultusunda eksiksiz araştırma, inceleme ve uygulama yapmakla yükümlüdür. Mahkemece bozma kararına uyulmuş ise de bozma kararında öngörülen biçimde inceleme yapılmamıştır. Bozma kararında gerek talepnamede ve gerekse akit tablosunda kullanılan (mühüründe) davacı Nuriye Güngören'e ait olup olmadığının kanıtlanması gereğine değinilmiştir. Davalılar mühürün davacıya ait olduğunu savunduklarına göre, ispat külfeti davalılar müdürün davacıya ait olduğunu savunduklarına göre, ispat külfeti davalılara düşer. Bu mühürün başka yerde kullanılıp kullanılmadığı ve davacıya ait olup olmadığı konusunda davalılara kanıtlama olanağı sağlanmalı ve davalıların bildireceği tüm deliller toplanarak, kullanılan mühürün davacıya ait olup olmadığı saptanmalıdır. Öte yandan; bozma kararında akit tablosunda tanık olarak imzaları bulunan kişiler ile talepnameyi düzenleyen muhtar ve azaların ve aynı işlem ile bağışta bulunan diğer mirasçıların da dinlenmeleri gereğine değinilmiştir. Mahkemece aynı işlem ile bağışta bulunan Ayşe Demir, Fatma Yılmaz, Meryem Özdemir ile akit tablosunun düzenlenmesi sırasında tanık olarak görev yapan Osman Karakan ve İsa Özdemir ile talepnameyi düzenleyen muhtar ve azaların tümü tanık sıfatıyla dinlenmeli, beyanlar arasındaki aykırılığın yüzleştirme yapılarak giderilmesine çalışılmalı, davacı Nuriye'nin akitin düzenlendiği sırada hazır olup olmadığı ve işlemin sahte olarak yapılıp yapılmadığı, mühürün kendisine ait olup olmadığı kesin olarak saptanarak ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetsizdir. Kararın bu nedenle bozulması gerekirken, yanlışlıkla onandığı anlışılmakla, dairemizin 15.7.1997 gün ve 1997/2910 esas ve 1997/3392 sayılı onama kararının kaldırılarak hükmün açıklanan nedenlerle bozulmasına...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK 2494 sayılı yasa ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü.
Karar: Dava konusu taşınmazların miras bırakandan intikal ettiği, tapulu olduğu ve aralarında mirasçılık ilişkisi bulunduğu tartışmasızdır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı Nuriye Güngör'ün taşınmazlardaki paylarını davalı kardeşlerine bağışlayıp bağışlamadığı ve tapuda yapılan işlemin geçerli olup olmadığına ilişkindir. Davacı taşınmazlardaki paylarını davalılara bağışlamadığını, gerek talepnamedeki ve gerekse akit tablosundaki mührün kendisine ait olmadığını ileri sürmüştür. 2.2.1960 tarihli talepname ile 7.2.1960 tarihli akit tablosunda davacı Nuriye Güngör adına mühür kullanıldığı belirlenmiştir. İşlemlerin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan bilimum 8.10.1960 tarih ve 268 numaralı tapu sicil nizamnamesinin 14. maddesinde, bilumum taleplerin tahriri olacağı ve yazı bilmeyenlerle amalar hakkında Borçlar Kanunu'nun 14 ve 15. maddelerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Davacı Nuriye Güngör'ün yazı bilmediği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Borçlar Kanunu'nun 15. maddesi "imza vaz'ına muktedir olmayan her şahıs, imza yerine usulen tasdik olunmuş ve el ile yapılmış bir alamet vazetmeye yahut resmi bir şahadetname kullanmaya mezurdur" hükmünü taşımaktadır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesinde "imza vaz'ına muktedir olmayan veya yazı bilmeyen şahsın hayati ihtariye ve mahalline maruf iki şahıs tarafından tasdik edilmiş ve el ile yapılmış bir işaret veya mühür istimal etmesi caizdir" hükmüne yer verilmiştir. Kanunun açık hükmü karşısında mührün kullanılabilmesi ve sahibi yönünden bağlayıcı olabilmesi için ihtiyar heyeti ve iki şahit tarafından onaylanmış olması zorunludur. 2.2.1960 tarihli talepnamede mühürün Nuriye Güngör'e ait olduğu açıklanarak ihtiyar heyeti tarafından onanmış ise de ilmuhaber iki tanık tarafından imzalanmamıştır. Mühürün ihtiyar heyeti ve iki tanık tarafından onaylanmış olduğu kanıtlanmadıkça kullanılan mühür davacı yönünden bağlayıcı nitelik taşımaz. Bu nedenle kullanılan mühürün usulen onanmış olduğunu kanıtlamak üzere davalılara olanak tanınmalı, 2.2.1960 tarihinden önceki köy defterleri getirtilerek bilirkişi incelemesi yaptırılmalıdır. Öte yandan, bozmadan sonra tanık olarak dinlenilen ihtiyar heyeti azası Sait Demir, imza atıp mühür kullanmadığını, ilmuhaber altındaki mührün kendisine ait olmadığını diğer aza Vakkas Kaplan ise senedin tanzimi sırasında hazır bulunmadığını, davalı Ali Sakar'ın getirdiğini ve kendisinin mühür bastığını bildirmiştir. Mahkemece bu tanık beyanları tartışılıp değerlendirilmemiştir. Davalılardan Mehmet Sakar ise 31.1.1975 tarihli oturumda davacı Nuriye Güngör'ün tapuya müracaat etmediğini, kullanılan mührün de kendisine ait olmadığını açıklamıştır. Mahkemece davalının bu beyanının kabul niteliğinde olduğu ve hissesi yönünden bağlayıcı nitelik taşıması gerektiği de dikkate alınmamıştır.
Açıklanan ve özel daire kararında belirtilen şekilde araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 21.10.1998 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy