(818 S. K. m. 41) (2918 S. K. m. 3, 85, 20, 104)
Dava: Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İskenderun 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.7.1995 gün ve 1994/363 E- 1995/772 K. sayılı kararın incelenmesi davalı Koopex-Export-İmport Co vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 3.6.1997 gün ve 1997/3939-5708 sayılı ilamı:
(..... Davalı Kopex Export Import Şirketi vekili savunmasında; müvekkilinin kazaya karışan 27 SC 551 plaka sayılı kamyonun olaydan önce 30.9.1993 tarihli fatura ile dava dışı Salih Boğa HLF Kollektif Şirketine satıp teslim ettiğini, ancak adı geçen alıcının trafikte devir işlemini yapmadığını, bunun üzerine ilgili Emniyet Müdürlüğüne 19.1.1994 tarihli yazı ile başvurarak aracın kaydının devrini talep ettiklerini, 2918 sayılı K.T.K.'nun 3. maddesine göre, olayın meydana geldiği 14.4.1994 tarihinde işleten sıfatının bulunmadığını ileri sürerek davanın husumet yönünden reddini istemiş olup, bu husus dosyaya ibraz edilen, teklif mektubu, fatura, davalı şirketin Islahiye Emniyet Müdürlüğü'ne verdiği dilekçe örneklerinden tespit olduğu gibi, dava dilekçesinin 7 nolu bendinde davalı şirketin anılan aracı 30.9.1993 tarih ve 023157 nolu fatura ile Salih boğa Halefleri Koll. Şirketine sattığı ve zilyetliğini devrettiği, davalı şirketin aracın trafik kaydının alıcıya devri için 10.1.1994 tarihinde trafik şube müdürlüğüne yaptığı başvurunun satışın noterden yapılamaması nedeniyle reddedildiği, aracın 30.9.1994 tarihinden beri Salih Boğa halefleri kollektif elinde olduğu ancak trafik kaydına göre davalı şirkete husumet yöneltildiği belirtilmiştir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85. maddesine göre, motorlu aracın neden olduğu zarardan işleten sorumludur.
Aynı yasanın 3. maddesinde başka bir kimsenin aracını kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işleten ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunan kimsenin işleten sayılacağı öngörülmüştür.
Olayımızda davalı şirketin aracı dava dışı Salih Boğa halefleri kollektif şirketine satışı resmi şekilde yapılmadığından 2918 sayılı K.T.K. 20/d maddesine göre geçersiz ise de, satışla birlikte 30.9.1993 tarihinde aracın alıcıya teslim edildiği ve o tarihten sonra alıcı Salih Boğa Hlf Kollektif şirketi tarafından kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği, başka bir anlatımla kazanın meydana geldiği 14.4.1994 tarihinde davalı şirketin işleten sıfatının bulunmadığı sabittir.
Hal böyle olunca davalı Kopex Eksport-İmport şirketi haklarındaki davanın husumet yönünden reddi gerekirken yazılı şekilde tazminatla sorumlu tutulması doğru olmadığından yerel mahkeme kararının bozulması icap ettiği halde bu yön Dairemizce gözden kaçırılarak hükmün onandığı anlaşıldığından, HUMK.'nun 440. maddesi gereğince davalı şirket vekilinin yerinde görülen karar düzeltme isteminin kabulü uygun görülmüştür.
Yukarıda açıklanan nedenlerle karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 10.6.1996 tarih 1995/11718 Esas, 1996/5445 karar sayılı onama, kararının kaldırılmasına ve Kopex Export Import şirketi hakkındaki davanın husumet yönünden reddedilmek üzere yerel mahkeme kararının Bozulmasına...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava çözümlenmesi gereken sorun "işleten"in hukuki niteliğini belirlemekte toplanmaktadır. İşleten bir terim olarak yasa'ya girmiştir. 232 sayılı Yasayla değişikliğe uğratılmadan önceki eski Yasa, "kullanan" deyimini; 232 sayılı Yasa ise "kullanan" sözcüğünün yerine "araç sahibi" demekteydi; ne var ki bu deyimler kesin ve yeterli sonucun sağlanmasına elverişli olmadığından şekli ölçüyle birlikte aşağıda açıklandığı üzere maddi ölçü kıstasının da olaylara uygulanmasını zorunlu kılmıştır, şekli ölçüye göre işleten, satışa esas olan tescil belgesinde (m. 19) aracın fenni muayene ve trafiğe çıkmasının temelini oluşturan trafik belgesinde (m. 21), sigorta poliçesi ile (m. 91) vergi kaydında adı yazılı kişidir (Ahmet Kılıçoğlu, 2918 sayılı Yasa'ya göre araç, işletenin sorumluluğu, Batider C.XII, Sa: 2-3; Bolat Bolatoğlu, Karayolları Trafik Kanunu'na Göre Motorlu Araç, İşletenin Hukuki Sorumluluğu, Ank. 1988, s. 55). Maddi ölçü ise araçtan yararlanmayı ve araç üzerindeki eylemli egemenliği temel alır. Hemen belirtelim ki yeni Yasa, bu temel olgu üzerine oturtulmuş; fakat çeşitlemelere yer verilmiştir.
O nedenle konunun daha aydınlığa kavuşması için işleten çeşitleri üzerinde durulması kaçınılmazdır. Kimlerin işleten olabileceği Yasada sıralanmıştır. Öncelikle vurgulayalım ki kimin araç sahibi olduğu konusunda, trafiğe tescil ve tescil belgesi ile sahiplik ve satış belgesi birer delil işlevi niteliğindedir (Bkz. Bolatoğlu, Op. Cilt. 65 vd.) Yasa, 3. maddesinde "Araç sahibini, Araç için adına yetkili idarece tescil belgesi verilmiş veya sahiplik veya satış belgesi düzenlenmiş kişidir" şeklinde tanımlanmıştır. Tescilli araç, ancak noter sözleşmesiyle devredilir ve noter, ertesi günü tescilin sağlanması için durumu bildirir (m. 20/d ve 20/e). İşte bu arada bir kaza olduğunda o zaman aracın kim yararına kullanıldığına bakılarak sorumlu kişi tespit ve tayin edilecektir.
Trafik sicilinde adına kayıtla bulunan kişi, aracı, kendi hesabına ve kendisine ait olmak üzere kullanıyor ve araçtan çıkar sağlıyorsa, kişiliğinde hem şekli hem de maddi anlamda işletenlik sıfatını birleştirmiş olur.
Noterlerin, düzenleme yoluyla yaptığı satış ve devir işleminin arkasından yapılacak tescil, mülkiyete karine oluşturması bakımından önem taşır. O nedenle kuşku ve duraksama hasıl eden durumlarda aracın malikine işleten özüyle bakmak ve buna ağırlık vermek yerinde olacaktır (Bkz. Ergün Özsunay, Trafik Hukukunda Zarar Gideri mi Sorumlusu olarak "işleten" (Araç sahibi" Kavramına İlişkin Bazı sorunlar, Batider Temmuz 1971, C.VI, s. 1, sh. 83-110)
Araç işleticisi deyimi 17.10.1996 değişikliğiyle Birinci Bölüm başlığı altında 85. maddenin matlabına girmiştir ki, ticari araç işleteni anlamına gelmektedir.
Motorlu aracın, bir teşebbüsün ünvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi durumunda bu teşebbüs de sorumluluğa katlanacaktır. Buna teşebbüs sahibinin sorumluluğu denir.
Teşebbüs sahibi üçüncü maddedeki tanımlamaya göre "işleten" değildir; fakat gerek motorlu araç sahibi ve gerekse araç işleticisiyle birlikte müteselsilen zarar görene karşı sorumludur. Başka bir söyleyişle teşebbüsün sorumlu olması gereken durumlarda işletenin sorumluluğu kalkmış olmaz. Yine mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi durumlarda kiracı, ariyet veya rehin alan kişilerde öteki işleten sıfatına sahiptirler. Bunların yanında birde varsayımlı işletenlik söz konusudur. Gerçekte de yasa, zarar görenleri danışıklı (muvazaalı) işlem birde varsayımlı işletenliği öngörmüştür (m.3). Kişiler, üçüncü kişilere karşı danışıklı işlemlere girişebilirler. Örneğin, mal varlığı az ya da yok olanlar üzerlerine aracı kaydettirebilirler, rehin vermiş ya da kiralamış gözükebilirler. İşte Yasa koyucu bu durumda "ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere, işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse bu kimse işleten sayılır" demektir.
Kanıtlama yolu ile kişi ya da kişileri belirleme, ona ya da onlara temlik anlamda işletenlik niteliği vermez; işleten gibi sorumlu olmaları sonucunu doğurur.
Öyleyse öncelikle görünür işletenlere başvurulduğu ve kuşkulu bir durum söz konusu olmadığı sürece sorumluluk yolunda hüküm kurulmalıdır. Davacıların iddiaları ya da davaların savunmaları varsayımlı işletenliğe yöneldiğinde muvazaalı işlemler konusundaki genel ilkeler gözetilmelidir. Açıklanan yasal kuralların ışığında somut olaya bakıldığında, sav savunma dosyada toplanan delil, bilgi ve belgelerden aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere eylemli biçimde işletenin dava dışı Salih Boğa ve halefleri Kollektif Şirketi olduğunda kuşku ve duraksamaya yer bulunmamalıdır. O nedenle sözü edilen yasa hükümleri uyarınca davalı şirketin işleten sıfatı bulunmadığı açıktır.
Hal böyle olunca Özel Dairenin bozma kararına uyulması gerekirken direnilmesi Usule ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı Koopex-Export Co vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı BOZULMASINA yapılan 2. görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy