(6183 S. K. m. 51) (818 S. K. m. 72, 104)
Taraflar arasındaki "menfi tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gaziantep 5. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 15.7.1996 gün ve 1995/987 E-1996/626 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 25.6.1997 gün ve 1997/228-6600 sayılı ilamı ile; (...Gecikme zammı, faiz niteliğinde olmadığı gibi faiz benzeri alacakta kabul edilemez. Sözleşmelerde kararlaştırılan gecikme zammı hukuki niteliği itibariyle bir borcun gününde ödenmemesi halinde alacaklının gecikme zammı süresince borçluya tanıdığı vade karşılığı belirli bir oranda borca yapılan ilave olup, bu sürede borçlunun temerrüdünden söz edilemez. Somut olayda davalı idarenin asıl alacak ve gecikme zammını hesap ederek vadeli ödeme için aldığı bonolara da gecikme zammı ve bunun KDV. sinin uygulamasında bir usulsüzlük yoktur. Mahkemece bu yönler gözardı edilerek yazılı olduğu şekilde yeterli olmayan bilirkişi görüşüne itibar edilip davanın kabulü isabetsizdir ...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacının sarfettiği elektrik borcuna ilişkin asıl borcu gösteren fatura bedellerine aynı dönem için sadece gecikme zammı, borçlunun temerrüde düşmesi halinde ise asıl alacak ve gecikme zammından oluşan toplam alacağa salt temerrüt faizi uygulanması gerekir. O nedenle uyuşmazlığın çözümünde aylara göre tespit edilen borcun oluşumu ile kaynaklarının ve ödenen miktarların mahsubunun sağlıklı bir biçimde tespit edilmesi zorunludur.
Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde bu yönün Yargıtay denetimine elverişli açıklıkta olmadığı görülmektedir. Bu durumda yapılacak iş; az yukarıda açıklanan kural da gözönünde tutularak hukukçu ve hesap uzmanlarından oluşturulacak bilirkişi kuruluna inceleme yaptırmak, hasıl olacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar vermekten ibarettir.
Yukarıda açıklanan yönler gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Karar bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 08.07.1998 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy