(1475 S. K. m. 73) (1086 S. K. m. 237) (506 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Zonguldak 1. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 22/5/1997 gün ve 1997/506 E- 605 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin
. gün ve 1997/4669-4841 sayılı ilamı ile; (... Zararlandırıcı olaya maruz kalan işçinin, olay günü işyerinde çalışırken, çalışır halde bulunan konveyörün tamburunu durdurmadan temizlemek isterken tambur ile bant arasında sıkışarak iş kazası sonucu ölmüştür.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işveren, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanununun 73. maddesinin açık buyruğudur.
Kardeş, M. Karaduman'ın açtığı 1987/1026 esas sayılı tazminat davasında alınan 6.2.1989 günlü bilirkişi raporunda; işçinin %100 oranında kusurlu olduğu belirtilmiş, kardeşin açtığı davada alınan kusur raporu hükme esas alınmıştır.
Oysa hükme dayanarak alınan rapor, aynı olayda iş kazası geçiren Mehmet'in açmış olduğu maddi ve manevi tazminat davasında alınmış ve Mehmet'in eylemi değerlendirilerek verilmiş kusur raporudur. Anılan kusur raporunun, bu davada bağlayıcı güç ve nitelikte olduğu söylenemez. Bu bakımdan, bu davada davacının durumu ve işyerindeki çalışma koşulları göz önünde tutularak, uzman bilirkişilerden yeniden kusur raporu alınması gerektiği söz götürmez.
Mahkemece yapılacak iş; işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişilere konuyu yeniden inceletmek, verilen rapor dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilmek ve sonuca göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; bir iş kazası sonucu oğlunu kaybeden davacının maddi ve manevi zararlarının giderimi için açtığı tazminat davasına esas olmak üzere; daha önce, ölenin kardeşince, aynı olay nedeniyle işveren aleyhine açılıp kesinleşen davada alınan kusur raporu ile buna bağlı oluşturulan hükmün kesin yargı çerçevesinde bu davada tarafları bağlayıp bağlamayacağı noktasında toplanmaktadır. Mahkeme, kardeşin açtığı dava sonucu, düzenlenen kusur raporu ve buna dayalı verilen hükmün bu davada bağlayıcılığını kabul etmiş, Özel Daire ise, aksi görüşle, işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından yeni bir kusur raporu alınması gerektiğini hükme bağlamıştır.
Öncelikle, belirtilmelidir ki, sözü edilen iki dava yönünden ortada HUMK. nun 237. maddesinin öngördüğü biçimde konu, taraf ve davaların dayandığı maddi olguların birliği açısından kesin hüküm söz konusu değildir.
Bu yönden kesin hükme dayanılarak sonuca kavuşmak isabetsizdir. Ancak, aralarında dayanılan maddi olgular bakımından birlik olan iki davada, kusur raporu esas alınarak kurulup kesinleşen önceki dava güçlü bir delil oluşturacağı düşünülebilir.
Ne var ki, aşağıda açıklandığı üzere, somut olayın özelliği ve uyuşmazlığın çözümünde doğrudan ilgili Yasa maddelerinin ışığında değerlendirme yapıldığında, sözü edilen güçlü delil kuralına bu davada dayanılması mümkün görülmemiştir. Gerçektende; Sosyal Sigortalar Kurumunun aynı olay nedeni ile işverene karşı, 506 sayılı yasanın 26. maddesine dayalı açmış olduğu rücu davası bu arada sonuçlanmış verilen karar ile ve işverenin sorumluluğunun varlığı, işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı açısından yöntemine uygun inceleme ve araştırmaya dayanılarak açıkça ortaya konmuş ve işverenin olayda %60 kusur oranı saptanmıştır. Bu bağlamda hemen belirtelim ki, bu sorumluluk, bakılmakta olan davanın yasal dayanağını oluşturan 1475 sayılı yasanın 73. maddesinde öngörülen sorumluluktan daha dar nitelikte ve işvereni, belli koşullarda sorumlu tutan 506 sayılı yasanın 26. maddesi çerçevesinde işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatına dayalı sorumluluktur.
Hal böyle olunca, davacının Miras Bırakanının ölümüyle sonuçlanan iş kazasında, tarafların İş ve Sosyal Güvenlik mevzuatının öngördüğü biçimde tüm eylemlerini ve olgularını değerlendiren ve sonuçta sorumluluklarını ortaya koyan rücu davasına ilişkin kesin yargı kararına üstünlük tanınmasında kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.
Bu durumda, 1475 sayılı yasanın 73. maddesine uygun şekilde işverenin sorumluluğu saptanmış olması karşısında davanın ekonomik kurullarla çözümlenmesi kuralı da göz önünde tutulduğunda rücu davasında benimsenerek hüküm kurulan ve davalı işverenin %60 kusurunu saptayan bilirkişi görüşlerine itibar edilerek uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekir. Yerel Mahkemenin direnme kararı açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 04.03.1998 gününde, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy