(3417 S. K. m. 4, 7) (5521 S. K. m. 1) (506 S. K. m. 80, 134)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Merzifon Asliye Hukuk (İş) Mahkemesince davanın görev nedeniyle reddine dair verilen 2/10/1997 gün ve 1995/429 E-1997/340 K. Sayılı kararın incelenmesi Davalı SSK. Vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 12/12/1997 gün ve 1997/8108-8204 sayılı ilamı ile, (.... Mahkemece dava görev nedeniyle reddolunmuşsa da bu sonuç usul ve yasaya uygun değildir.
Gerçekten davanın yasal dayanağı 3417 sayılı Yasanın 7. maddesidir. Anılan maddede işverenlerin ücretlerden yapacakları tasarruf kesintileri ile sağlayacakları işveren katkılarını 4. maddede belirtilen süreler içinde ilgililerin banka hesaplarına yatırmamaları halinde yatırılması gereken miktarlar resen veya ilgililerin başvurusu halinde Sosyal Sigortalar Kurumunca 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun primlerin tahsiline ilişkin hükümleri dairesinde tahsil olunarak, alınacak gecikme zammı ile birlikte ilgili banka hesabına yatırılır hükmü öngörülmüştür. Bu durumda davanın görevli İş Mahkemesinde görülüp çözümlenmesi gerekirken, davanın belirtilen nedenle reddi usul ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, hukuki nitelikçe, Tasarruf kesintileri ile işveren katkılarının ödenmesi, başka bir anlatımla, davalıların yasadan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemeleri nedeniyle uğramış olduğu zararın giderimi istemine ilişkindir. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı belirgin olarak 9/3/1988 gün ve 3417 Sayılı Yasanın 7 nci maddesidir: Anılan maddede, işverenlerin ücretlerinden yapacakları tasarruf kesintileri ile sağlayacakları işveren katkılarını 4. maddede belirtilen süreler içinde ilgililerin banka hesaplarına yatırmamaları halinde yatırılması gereken miktarlar resen veya ilgililerin başvurusu halinde, Sosyal Sigortalar Kurumunca 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun primlerin tahsiline ilişkin hükümler dairesinde tahsil olunarak alınacak gecikme zammı ile birlikte ilgili banka hesabına yatırılır" hükmü yer almaktadır. Somut olayda davalıların yukarıda sözü geçen yasanın 7 nci maddesinde öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmedikleri giderek davacıyı zarara uğrattıkları uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, görevli mahkemenin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Bu konuyu, sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturmak için davalıların hukuki statüleri üzerinde durmak ve bu konuyu iki ana noktada toplamak mümkündür:
a) Davacı ile işveren Belediye arasındaki ilişki:
Tasarruf kesintisi ile işveren katkısının ödenmesi gerektiği dönemde davacı ile işveren Belediye arasında hizmet akti olduğu, giderek bu ödemelerin hizmet aktinin sonucu olduğu ortadadır. Hal böyle olunca uyuşmazlık geniş anlamda, işçi ile işveren arasında, hizmet akdinden kaynaklandığı davacının dava açtığı sırada pasif sigortalı olması bu hakkın doğduğu andaki statüyü etkilemeyeceği tartışmasızdır. Bu nedenle sorunun 5521 Sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince İş Mahkemesinde çözümlenmesi gerektiği açıktır.
b) Davacı ile davalı Sosyal Sigortalar Kurumu arasındaki ilişkiye gelince; davalı kurum işverenin tasarruf kesintisi ile işveren katkısını ilgililerin banka hesabına yatırmamaları halinde yatırılması gereken miktarları resen veya ilgililerin başvurusu üzerine 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun primlerin tahsiline ilişkin hükümleri dairesinde tahsil ederek alacağı gecikme zammı ile birlikte ilgili banka hesabına yatırmakla yükümlüdür. Öte yandan, 506 sayılı Yasanın 80. maddelerinde 3917 sayılı Amme alacaklarının tahsil usulü hakkında kanun hükümleri uygulanır. Kurum alacaklarının tahsilinde 21/7/1953 tarih ve 6183 sayılı kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde alacaklı Sigorta müdürlüğünün bulunduğu yer iş Mahkemesi yetkilidir. Şu duruma göre, davalı kurum yönünden de, uyuşmazlık, 506 sayılı Yasanın 80. maddesinden kaynaklandığından, Sosyal Sigortalar Kanunun 134. maddesi gereğince uyuşmazlığın iş Mahkemesinde çözümlenmesi gerektiği söz götürmez.
Şu durum karşısında; ve özellikle davada davalılar tarafından yapılması gereken idari işlemlerin yerine getirilmesi istenmemekte, doğmuş olan ve fakat haksız ve yersiz olarak davalıların mamelekinde bulunan alacağın (haksız iktisap) hükümleri gereğince ödenmesi istendiğinden uyuşmazlığın çözüm yerinin idari yargı yeri olmayıp iş mahkemesi olduğu açık-seçiktir. Yukarda açıklanan nedenlerle Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı SSK. Vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 03.06.1998 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy