(506 S. K. m. 2, 79)
Dava: Taraflar arasındaki "tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kütahya İş Mahkemesi 'nce davanın kabulüne dair verilen 30.07.1997 gün ve 1996/228-1997/137 sayılı kararın incelenmesi davalı SSK vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 02.10.1997 gün ve 1997/6152-6034 sayılı ilamı ile; ( ...Dava, 03.01.1990-31.01.1990 tarihleri arasında, zorunlu SSK sigortalısı olarak çalıştığının tespiti ile isteğe bağlı sigortalılığın geçerli sayılması ve yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Mahkemece istem aynen kabul edilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya ve dosya içeriğine uygun bulunmamaktadır.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 2. maddesidir. Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar sigortalı sayılırlar. Bir başka anlatımla, bir kimsenin sigortalı sayılması için, çalışma ilişkisinin hizmet akdine dayanması, çalışana yüklenilen iş görme ediminin de işverene ait işyerinde onun denetim ve gözetimi altında fiilen yerine getirilmesi zorunludur.Her ne kadar 03.01.1990 tarihi itibariyle işe giriş bildirgesi verilmiş ise de fiilen çalışma şartının gerçekleştiği yolunda, hiçbir yazılı delil bulunmadığı gibi, 506 sayılı Kanuna göre verilmesi gereken dönem bordroları da verilmemiş primler yatırılmamıştır. Duruşmada dinlenen tanıkların ifadeleri de yeterli olmadığı gibi, beyanlarında yıl öncesinin Ocak ayında çalıştığı şeklindeki sözleri hayatın olağan akışına ve yaşam deneyimlerine ters düşmektedir. Fiilen çalışma olgusu ile ilgili açıklamaları dayanaksız kalmaktadır.
Öte yandan, davacının 01.10.1972 - 02.01.1990 yılları arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı 01.02.1990-01.11.1995 tarihleri arasında SSK'dan isteğe bağlı sigortalılığı bulunmaktadır.
Uzun yıllar Bağ-Kur sigortalısı olan davacının 02.01.1990 tarihinde buna son verip 03.01.1990 - 31.01.1990 tarihleri arasında 29 gün gibi kısa bir süre zorunlu SSK'lı olması, 01.02.1990 - 01.11.1995 tarihleri arasında geçen isteğe bağlı sigortalılığı geçerli kılarak SSK'dan daha yüksek yaşlılık aylığı bağlatabilmek amacına yönelik olduğu da ortadadır. Bundan başka, bu tür davalar nitelikçe, kamu düzenine yönelik olduğundan hakimin re'sen soruşturmayı genişletmek suretiyle gerçeği saptaması gerektiği söz götürmez.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 11.02.1998 gününde ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy