(506 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasındaki hizmet tesbiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Balıkesir İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27/11/1997 gün ve 1997/66 E-421 K. Sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 23/2/1998 gün ve 1998/307-1163 sayılı ilamı ile; (...Mahkemece bozma ilamına uyulmuşsa da bozma çerçevesinde yeterli inceleme yapılmadan sonuca gidilmiştir.
Gerçekten davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 2. maddesine göre, bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için, bir veya birkaç işveren tarafından iş akdine göre çalıştırılması gerekir. İş akdinin unsurları ise, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasıyla kabul ettiği biçimde, zaman ve bağımlılık, unsurlarına göre belirlenir. Bir veya birden ziyade işverene belli zaman dilemlerinde, hizmet veren veya hizmete hazır biçimde onun emrinde bulunan ve görülen iş karşılığı ücret alınması durumunda iş akdi koşullarının gerçekleştiği kabul edilir. Bu nedenle, görülen işin niteliği, işyerinin durumu, hangi saatlerde işin görüldüğü, işin kesintili veya kesintisiz olduğu, ücretinin kimden ne şekilde alındığı belirlenmeden sonuca gidilmesi düşünülmez. Dava konusu olayda iş akdinin belirlenen koşulları açıkça ortaya konmamıştır. Davacının nerede, hangi zaman dilimi içerisinde, kimin emrinde, hangi işi gördüğü belli değildir. İşyerinin bir kamu kuruluşu olan Hastane olduğu dikkate alınarak, öncelikle, rastgele bir kişinin sağlık hizmeti gibi önemli bir alanda çalıştırılıp çalıştırılmayacağı dahi araştırılmamıştır. Ayrıca, hastane yetkililerinin bilgilerine başvurulmamış, gerçekte böyle bir hizmetin verilip verilmediği, açık biçimde ortaya konmamıştır. Öte yandan, davalı işveren olarak gözüken Vakıf, 3294 sayılı Yasaya göre oluşturulan ve kamusal niteliği ağır basan bir kuruluştur. Bu tür bir kuruluşun ise, yaptığı tüm işlemlerin ve ödemelerin kayıtlara dayalı olması zorunludur. Vakıf Başkanlığı, böyle bir çalışmayı doğrulamadığı gibi, davacıya yapılan yardımların, bir hizmet karşılığı olmayıp, sosyal içerikli karşılıksız olduğunu belirtmektedir. Ayrıca 3/1/1990 tarihli davacının hastanede görevlendirilmesine ilişkin davalı Vakıf yazısı üzerinde de durulmamıştır. Bu yönün dahi gözardı edilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Mahkemenin belirtilen maddi ve hukuksal olguları gözetmeden ve unsurları açıkça ortaya koymadan sonuca gitmesi usul ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarını kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 24.06.1998 gününde, oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy