(2004 S.K. m. 133)
Dava: Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir Asliye 3. Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 12.5.1997 gün ve 1995/1029- 1997/430 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 18.12.1997 gün ve 1997/8127-12096 sayılı ilamiyla;
(...Dava, ihalenin feshi nedeni ile uğranılan zararın tazmini isteğine ilişkindir. Mahkemece dava, ihaleye girerken davacının da dosyayı okuması, bilmesi gerektiği, bu nedenle ihale dosyasında usulsüzlük varsa bunu bilmediğini ileri süremeyeceği nedeni ile reddedilmiştir.
Dava konusu olayda dava dışı borçlular davalı bankanın Federal Almanya yapı tasarruf sandığı adına imzaladığı borçlanma sözleşmesi gereğince Almanya'dan transfer edilen kredi ile bir taşınmaz almışlar ve bu taşınmazda bankaya ipotek edilmiştir. Üçüncü kişilerin taahhütlerini yerine getirmemeleri nedeniyle sözleşme feshedilmiş ve ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla alacağın tahsili yoluna başvurulmuştur ve davalının yaptığı takibin kesinleşmesi sonucu taşınmaz açık arttırma ile davacıya ihale edilmiş ve tapuya da davacı adına tescil edilmiştir.
Borçluların davalı banka ve davacı aleyhine açtığı ihalenin feshi davası ise davalı bankanın kusurlu ve özensiz davranışı sonucu tebligatların usule uygun olmadığı kabul edilerek ihale feshedilmiş ve Yargıtay'ca da onanarak kesinleşmiştir. Kesinleşen bu kararda ihalenin feshine neden olarak davalı bankanın kusurundan söz edilmiş bulunmasına göre mahkemece davacının da özensizliğinden söz edilerek davanın reddilmiş olması bozmayı gerektirir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 4.11.1998 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Uyuşmazlık: Taraflar arasındaki uyuşmazlık, Ankara 4. İcra Müdürlüğü'nün 1990/4341 Esas sayılı ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip talebinde davalı bankanın borçlular, Nermin Özdemir ve Necdet Özdemir'in adreslerini verirken özensiz hareket edip etmediğine ilişkindir.
Takip konusu olan ve icra yoluyla satışı yapılan gayrimenkulle ilgili ihalenin feshi dosyasının kesinleştiği ve taraflarının davacılar Nermin Özdemir, Neriman Özdemir ile davalı Emlak Bankası AŞ'nin olduğu konusu ve taraflar hukuki sebebiyle kesin hüküm oluştuğu ancak, önümüze gelen dava yönünden Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 237. maddesine göre bağlayıcı bir niteliği bulunmadığı açıktır. Yüksek özel 12. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamında, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin verilen karar, ihalenin feshine ilişkin karara ve davalı bankanın özensizliği dayanak yapılmıştır. İcra dosyasında takip talebine ipotek belgesi, borçlanma sözleşmesi eklenmiş olup borçlanma belgesinde borçlular Neriman Özdemir ile Necdet Özdemir'in hem Türkiye'deki hem de Almanya'daki adresleri gösterilmiştir. Alacaklı davalı banka alacağı muaccel olduğu için ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibinde bulunmuştur. Böyle bir takipte bulunmak yasal hakkıdır. İcra müdürü takip talebinde bulunulması halinde İİK. 149. maddesindeki şartların bulunduğunu (akit tablosunda kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu vs.) belirlemesi halinde icra emri çıkarması gerekir. İcra müdürü alacaklının takip talebine borçluların Türkiye'deki adresini yazması ile bağlı değildir. Esasen takip talebine ekli belgelerde borçluların Almanya adresleri de yazılıdır. Nasıl ki hakim tarafların iddia ve taleplerini ve delillerini değerlendirerek bir karar veriyorsa icra müdürü de yasalara uygun icra emri çıkarmak, takibin kesinleşmesini yasaya uygun yapmak, kıymet takdiri ve satış işlemini de yasaya uygun yapmak zorundadır. Davalı bankanın icra müdüründen gizlediği bir belge, adres olmadığı gibi hileli hareketi de söz konusu değildir. Ayrıca takip talebini alacaklının düzenlemesi şartı olmadığı gibi alacaklı düzenlese dahi belgelere ve yasaya uygunluğunu (adres ve ilgili belgelerin eklenmesi yönünden) denetlemek zorunluluğu vardır.
Sonuç: Yukarıda belirtilen açıklama ve gerekçelere göre sonuç itibariyle doğru olan yerel mahkeme kararının onanması gerekirken özel daire görüşü doğrultusundaki çoğunluğun bozma kararına karşıyım.
Full & Egal Universal Law Academy