(818 S. K. m. 73, 260) (1086 S. K. m. 188)
Dava: Taraflar arasındaki tahliye davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Fatih 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 31.10.1997 tarih ve 1997/952-1025 sayılı kararın incelenmesi, davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 26.1.1998 tarih ve 1998/443-402 sayılı ilamı ile; ( .... Dava temerrüt nedeniyle kiralananın boşaltılması istemine ilişkindir. Mahkemece istem gibi karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
BK 260. maddesi uyarınca temerrüt sebebine dayalı tahliye davasını kiralayanın açması gerekir. Kiralayan durumunda olmayan malik veya kiralananı sonradan iktisap eden kimsenin önceden kiracıya ihbar göndererek malik olduğunu, kira bedellerinin bundan sonra kendisine ödenmesini istemesi bu sonuçsuz kalırsa şartlara haiz temerrüt ihtarı tebliğ ettirmesi, ondan sonra dava açması gerekir. Dava hakkına ilişkin bu hususun mahkemece kendiliğinden gözetilmesi icabeder. Kiracıya tebliğ edilen ihtarın yasal şartları taşıması, istenen kira parasının muaccel olması ve bu kira bedelinin en az verilen otuz günlük süre içinde ödenmemiş olması gerekir. Kira parası götürülüp kiralayanın ayağında ödenmesi gereken borçlardan olduğundan, ona götürülerek elden verilmesi veya masrafı kiracıya ait olmak şartıyla konutta ödemeli olarak gönderilmesi gerekir. Buna uygun olmayan ödemeler yasal değildir. Ancak buna aykırı bir ödeme teamülü taraflar arasında yerleşmişse ona uygun ödeme de geçerli sayılır. Kiracı veya kiralayanın temerrüdü bu esaslara göre çözümlenir.
Olayımızda: Davacı taşınmazı 29.1.1997 tarihinde satın almıştır. 8.8.1997 keşide tarihli ihtarname ile davalı ile aralarında bulunan 1.2.1997 başlangıç tarihli sözlü kira akdine göre ödenmeyen 1997 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos ayları kira bedellerinin ödenmesini istemiştir. Davacı tarafından keşide edilen bu ihtar kiralananın davacı tarafından satın alındığını ve kiraların kendisine ödenmesi gerektiğini ihbar eder niteliktedir.
Davacı iddia ettiği gibi sözlü bir kira akdinin varlığını kanıtlayacak bir delil sunmadığı gibi, satın aldıktan sonra kira bedellerinin kendisine ödenmesi gerektiği hususunda bir ihbar da göndermediğini açıklamış, satın aldığını davalının bildiğini belirtmiştir. Davalı gerek cevabi ihtarında, gerekse yargılama sırasında davacının taşınmazı satın aldığını bilmediğini savunmuştur. Davacı taraf savunmaya rağmen sözlü bir kira akdinin bulunduğunu veya daha önce davalıya satın aldığını ihbar ettiğini kanıtlayamadığından, olayımızda temerrüt olgusu gerçekleşmemiştir. Mahkemece davalının cevabi ihtarı ile davacının kiralayan olduğunu kabul ettiği gerekçe gösterilerek tahliye kararı verilmesi hatalı olmuştur. Hüküm bu nedenle bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle kiracının kiralayanın önceki maliki ile yapmış olduğu kira sözleşmesine yeni malikin dayanarak hak iddiasında bulunabilmesi için kiracıya kiralayanın mülkiyetini iktisap ettiğine dair irade beyanını kiracıya ulaştırması gerekmesine, dosyadaki ihtarname içeriklerinden böyle bir irade beyanının varlığının açıkça görülmemesine göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 14.10.1998 tarihinde, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy