(3402 S. K. m. 20, 21)
Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kırkağaç Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 6.6.1995 tarih ve 1994/321-1995/116 sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 3.6.1996 tarih ve 1995/10703-1996/5562 sayılı ilamı ile; (... Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalı Hazine'nin 437 ada, 264 parsel sayılı taşınmaza ait hükme yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmadığından reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan bu taşınmaza ilişkin hüküm bölümünün ONANMASINA,
437 ada, 266 parsel sayılı taşınmaza ait hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince: Bu taşınmaz dava dışı aynı ada, 116 parsele uygulanan 388 hesap, 8623 tahrir numaralı vergi kaydında doğu sınır Fevzi ve mera yazılmış olması nedeniyle kayıt miktar fazlası olarak Hazine adına tespit edilmiştir. Bu kayıt getirtildiği halde yerinde uygulanmamış ve kapsamı belirlenmemiştir. Kaydın yöntemine uygun şekilde uygulanarak kapsamının belirlenmesi, aynı ada, 84 parsel sayılı taşınmazın dava konusu taşınmazın çevresinde ve sınır oluşturup oluşturmadığı, hususunun pafta üzerinde incelenerek açığa çıkarılması, 84 parsel sayılı taşınmazın öncesi mera olduğundan nizalı taşınmazın bu meradan genişletilmiş olup olamayacağının düşünülmesi, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm verilmesi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu' nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: .
Karar: Dava konusu 437 ada, 266 parsel, aynı ada 116 parsele uygulanan 388/8623 tahrir numaralı vergi kaydının miktar fazlası olması nedeniyle Hazine adına tespit edilmiştir. Kadastro tespiti sırasında nazara alınan 388/8623 tahrir numaralı vergi kaydı ve komşu parsellere uygulanan vergi ve tapu kayıtları yerel ve teknik bilirkişiler aracılığıyla yöntemine uygun bir biçimde yerlerine uygulandıklarına göre, Yüksek Özel Daire'nin belgelerin uygulama eksikliğine işaret eden bozmasının bu bölümü yerinde bulunmamaktadır.
Taşınmazın niteliğini belirlemeye yönelik bozmanın diğer bölümüne gelince: Nizalı 437 ada, 266 parsel mera sınırı içeren 388/8623 tahrir numaralı vergi kaydının miktar fazlasıdır. Davacı satıcısı adına yazılı bulunan vergi kaydındaki sınırlar ve hukuki nitelendirme ile bağlıdır. Mera sınırı kural olarak genişletilmeye ve değiştirmeye elverişli sınırlardan sayılır.
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 20. maddesi hükmüne göre böyle bir belgenin kapsamı miktarı ile geçerlidir. Vergi kaydında yazılı miktar kadar yer 437 ada, 116 parsel numarası ile davacı adına tespit ve tescil edildiğine göre dava konusu yerin komşu taşınmazlara el atmaktan, elde edildiğinin kabulü gerekir. Kadastro Kanunu'nun 21. maddesi hükmüne göre koşulları mevcut ise miktar fazlası olan bir yerin kazandırıcı zaman aşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Az önce de belirtildiği üzere vergi kaydında dava konusu taşınmaz yönü olan doğusu mera olarak yazılıdır. Paftaya göre dava konusu yerin çevresinde 84 mera parseli bulunmakta olup, yerel bilirkişi dava konusu yer ve çevresindeki taşınmazların öncesi itibariyle mera niteliğinde olduğunu bildirmiştir. Mahkemece dava konusu parsel ile komşu parsellerinin tel örgü içerisine alınmak suretiyle doğu ve kuzey sınırında yer alan mera ile bağlantısının kesildiği, taşınmazın zeminde mera niteliğinde bir yer olmadığı görüşünden hareketle önceki hükme direnmek suretiyle davanın kabulü yönüne gidilmiştir. Yerel mahkemece benimsenen gerekçe yukarıda belirtilen paftadaki belirlemeler ve fiili duruma ters düşmektedir. Taşınmazın niteliğinin kesin olarak belirlenmesi yönünden yerel, teknik ve ziraatçı bilirkişiler aracılığıyla yeniden yerinde keşif yapılmak suretiyle bu yerin öncesi itibariyle niteliği, eylemli durum karşısında bu yerin meradan elde edilip edilmediğinin araştırılıp saptanması öncesi mera olan bir yerin meradan elde edilip edilmediğinin araştırılıp belirlenmesi, öncesi mera olan bir yerin yasalarda belirtilen yetkili mercilerce niteliği değiştirilmedikçe özel mülkiyet konusu olamayacağının düşünülmesi, yukarıda işaret edilen esaslar çerçevesinde taşınmazın niteliği kesin olarak belirlendikten sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekmektedir. Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı Hazine vekili temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının, Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı HUMK'nin 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 25.02.1998 tarihinde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy