(3402 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Cihanbeyli Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 12.12.1995 gün ve 1995/317 E- 1995/647 K. sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 18.11.1995 gün ve 1995/2963-9634 sayılı ilamı ile;
(...3402 sayılı Kanunun 14. maddesi hükmüne göre zilyetliğin bu Kanunda yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilemeyen hallerde zilyedin kazanabileceği miktar sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçemeyecektir. Taşınmaz davacıya murisinden intikal ettiğine ve intikal tarihi ile dava tarihi arasında iktisabı sağlayan sürenin geçmediği belirlendiğine göre, 1617 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 26.7.1972 tarihinden itibaren açılan dava sonunda muris ile davacı ve diğer mirasçılar adına bu yolla veya kadastro yoluyla tescil edilmiş taşınmaz veya taşınmazlar var ise bunların miktarlarının, çalışma alanlarının, tescil tarihlerinin tapu dairesinden sorulup belirlenmesi ve sonucuna göre, bir karar verilmesi gerekirken mahkemece bunlardan zühul ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm verilmiş olması isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle davacının Tapu Kadastro Müdürlüğü'ne verdiği 18.3.1985 tarihli dilekçede dava konusu 3927 parsel nolu taşınmazın 1977 yılında babasının ölümü ile 10.8.1977 tarihli miras taksim senedi kapsamında kendisine paylı olarak verildiğini kabul etmiştir. Davacının bu beyanı kendisini bağlar. O nedenle tanık sözlerine değer verilemez. Bu durumda muris A. Menteş mirasçılarının belgesiz zilyetlikle edindiği taşınmazlar bulunup bulunmadığının bozma kararında açıklanan ilke ve yöntem ışığında araştırılması, hasıl olacak uygun sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekmesine göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 18.11.1998 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy