(1475 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasındaki işçilik haklarının tahsiline ilişkin alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Elmadağ Asliye Hukuk İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 23.6.1997 gün ve 1996/511 E-1997/280 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 18.11.1997 gün ve 1997/16714-19205 sayılı ilamı ile;
(... Davacı işçi davalıya ait işyerinde onun işçisi olarak çalıştığı halde sanki işyerinde görülen işin bir bölümünün alt işverene verilmiş gibi muvazaalı işlem yapılarak kendisinin uygulanmakta olan Toplu İş Sözleşmesinden yararlandırılmadığını iddia ederek toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan kimi işçilik haklarının ödettirilmesi istemiyle iş bu davayı açmıştır.
Davalı işveren ise, davacı ile aralarında hizmet akdi ilişkisi bulunmadığını, kendilerinden ihale ile iş alan taşeron firmanın işçisi olduğunu, bütün yetkilerin taşerona ait bulunduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece davacının gerçekte davalının işçisi olduğu, davalı ile dava dışı müteahhit arasındaki ihalenin muvazaaya dayandığı kabul edilerek istek doğrultusunda hüküm kurulmuştur.
Bu açıklamalara göre, uyuşmazlık davalı ile dava dışı müteahhit arasında yapılan sözleşmenin muvazaaya dayanıp dayanmadığı ve bunun sonucu olarak ta davalının gerçek işveren olup olmadığı konularında toplanmaktadır.
Mahkemece sonuca varılırken; özellikle müteahhitler değiştiği halde, davacı ile birlikte diğer işçilerinde çalışmalarını aralıksız sürdürdükleri, işçi alma ve işten çıkarma konularında asıl yetkinin davalıya ait olduğu, bunların dışında kalan işlerde de davalının büyük yetkilerle donatıldığı, işçilerin, işyerlerinin denetimi ile ilgili tüm yetkilerin onda toplandığı, aynı makinenin bir tarafında taşeronun, öbür tarafında davalının işçisinin çalıştıkları gibi bir durumla karşılaşıldığı olguları üzerinde durulmaktadır.
Taraf şahitleri bu konular da birbirleri ile çelişkili ifadelerde bulunmuşlardır. Gerçekten Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamasına göre, uzun süreden beri aynı işyerinde çalışan işçiler, müteahhitler değiştiği halde, çalışmalarına devam ediyorlarsa, işçilerin işe alınmaları, sözleşmelerinin feshi, ücretlerinin tespiti gibi konularda yetkiler işyerinin sahibi durumunda olan kişi ya da şirkette toplanıyorsa, her türlü araç ve gereç onun tarafından sağlanıyorsa; işin bir bölümü bir başkasına verilmiş olsa dahi, muvazaa söz konusu olacağından işyerinin sahibi gerçek işveren kabul edilmektedir.
Somut olay yönünden bir değerlendirme yapıldığı takdirde, bu dava ile birlikte aynı zamanda Dairemize intikal eden ve incelemeye tabi tutulan 57 adet dava dosyasının incelenmesinden bazı işçilerin sadece bir müteahhit nezdinde, diğerlerinin ise, birkaç müteahhit nezdinde çalıştıkları görülmektedir. Bu bakımdan sağlıklı bir sonuca varabilmek için, konunun öncelikle tüm dosyaları içeren kapsamlı bir incelemeye ve değerlendirmeye tabi tutulması zorunluluğu vardır. Ancak bu şekilde işyerindeki uygulamanın muvazaalı olup olmadığı anlaşılabilecektir. Bir işçi ile ilgili dava yönünden sınırlı inceleme yanıltıcı olabilir. Öte yandan; Mahkemenin kararına dayanak yaptığı gerekçelerin dosya içinde bulunan ihale sözleşmelerine, şartnameye ve ferdi hizmet sözleşmelerine uygun düşmediği görülmektedir. Bu konuda önemle belirtmek gerekir ki, davacının çalıştığı işyerinde, patlayıcı yani tehlikeli maddeler üretildiği için davalı işverenin, bu yönleri dikkate alarak işyerinin disiplinini sağlamak amacıyla, çok sıkı kayıtlar koyması ve emniyet tedbirleri ile ilgili olarak hassas davranıp, işyerinin tehlikeden uzak bir şekilde ve ortamda bulunması için kimi yetkileri elinde bulundurması doğal karşılanabilir. Bundan başka; Mahkemenin işçilerin işe alınması ve işten çıkarılması konusunda davalının yalnız başına yetkili olduğu şeklindeki değerlendirmesinin dosya içeriği karşısında kabulü olanağı yoktur. İncelemeye tabi tutulan dosyalarda; hizmet sözleşmesinin taşeron firma tarafından imzalandığı, fesih halinde muhatabın taşeron olduğu, ibraname ve diğer belgelerin taşeron muhatap kabul edilerek düzenlendiği, ücretlerin taşeron tarafından ödendiği gibi, sigorta bildirgelerinin yine onun tarafından Sosyal Sigortalar Kurumuna verildiği ve primlerin ödendiği görülmektedir. Ne var ki bütün bunlara rağmen gerçek durumun ne olduğunu anlamak mümkün değildir. Bu olgular karşısında, sorunun isabetli bir çözüme kavuşturulabilmesi için, birlikte incelemeye tabi tutulan tüm dosyalarda adı geçen taşeron şirketlerin öncelikle, ticaret sicili kayıtlarının celp edilerek hangi tarihte kuruldukları, faaliyet alanlarının neler olduğu, ortaklarının adları, merkezlerinin adresleri tespit edilerek davalıdan iş almadan önce faaliyette bulunup bulunmadıkları ve işi bitirdikten sonra faaliyetlerine devam edip etmedikleri, sermaye miktarları da tespit edilerek alt işveren olarak mı, yoksa göstermelik bir firma şeklinde mi davalıdan iş aldıkları sorunu çözümlenmelidir. Şayet taşeronluk vasfı mevcut olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı takdirde davanın reddine, aksi halde şimdiki gibi kabulüne karar verilmelidir. Bu sonuca varılırken temizlik, yükleme, boşaltma, bakım, onarım gibi devamlılık arz eden işlerin niçin birer yıllık sözleşmelerle ihaleye çıkarıldığı ve taşeron firmaların davalıya ait işyeri dışında da faaliyette bulunup bulunmadığı konularında da bir irdeleme ve değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Eksik inceleme ile hüküm tesisi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir...), gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 10.06.1998 gününde, ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy