(1475 S. K. m. 13, 14) (2821 S. K. m. 29)
Dava: Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 3. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 26.6.1997 gün ve 1997/132 E- 953 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 4.11.1997 gün ve 1997/14430-18485 sayılı ilamıyla; ( ...Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacı işçi davalıya ait işyerinde çalışmakta iken bağlı bulunduğu sendikanın şube yönetim kuruluna seçilmiştir. Daha sonra bu şubenin genel kurulunda seçilememek suretiyle yönetim kurulundaki görevi sona ermiştir. Davacı tekrar daha önce çalışmış olduğu işyerinin işverenine müracaat ederek işe alınmasını istemiş ise de işe alınmamıştır. Davacı bunun üzerine bu davayı açarak kıdem, ihbar tazminatı ile Toplu İş Sözleşmesinin 12. maddesinde öngörülen tazminatı istemiştir. Hemen belirtmek gerekir ki davacı sendika yönetim kuruluna seçilmekle işyerinden ayrılmış bulunmaktadır. Diğer bir deyimle istifa etmiştir. Böyle bir durum iş akdinin askıya alınması anlamına gelmez. Davacının seçimi kaybettikten sonra tekrar işyerinde çalışmak istemesine karşılık taraflar arasında yeniden hizmet akdi ilişkisi kurulmamıştır. Bu durum 1475 Sayılı İş Kanununun 13. maddesinde öngörülen ihbar tazminatı ve aynı kanunun 14. maddesinde belirtilen kıdem tazminatını gerektiren haller kapsamına girmemektedir. O halde, davacının bu isteklerinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde 11.7.1977 tarihinden 1.9.1993 tarihine kadar aralıksız çalıştığını, bu tarihte profesyonel sendikacı olarak atanması nedeni ile iş akdinin askıya alındığını; 15.2.1996 tarihinde profesyonel sendikacılık görevinin sona ermesi üzerine 2821 Sayılı Sendikalar Kanunu'nun 29. maddesine dayanarak 15.2.1996 tarihinde işe dönmek için yazılı başvuruda bulunduğunu yasal bir aylık süre geçtiği halde işbaşı yaptırılmayarak iş akdinin fiilen sona erdirildiğini öne sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve TİS'nin 12. maddesi gereğince tazminat isteminde bulunmuştur. Mahkemece kıdem ve ihbar tazminatına hükmedilmiş, TİS'nin 12. maddesi uyarınca istenen tazminatın ise reddine karar verilmiştir. Davalının temyizi üzerine Özel Dairece "davacı, sendika yönetim kuruluna seçilmekle işyerinden ayrılmış yani istifa etmiştir. Bu yön iş akdinin askıya alınması anlamına gelmez. Taraflar arasında yeniden hizmet akdi ilişkisi kurulmamıştır. Bu durum 1475 Sayılı İş Kanununun 13. maddesinde belirtilen ihbar tazminatını ve aynı kanunun 14. maddesinde belirtilen kıdem tazminatını gerektiren haller kapsamına girmemektedir. Davanın reddi gerekir" gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkeme kararında direnmiştir.
2821 sayılı yasanın 29. maddesi işçi sendikaları ve konfederasyonu yöneticiliğini teminat altına alma amacıyla; "Sendika ve konfederasyonların yönetim kurullarında veya başkanlığında görev aldığı için kendi isteği ile çalıştığı işyerlerinden ayrılan işçiler, bu görevlerinin seçime girmemek, yeniden seçilmemek, kendi istekleriyle çekilmek suretiyle son bulması halinde, ayrıldıkları işyerinden işe yeniden alınmalarını istedikleri takdirde işveren talep tarihinden itibaren en geç bir ay içinde bu işçilerin o andaki şartlarla eski işlerine veya eski işlerine uygun bir diğer işe, diğer isteklilere nazaran öncelik vererek almak zorundadır. Bu takdirde işçinin eski kıdem hakları ve ücreti saklıdır" şeklinde düzenleme getirmiştir. Burada uyuşmazlığın çözümü açısından 29. madde ile getirilen teminatın niteliği üzerinde durulması gerekir. Öncelikle belirtelim ki işçilerin sendika yöneticiliğine serbestçe seçilmelerinde ve seçilmeyi istemelerinde kamu yararı vardır. Bu yarar koruyucu tedbirlerin yasa koyucu tarafından alınmaması, giderek kamu düzenini etkileyici sonuçlar doğurabilir, işte bu nedenledir ki, 2821 sayılı yasa 29. maddeye aykırı hareketi cezai yaptırıma bağlamıştır. Ne var ki, salt bu yaptırım yasa koyucunun amaçladığı teminatın uygulamada işlemesini sağlayacak nitelikte sonuçlar yaratmayabilir, gerçekte de cezai yaptırımın niteliğini kendi menfaat dengesi açısından değerlendiren işveren bu cezai yaptırımına razı olarak işçiyi işine almayabilir. O nedenle yasa koyucu bir hususu güvence altına alma amacını güdüyorsa o güvencenin tam anlamıyla işlemesini sağlayacak düzenlemeyi de getirmek istediğini gözeterek yasa hükümlerini yorumlamak, yorum kurallarının ve yasanın amacını sağlamanın tabii bir sonucu olduğu açıktır. Hal böyle olunca yasanın amaçladığı teminatın tam işlerliği için cezai yaptırımın yanında hukuki yaptırımın da öngörüldüğünün kabulü zorunluluğu doğmaktadır. Nitekim yasa koyucunun güttüğü amaca uygun düşen bu yorum tarzı madde metnine ilave olunan "zorundadır" sözcüğüne de tamamıyla uygun düşmektedir. Şu durum karşısında 2821 sayılı yasanın 29. maddesine aykırı hareket halinde davacı işçinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanacağının kabulünde duraksamaya yer olmamalıdır. O nedenle yerel mahkemenin bu yöndeki, direnmesi yerinde görülmüş ve kararın onanması gerekmiştir. Ne var ki, kıdem ve ihbar tazminatı miktarı dairesince denetlenmediğinden bu hususun incelenmesi için dosyanın Özel Dairesine gönderilmesi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının ONANMASINA, kıdem ve ihbar tazminatı miktarının incelenmesi için, dosyanın 9. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 04.02.1998 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI:
Davacı işçi davalıya ait işyerinde çalışmakta iken bağlı bulunduğu sendikanın şube yönetim kuruluna seçilmiştir. Daha sonra bu şubenin genel kurulunda seçilememek suretiyle yönetim kurulundaki görevi sona ermiştir. Davacı tekrar daha önce çalışmış olduğu işyerinin işverenine müracaat ederek işe alınmasını istemiş ise de işe alınmamıştır. Davacı bunun üzerine bu davayı açarak kıdem, ihbar tazminatı ile Toplu İş Sözleşmesinin 12. maddesinde öngörülen tazminatı istemiştir. Mahkemece Özel Dairenin bozma kararına direnilerek ihbar ve kıdem tazminatlarına hüküm kurulmuştur. Davacının sendika yönetim kuruluna seçilmekle işyerinden ayrılmış bulunduğu, bu ayrılmanın diğer bir deyimle istifa veya devamsızlık sebebiyle bir fesih olduğu anlaşılmaktadır. Dosyadaki belgelerden hizmet akdinin askıya alındığı belirtilmiş ise de, böyle bir kabul 2821 Sayılı Sendikalar Kanununun 29. maddesine aykırıdır. Davacının dayanışma aidatı ödemek suretiyle yararlandığı Toplu İş Sözleşmesi dosya içerisinde bulunmamaktadır. İşten ayrılma tarihinde yürürlükte bulunan Belediye-İş Sendikasının bağıtladığı Toplu İş Sözleşmesinde profesyonel sendika yöneticiliğinde görev almak için işten ayrılan işçilerin hizmet akitlerinin askıya alınacağı yolunda bir kural bulunsa da; yasaya aykırı olarak yapılan bir düzenlemeye geçerlilik tanınamaz.
Sendikanın genel kurul dışındaki zorunlu organlarında görev almak işçinin kendi iradesine bağlı olup, maddi ve manevi bir zorlamadan bahsedilemez. Öte yandan, ifa imkansızlığı kısa olmayıp 2821 sayılı kanunun 12/2. maddesine göre en azından dört yıllık bir süre için söz konusu olduğundan, hizmet akdinin askıya alınmış olması, kabul edilemez. Sendika organlarına veya kamusal görevlere seçilmiş olan işçilerin hizmet sözleşmeleri fesih edilmek suretiyle işten ayrıldıkları öğretide de kabul edilmektedir (Bkz. Prof. Dr. Sarper Süzek, İş Akdinin Askıya Alınması Genel Teorisi, Ankara, 1989, s.59). Bu durumda sendika yöneticiliğinden önceki dönem için davacı ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanamadığı gibi, işverene ihbar öneli tanımadığı için ihbar tazminatı ödeme borcu altında olduğu düşünülebilir. Davacının seçimi kaybettikten sonra tekrar işyerinde çalışmak istemesi ve işe dönme şartlarının oluşmasına karşılık taraflar arasında yeniden hizmet akdi ilişkisi kurulmamıştır. Bu bakımdan son dönem için 1475 Sayılı İş Kanununun 13. maddesinde öngörülen ihbar tazminatı ve aynı kanunun 14. maddesinde belirtilen kıdem tazminatı hakkı doğmamıştır. Sendikalar Kanununun 29. maddesinde yer alan "zorundadır" sözcüğü bu taleplerin kabulünü gerektirmez. Gerçekten hizmet akdinin haklı bir sebep olmadan feshi halinde koşulları gerçekleştiğinde ihbar ve kıdem tazminatlarından işveren sorumlu tutulabilir. Anılan maddede işverenin hizmet akdini kurmadığı sendika eski yöneticisinden dolayı aynı kanunun 59/2. maddesine göre para cezasına mahkum edilmesi yeterli olmadığından Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14.10.1987 tarih ve E: 9-313, K: 728 sayılı kararında (belirtilen olay farklı da olsa) haksız feshin parasal sonuçlarına da katlanması düşünülebilir. Zira, kıdem tazminatının kamu düzeniyle yakın ilişkisi ve haksız yere ödenmesinin cezai yaptırımların konusunu oluşturması nedeniyle hizmet akdi kurulmadan feshin sonucu olan bu tazminata karar verilemeyeceği gibi, ihbar tazminatı şartları da oluşmaz.
Bu durumda, Anayasa'nın 51. maddesi uyarınca temel hak olarak güvence altına alınan sendika kurma ve yönetici olma hakkının somutlaşması için düzenlenen Sendikalar Kanununun "İşçi Sendikası ve Konfederasyonu Yöneticiliğinin Teminatı" başlıklı 29. maddesindeki yasa boşluğunun, Medeni Kanunun 1. maddesi uyarınca İş Hukukunun "işçinin korunması" ve işçinin sendika yöneticiliği görevi için hizmet akdini feshederken sendikadaki görevinin "seçime girmemek yeniden seçilmemek veya kendi istekleriyle çekilmek suretiyle son bulması halinde tekrar eski işi veya eski işlerine uygun bir başka işe diğer isteklilere nazaran öncelik vererek almak zorunda olduğu" yolundaki düzenlemeye güvendiğinden haksız feshin sonuçları olan tazminatlar göz nünde bulundurularak işe almadığı yönetici için işverenin şartları oluştuğunda bir tazminatla sorumlu tutulması gerektiği kabul edilerek doldurması gerekir.
Ancak, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 74. maddesi uyarınca davada ihbar ve kıdem tazminatı ile Toplu İş Sözleşmesinin 12. maddesinde öngörülen tazminat dışında bir talep bulunmadığı ve hakimin istekten başkasına hüküm kurması mümkün olmadığından koşulları oluşmayan ihbar ve kıdem tazminatları isteklerinin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalı olduğundan bozulması görüşüyle çoğunluğun kararına katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy