(1475 S. K. m. 14) (2004 S. K. m. 68) (818 S. K. m. 84)
Dava: Taraflar arasındaki "itirazın iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 8. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 23.12.1997 gün ve 1997/939-2488 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 16.3.1998 gün ve 1998/511-1801 sayılı ilamı:
(... 1 - Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2 - Davalı işveren hizmet sözleşmesinin 6.1.1997 tarihinde feshedilmesinden sonra 27.3.1997 tarihinde kıdem tazminatının tamamını ödemiş davacı ödeme üzerine ek kıdem tazminatı alacağını tamamen tahsil ettiğini fakat kanundan doğan haklarını da saklı tuttuğunu belirten bir ibraname düzenleyip imza etmiştir. Ancak kıdem tazminatının ödenmesinden önce Sulh Hukuk Mahkemesine müracaat ederek ödemenin faizinden mahsubu gerektiğinin tespitini istemiş, anılan mahkemece konunun İş Mahkemesi görevine girdiğinden söz ederek tespit istemi reddedilmiş ve bu karar ödemeden önce davalı işverene tebliğ edilmiştir.
Davacı işçi fesih tarihi itibari ile ödeme tarihine kadar geçen süre için geçmiş günler faizini hesaplayarak belirlenen faiz miktarı kadar kıdem tazminatı alacağının ödenmediği düşüncesi ile bu ana paranın ödettirilmesi için icra takibi talebinde bulunmuştur. Davalı işverenin bu takibe itiraz üzerine davacı işçi bu kez itirazın iptali, takibin devamı ve icra inkar tazminatı isteği ile bu davayı açmış, mahkemece istek doğrultusunda hüküm kurulmuştur.
Borçlar Kanununun 84. maddesine göre, gerçekleşen faiz alacağı ödenmediği için ana paranın önce faizden mahsubu gerekeceği şeklindeki mahkemenin vardığı sonuç doğrudur. Ne var ki, alacağın likitliğinden söz edilmesi somut olay yönünden mümkün değildir. Çünkü ortada bir ibraname, tespiti gereken bir faiz oranı ve tespiti delil dosyası mevcuttur. Bütün bunlar mahkemede irdelenip bir sonuca vardırılmasını gerektiren verilerdir. Bu bakımdan icra inkar tazminatı isteğinin kabulü dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Bu tazminat reddedilmek üzere karar bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA 07.10.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy