(1580 S. K. m. 15) (3402 S. K. m. 16) (743 S. K. m. 618, 645) (2644 S. K. m. 2, 21) (3194 S. K. m. 11, 13, 17) (3030 S. K. m. 6, 7) (2805 S. K. m. 13)
Dava: Taraflar arasındaki "müdahalenin men'i ve ecrimisil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kartal Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce men'i müdahale isteminin kabulüne, ecrimisil isteminin reddine dair verilen 30.1.1997 tarih ve 1995/821 E., 1997/43 K. sayılı kararın incelenmesi, davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 29.5.1997 tarih ve 1997/6929-7286 sayılı ilamı ile; (... Dava, yol fazlası niteliği ile belediyeye geçtiği iddia edilen yere el atmanın önlenilmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir. Gerçekten 2644 sayılı yasanın 21. maddesinde belediye hudutları içerisinde kalan yol fazlası yerlerin belediyenin mülkiyetine geçeceği öngörülmüştür. Nitekim mahkemece de el atmanın önlenilmesine de karar verilmiştir. Hal böyle olunca, çekişmeli yerin ecrimisile mütehammil (ecrimisile elverişli) yerlerden olup olmadığının ve ne miktar ecrimisile hükmedilmesinin gerektiğinin konunun uzmanı bilirkişi aracılığıyla saptanması zorunlu iken, yanılgılı gerekçeyle (ecrimisilin dava dışı Hazine tarafından istenebileceğinden bahisle) davanın ecrimisil yönünden reddedilmesi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, gereği görüşüldü:
Karar: Davacı belediye davalının kadastrol yol fazlası niteliğindeki çekişmeli taşınmaza davalının haksız olarak el attığını ileri sürerek el atmanın önlenilmesini ve ecrimisil istemiştir.
Toplanan delillere, çap kaydına, bilirkişi rapor ve krokisine göre Hazine'ye ait 214 parsel sayılı taşınmazın bir kısmı ile 40 parsel sayılı taşınmazı kullanan davalının söz konusu parsel sınırlarını aşarak çekişmeli kadastral yolun bilirkişi krokisinde sarı boyalı olarak gösterilen 47.88 m2'lik kısmına haksız olarak el attığı sabittir. Esasen mahkemenin kabulü de bu yöndedir.
Çekişmeli yolun belediye ve imar alanı sınırları içerisinde kaldığı da anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki 1580 sayılı belediye kanunu uyarınca belediye sınırları içerisindeki yol ve sokakların yapım, onarım ve bakımı belediyelere ait olduğu gibi söz konusu kanunun 15. maddesinin 11. fıkrası, bu yolları işgal ve içtimal edeceklere izin vermeyi ruhsatsız işgalleri men etmeyi belediyenin vazifelerinden saymış, 3030 sayılı kanunun 6 ve 7. maddelerinde ise bu hükümlere paralel kurallar getirilmiştir. Esasen 7367 sayılı kanun ile 775 sayılı kanun 3, halen yürürlükten kalkmış olan, ancak yürürlük döneminde hükmünü icra eden 2805 sayılı kanunun 13. maddesi bu nitelikteki tüm taşınmazların belediyelere geçeceğini öngörmüştür. Öte yandan 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 11, 13, 17. maddeleri ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 16, 2644 sayılı tapu kanununun 2. maddeleri de bu yönde anılan hükümleri tamamlamaktadır.
Değinilen kanun hükümleri topluca değerlendirildiğinde, karayolları ile özel yollar hariç belediye sınırları içerisinde kalan tüm yolların durumuna göre kullanımına izin vermenin ve haksız işgal edenler hakkında el atmanın önlenmesini istemenin belediyeye tanınmış bir hak olduğu kadar, aynı zamanda vazifesi olduğu sonucuna da kolayca ulaşılabilir.
Nitekim davacı belediye E-5 Karayolu'na aynı davalının el atması hakkında dava açmamış, kendi hüküm ve tasarrufu altında bulunan yol için istekte bulunmuştur.
Belediyenin bu yol ve sokakların trafiğe açık olmayan kısımlarını, tretuvar bölümlerini özellikle yol fazlalarını ve kapanan yolları, yayaların gelip geçmesine engel teşkil etmeyecek biçimde bizzat kullanabileceği gibi başkalarının ücret karşılığı kullanmasına müsaade edebileceği kuşkusuzdur.
Açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olaya yaklaşıldığında paftada yol olarak gösterilen çekişmeli yerin durumunu ve konumu belirlemek ecrimisile mütehammil olup olmadığı, başka bir anlatımla davacı belediyenin bir zararının bulunup bulunmadığını saptamak zorunludur. Oysa bu husus açıklığa kavuşturulmuş değildir.
Bu durumda açıklanan ve özel daire kararında belirtilen nedenlerle bozma kararına uyulması gerekirken, aksine düşüncelerle direnme kararı verilmesi kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 01.12.1999 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy