(743 S. K. m. 10, 13, 15, 9, 359, 931)
Dava: Taraflar arasındaki "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Aydın Asliye 1.Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 5.11.1997 gün ve 1995/1340-1997/877 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 23.3.1998 gün ve 1998/3191-3655 sayılı ilamı;
(...Davranışlarının eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarının anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırdedebilme kudreti bulunamayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim, Medeni Kanun'un "medeni hakları kullanmağa selahiyattar olan kimse iktisaba da, iltizama da ehildir" şeklindeki 9.maddesi hükmüyle hak elde edilebilmeyi bağlamış 10.maddesinde de medeni hakları kullanma ehliyetinin başlıca koşulu olarak temyiz kudretini ve reşit olmayı kabul ederek "mümeyyiz olan reşit, Medeni hakları kullanmağa selahiyattardır" hükmünü getirmiştir. "Ayırtım gücü, eylem ve işlem ehliyeti" olarak ta tarif edilen temyiz kudreti aynı Yasa'nın 13.maddesinde" yaşının küçüklüğü sebebiyle yahut akıl hastalığı veya akıl zayıflığı veya sarhoşluk ve bunlara benzere sebeplerden biriyle makul surette hareket etmek (iktidarından) mahrum olmayan her şahıs kanunu Medenice mümeyyizdir" denmek suretiyle tanımlanmış ayrıca, temyiz kudretini ortadan kaldıran önemli sebeplerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, M.K.'nun 15. maddesinde ifade edildiği üzere temyiz kudreti olmayan bir şahsın geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle muayyen istisnaların dışında yapacağı işlemlere bir sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması, o işlemi geçerli kılmaz (Y.İ.B.K.11.6.1941 tarih 4/21).
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanılması, tanıklarından bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahade kağıtları, film grafiklerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur.Bunun yanında, her ne kadar HUMK.'nun 286. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin "rey ve mütalaası" hakimi bağlamaz isede; temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele temyiz kudretinin nisbi bir kavram olması kişiye eğlem ve işleme göre değişmesi, bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasına da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanun'un 359/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olayda; davacı Gülsüm 2.11.1993 tarihli vekâletname ile Veli Mehmet Kaplı'yı vekil tayin etmiş, vekil davacıya ait 793 parseli 13.12.1993 günü, 799 parseli ise 24.11.1993 tarihinde dava dışı kişilere satış suretiyle temlik etmiş, sonraki satışlarla davalılar Ercan ve İrfan üzerine kayıt oluşmuştur. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 94/780-95/875 sayılı dosyası ile davacı Gülsüm'e vasi tayin edilmiş, bu dosya da Adli Tıp Kurumu 4.ihtisas Dairesi'nin 17.5.1995 tarihli raporunda (...embesilite düzeyinde zeka geriliğinin olduğu hayatın ilk yıllarından başlayıp tüm yaşamı boyunca devam edeceği...) belirtilmiştir. Vasi tarafından açılan bu dava ile ehliyetsizlik iddiasıyla tapu iptali ve tescil istenmiş, Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir
Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen ilkeler ve yasa hükümleri çerçevesinde bir araştırma yapılması, bundan sonra dosyanın davacıya ait tüm raporlarla birlikte Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi, vekaletname ve akit tarihlerinde ehliyetli olup olmadığı hususunda rapor alınması, buna göre bir karar verilmesi gerekirken salt vekaletnamede belirtilen raporla yetinilmesi doğru değildir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Bozma kararında açıklanan kurallar altınd eksiksiz inceleme yapılması gerekir. Diğer bir anlatımla yargılama dosyası ve buna bağlı diğer dosya ve ekleri özellikle davacıya ait tüm raporlarla birlikte Adli Tıp Kurumuna gönderilmeli vekaletname ve akit tarihinde davacının Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olup olmadığı yönünden gerekçeli rapor alınmalıdır. Adli Tıp incelemesi sonunda davacının vekaletname düzenlediği tarihte ve ayrıca akit tarihinde hukuki ehliyete haiz olmadığı saptanması halinde bu kez davalıların dava konusu taşınmaz malları 3.kişilerden satış yoluyla iktisap ettiklerinden M.K.931. maddesi gündeme geleceği gözden kaçırılmamalı ve bu konuda tarafların delil ve karşı delilleri toplanmalı hasıl olacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.
O nedenle yerel mahkeme kararı Özel Dairenin bozma kararındaki bozma nedenlerine az yukarıda açıklanan M.K.931. maddesine ilişkin gerekçe ile birlikte bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 16.06.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy