(1163 S. K. m. 20, 29, 31, 98) (1086 S. K. m. 39, 40)
Dava: Taraflar arasındaki "rücuan tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Van Asliye 1. Hukuk ( İş ) Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 6.2.1998 tarih ve 1997/320, 1998/8 sayılı kararın incelenmesi, davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 30.4.1998 tarih ve 1998/3053-3217 sayılı ilamı ile; ( ... Zararlandırıcı sigorta olayı 18.11.1991 tarihinde sınırlı sorumlu B. Yapı Kooperatifi işyerinde meydana gelmiş; ancak dava tarihinde kooperatifin tüzel kişiliğinin sona ermiş olması sebebiyle ret edilen davadan sonra bu defa husumet tasfiye kurulu üyelerine tevcih edilmek suretiyle dava açılmıştır. Mahkeme tüm kooperatif üyelerinin davaya dahil edilmeleri için verilen ( önelin ) mehilin davacı tarafça yerine getirilmediği, oysa bu tür davalarda üyelerin tamamının davalı saflarında gösterilmesi gerektiği, bu nedenle de işin esasına girilemeyeceği gerekçesiyle, tasfiye ile görevli bir kısım üyeler aleyhine açılan davanın reddine karar vermiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, kooperatifin 29.12.1993 tarihinde tasfiyeye uğradığı, ticaret sicilindeki kaydının da terkin edildiği, böylece tüzel kişiliğinin de ortadan kalktığı görülmekte ise de, tüzel kişiliğin hukuken sona erdiğinin kabul edilebilmesi için tasfiye işleminin eksiksiz olarak tamamlanması gerekir. Şayet tasfiye işlemleri tümüyle tamamlanmamış ve tasfiyede kimi işlemler eksik kalmışsa, bu bağlamda ticaret sicilindeki kayıt silinmiş olsa bile, tasfiyenin gerçekleştiğinden ve kooperatif tüzel kişiliğinin sona erdiğinden söz edilemez.
Müşahhas olayda ise kooperatifin eksik kalan işlerinin, davalı tasfiye kurulunca emanet usulüyle yürütülmekte olduğu, bu nedenle tasfiyenin de henüz tam olarak gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.
Öte yandan ticaret ortaklıkları gibi kooperatifin de bir tüzel kişiliği olduğu kabul edildiğine göre, esasen sorumluluğunun sınırlı olduğunda çekişme bulunmayan, kooperatifin borcundan dolayı ortaklarının bireysel olarak sorumlu tutulamayacağı ve sorumluluğun kooperatif tüzel kişiliğine ait olduğu gerçeği de yadsınamaz.
Bu durumda kooperatif tüzel kişiliğinin yeniden ihya edilmesi, ihya için ise tasfıye kurulu ile ticaret siciline husumet tevcihi zorunludur.
Dava sadece tasfiye kurulu üyeleri aleyhine açılmış olmasına göre, mahkemece yapılacak iş; husumetin ayrıca ticaret sicili memurluğuna da yöneltilmesi sağlanarak kooperatifin yeniden ihyası halinde işin esasına girilerek yapılacak yargılama sonucunda kooperatif tüzel kişiliğinin, kusuruna göre sorumlu tutulmasından ibarettir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik soruşturma ile yazılı biçimde davanın husumet yönünden ret edilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde davacı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır... ) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda dilenilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: 1- Davacı vekilinin yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bentte gösterilen bozma sebebi dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davadaki uyuşmazlık davacı SSK'nin S. S. B. Konut Yapı Kooperatifi'nin tüzel kişiliğinin devam ettiği sırada bir işçinin iş kazası sebebiyle ölümü sonucu, ölenin hak sahiplerine ödenen tazminatın 506 Sayılı Yasa'nın 26. maddesi hükmü gereğince davalılara rücuundan kaynaklanmaktadır. Ne var ki davada asıl sorumlu olması gereken, anılan tüzel kişiliğinin bu davadan önce 27.3.1995 tarihinde Ticaret Sicili Kooperatif gazetesinde ilan edilmek suretiyle son bulduğu anlaşılmaktadır. O nedenle de dava kooperatifin tüzel kişiliği aleyhine açılamamış, tasfiye ve emanet komisyonu üyeleri olan davalılar aleyhine şahsen açılmış bulunmaktadır.
Özel Daire ile mahkeme arasındaki çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, tasfiye ile kişiliği sona ermiş bulunan kooperatife, -ihya yolu ile tasfiye kararı kaldırılarak- yeniden tüzel kişiliğinin kazandırılıp kazandırılamayacağı noktasının belirlenmesinde toplanmaktadır. Hemen belirtelim ki 1163 Sayılı Kooperatifler Yasası'nın 28. maddesi hükmüne göre, kooperatif alacaklarına karşı öncelikle kooperatif tüzel kişiliği sorumludur. Kooperatifin mal varlığı bu borcu karşılayamadığı takdirde ortaklara ancak aynı yasanın 29 ve 20 ve 31. madde koşullarının oluşması halinde başvurulabilir.
Bir tüzel kişiliğin son bulmasını ifade eden fesih ve tasfiye işlemi; borçlar hukukuna göre aynı zamanda bir hukuki muamele olup, bu karar ve işlem bir hataya dayalı ise gerçek anlamda bir tasfiye işleminden söz edilemez. Hataya veya kasta dayalı şeklen gerçekleşmiş bir tasfiyenin kaldırılmasının gerek o işlemi gerçekleştirenlerce, gerekse bundan zarar görenlerce istenebilmesi, borçlar hukukunun temel kurallarından biridir. Buna yönelik bir düzenleme ne 1163 Sayılı Yasa'da, ne de anılan yasanın 98. maddesi hükmü yollaması ile Türk Ticaret Kanunu'nun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinde bulunmamaktadır. O nedenle TTK'nin 1. maddesi yollaması ile Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde hataya dayalı bir hukuki işlemin düzeltilmesine imkan tanınması kaçınılmazdır. Nitekim, aynı sonuca bu tür uyuşmazlıkların çözümlenmesinde görevli olan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nce varıldığı gibi ( Y 11. HD.'nin 15.3.1993 tarih ve 1993/555-1765 sayılı karan ) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca da aynı görüş benimsenmiştir ( YHGK'nin 17.9.1997 tarih ve 1997/11-441-649 sayılı kararı ).
Görülmekte olan dava, kooperatifin tüzel kişiliğinin sona ermesi sebebiyle tasfiye ve emanet komisyonu üyesi olan davalılar aleyhine açıldığına göre, tüzel kişiliğin aleyhine açılması gereken davada husumetin temsilcide hata ile yanlış fevcih edildiği sonucuna varılarak mahkemece, tüzel kişiliği sona eren kooperatifin tüzel kişiliğinin sona ermesine ilişkin kararının kaldırılarak, ihyası için tasfiye memurları ile ticaret siciline husumet yöneltilerek ayrı bir dava açılması için davacı tarafa HUMK'nin 39 ve 40. maddeleri hükümleri uyarınca uygun bir önel verilmesi ve bu dava açıldığı takdirde, alınacak sonuca göre bu davaya devam edebilme imkanı olduğu takdirde tüzel kişiliğe tebligat yapılarak davaya devam edilmesi gerekir.
O halde, ilke olarak benimsenen Özel Daire'nin bozma kararına uyularak, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda mahkemece işlem yapılması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı HUMK'nin 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 27.01.1999 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.
Karşı Oy Yazısı
Kooperatifler Kanunu'nun 82. maddesi uyarınca kooperatifin infisahı ilan edilmiş tasfiye tamamlanmıştır. MK 50 ve 51. maddesi uyarınca şahsiyet sona ermiştir. Kooperatifler Kanunu'nun 27 ve müteakip maddeleri çerçevesinde bundan böyle ortakların sorumluluğundan söz edilebilir. Ölü kişi gibi dağılan hükmü şahıs aleyhine dava açılamaz, açılmışsa dinlenemez. 4.5.1978 tarihli 4/5 sayılı ( İçtihadı Birleştirme Kararı mahkemenin ret kararı doğrudur ) karar onanmalıdır.
Tahir Alp
2. Hukuk D. Başkanı
Karşı Oy Yazısı
Davada belirtileri kooperatif, sınırlı sorumludur. Kooperatif tüzel kişiliği son bulduğuna göre ortaklara haksız ( sebepsiz ) iktisap kuralları uyarınca başvurulabilir. Bu bakımdan usul yönünden davanın reddine karar verilmesi doğrudur. Yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşündeyim.
Full & Egal Universal Law Academy