(506 S. K. m. 10, 26)
Dava: Taraflar arasındaki "rücuan alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Hopa Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 13.1.1998 tarih ve 1995/132-1998 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 28.5.1998 tarih ve 3034-3917 sayılı ilamı ile;
(... Davada trafik kazasında yaralanan sigortalıya sağlanan yardımların 506 sayılı kanunun 10. maddesi gereğince, davalıdan tahsiline karar verilmesi istenmektedir.
Davalı işverenin zarar gören sigortalıya ait primleri ise aldığı tarihten itibaren bir ay içinde ödediği dört aylık prim bordrolarını kuruma intikal ettirdiği, ayrıca işe giriş bildirgesi düzenleyip vermediği, ancak bu işlemleri kasaplık işyeri üzerinden yürüttüğü, bilahare nakliye işi yapmaya başladığı ne var ki nakliye işyerinden ötürü ayrıca bildirge vermediği, primleri ilk işyerinden ödemeye devam ettiği, kazanın nakliye işi yapılırken meydana geldiği konularında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Davada çözümlenmesi gereken hukuksal sorun, iki ayrı işyeri bulunan işverenin işe aldığı sigortalıya ilk işyerinden bildirilmiş, ikinci işyerinden bildirmemiş, ancak kaza ikinci işyerinde çalışırken ortaya çıkmış ise işverenin 10. madde uyarınca sorumlu tutulabilip tutulamayacağı, ikinci olarak, işe giriş bildirgesi verilmekle beraber, tüm primler ödenmiş, dört aylık prim bordroları kuruma bildirilmiş ise işverenin 10. maddeye göre sorumluluğu yönüne gidilebilip gidilemeyeceği meselesidir.
Bilindiği gibi işverenin kurumun rücu alacağından sorumlu tutulabilmesi için çalıştırdığı sigortalıyı yasal süre içerisinde kuruma bildirmemiş olması ve zararlandırıcı sosyal sigorta olayının süre geçtikten sonra meydana gelmesi gerekir. Açıklanan koşullar oluşmuş ise işverenin olayda hiçbir kusuru olmasa bile rücu alacağından sorumludur. Maddenin 506 sayılı yasaya getirilmiş olmasının amacı sigortasız işçi çalıştırmayı önlemeye yöneliktir. Başka bir anlatımla halk arasındaki söyleşiyle kaçak sigortalı çalıştırmanın önüne geçilmek istenmiş ve giderek böyle bir yaptırıma ihtiyaç duyulmuştur. Somut olayda işveren sigortalıyı birinci işyerinden bildirmiş ve primlerini de ödemeye devam etmiş olduğundan, ikinci işyerinden bildirmemiş olsa bile, 10. maddeye göre sorumlu tutulamaz. Zira sigortalı devletin sosyal güvenlik şemsiyesi altına girmiştir. Her iki işyerinin tehlike sınıf ve derecesi ayrı olsa da sonuç değişmez. Nitekim kurumun eksik primleri tahsil etme olanağı her zaman için mevcuttur.
Primler ödenmiş, dört aylık prim bordrosu verilmiş olmasına karşın, salt işe giriş bildirgesinin kuruma verilmemiş olması halinde işverenin 10. maddeye göre sorumlu tutulabilip tutulamayacağı meselesine gelince; yukarıda açıklandığı gibi 10. maddenin getiriliş amacı kaçak sigortalı çalıştırmayı önlemektir. Sigortalının primleri ödendiğine göre amaç hasıl olmuş, sigortalı sosyal güvenliğe kavuşturulmuştur. Zira sosyal güvenlik hakkından yararlanmanın temel koşullarından birisi de prim tahsilidir ve giderek primi ödenmeyen çalışmalar değerlendirmeye alınmaz. Kaldı ki olayda dört aylık prim bordroları da verilmiştir. Primlerin ödendiğini ve bordroların verildiğini gören kurum, işe giriş bildirgesini her zaman işverenden isteyebilir.
Öte yandan primler ödenmese bile, salt işe giriş bildirgesinin verilmiş olması halinde, işverenin 10. maddeye göre sorumlu tutulamayacağı dairemizin ve Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir. Prim ödememek suretiyle daha çok kusurlu sayılması gereken işvereni sorumlu tutmamak, primleri ödeyen işvereni sorumlu tutmak hak ve nesafet kurallarına aykırıdır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden sigortalının kimliği açıkça belli olduğundan, işe giriş bildirgesi verilmemekle, sigortalıların kayıtlarının birbirine karışacağı şeklinde beliren görüşe de itibar etmek mümkün değildir. Bu durumda primler ödendiğine, dört aylık prim bordrolarının kuruma verildiğine göre salt işe giriş bildirgesinin verilmemiş olması işverenin 506 sayılı yasanın 10. maddesinde öngörülen biçimde kusursuz sorumluluğunu gerektirmez.
Açıklanan bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 10. maddesine dayanılarak açılmış, kurum zararının tahsili isteğine ilişkindir.
Davacı kurum, davalı işveren tarafından işe giriş bildirgesi verilmeksizin, ancak primleri ödenmek suretiyle çalıştırılan işçiye geçirdiği iş kazası nedeniyle, 10. maddeye göre yaptığı ödeme ve masraflardan oluşan kurum zararının yine aynı madde gereğince, davalı işverenden rücuan tazmini talebiyle dava açmıştır.
Davalı işveren primleri ödediğini ve 1992 tarihli prim bordrolarında da kasap ve nakliye açıklamasına yer verdiğini, aynı işverene ait başka işyerinde çalışmanın ayrıca bildirilmesine gerek olmadığını savunmuştur.
Yerel mahkeme, davalı işverenin kasap işyerinde çalışan işçisi için işe giriş bildirgesi vermemesi, kurumda kaydı bulunmayan ve özellikle kasap işyeri ile hiçbir ilgisi bulunmayan, ayrı tehlike sınıfına tabi nakliye işyerine işçinin girişin ide kuruma bildirmemesinin 506 SK'nin 10/3. maddesi gereğince, davalı işverenin sorumluluğunu ortaya koyacağını benimseyerek, davanın kabulüne karar vermiştir.
Dosyada bulunan ve davalının da kabulünde olan kurum kayıtlarına göre; Davalı işverenin davacı kurumdan kayıtlı olan tek işyeri "kasap" işyeridir. Bunun yanında sigorta müfettişince kuruma bildirmediği tespit edilen "nakliye" işyeri de bulunmaktadır. Kurumdaki son kayıtlara göre; işveren N. Y.'ye ait özel bina inşaatı işyerinde çalıştığı yönünde işe giriş bildirgesi bulunan işçi S.'yi davalı işveren E. önce 10.4.1990 tarihinde B: Kasabı işyerinde çalıştırmaya başladığı ve 1.6.1990 tarihinden itibaren de kurumda kayıtlı olmayan nakliye işyerinde çalıştırmaya devam ettiği halde her iki çalışmayı da işe giriş bildirgesi düzenleyerek kuruma bildirmemiştir. Ancak, davalı işveren tarafından kuruma verilen 4.6.1990 tarihli prim bordrosundan başlamak üzere "B. Kasabı" işyerinden verilmiş prim bordrolarında adı geçen işçinin 10.4.1990 tarihinde işe girdiği belirtilmiş ve primi ödenmiştir.
Kurum, davalı işverene ait nakliye işyeri yolcu otobüsünün karıştığı 8.2.1991 tarihinde meydana gelen iş kazasında işçi S.'nin yaralanması nedeniyle düzenlenen 12.12.1991 tarihli sigorta müfettişi raporuyla kurumda kayıtlı olmayan davalı işverene ait nakliye işyerinin varlığını ve işçinin bu işveren yanında çalıştığını tespit etmiştir. Rapor sonrasında işçiye 506 sayılı yasanın 10. maddesi gereğince gerekli ödeme ve yardımlar yapılmıştır. Davalı işveren bu tespitten sonra 20.10.1993 tarihinde "kasap" işyeri numarası üzerinden ancak "kasap ve nakliye" unvanı açıklaması ile işçi S.'nin 10.4.1990 tarihinde tekrar işe başladığını belirterek, düzenlediği işe giriş bildirgesini kuruma vermiş, nakliye (otobüs) işyerini ayrıca kuruma usulünce bildirmediği gibi işçinin bu işyeri üzerinden işe giriş bildirgesini de düzenleyip, kuruma vermemiştir.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun "Genel Hükümler" bölümünü teşkil eden birinci bölümde yer alan "Çalıştırılan Sigortalıları Bildirme" başlıklı 9. maddesinde; "işveren, çalıştırdığı sigortalıları, örneği kurumca hazırlanacak bildirgelerle en geç bir ay içinde kuruma bildirmeye mecburdur" denilmekte ve bu maddedeki mükellefiyete uyulmaması halinde, işverenin sorumluluğunu ise maddeyi takip eden 10. maddede düzenlenmiştir. Buna göre "Bildirilmeyen Sigortalılar için yapılacak işlem" başlığı altında; "Sigortalı çalıştırılmaya başladığının süresi içinde kuruma bildirilmemesi halinde, bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı çalıştırıldığının kurumca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinde ilgililerin sigorta yardımları kurumca sağlanır.
Sigortalı çalıştırılmaya başlandığı kuruma bildirilmiş veya bu husus kurumca tespit edilmiş olmakla beraber, yeniden işe alınan sigortalılardan, süresi içinde kuruma bildirilmeyenler için de iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinde gerekli sigorta yardımcıları kurumca sağlanır.
Ancak, yukarıdaki fıkralarda belirtilen sigorta olayları için kurumca yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile gelir bağlanırsa, bu gelirlerin 22. maddede sözü geçen tarifeye göre hesap edilecek sermaye değerleri tutarı, 26. maddede yazılı sorumluluk halleri aranmaksızın, işverene ayrıca ödettirilir" hükmüne yer verilmiştir. Bu durumda kurumun yaptığı yardım ve giderlerin 506 sayılı kanunun 26. maddesinde yazılı sorumluluk halleri aranmaksızın işverene ayrıca ödettirileceği kabul edilmiştir.
Bunun yanında 506 sayılı yasanın 140/a fıkrası delaletiyle b fıkrasında, 506 sayılı kanunun 9. maddesine uyulmaması halinde para cezası da öngörülmüştür.
Ayrıca, davalının sigortalıyı 4 aylık prim bordrolarında kurumda kayıtlı kasaplık işyerinden gösterdiği halde, kurumda kayıtlı olmayan nakliye (otobüs) işyerinde çalıştırması da 506 sayılı yasaya aykırıdır. Bu işyerleri ayrı iş kollarına girmekte olup, 506 sayılı kanunun 74. maddesine göre de bu işyerlerinin iş kollarına göre tehlike-sınıf ve dereceleri ve prim oranları farklıdır.
Diğer taraftan, 506 sayılı yasanın bütünlüğü içinde prim ödeme dışında hiçbir yasal yükümlülüğünü yerine getirmeyen işverenin sadece 4 aylık prim bildirgelerini vermesi, onu diğer yasal gereklerden kurtaramayacağı gibi, işe giriş bildirgesi vermekten muaf tutulması da mümkün değildir. Aksine bir kabul şekli fiilen 506 sayılı kanunun 9 ve 10. maddelerini ve 140/a maddesini işlemez hale getirir ve sayıları milyonları aşan işçilerin Sosyal Sigorta Kurumu'nca takibini ve kimliklerinin tespitini de imkânsız kılar. Oysa, amacı kaçak sigortalı çalıştırmayı önlemek olan ve işçi yanında işvereni de takip olanağı sağlayan 10. maddenin ve yasanın sistematiği içinde diğer ilgili maddelerin bir bütün içinde ele alınması, asa koyucunun kaçınılmaz amaçlarındandır. Gerçekte de gerçek ve tüzel kişilerin yasaların ve bunlarla düzenlenen kurumların işlemez hale gelmesine yol açabilecek, yasaların açıkça yüklediği gerekleri yerine getirmeme ve benzer kötü niyetli veya kuralsız davranışlarıyla sonuçta büyük bir çalışan grubunu çatısı altında toplayan Sosyal Sigortalar Kurumu'nun varlığına da zarar vermelerinin önüne geçilmesi asa koyucunun amacı kadar uygulayıcının görevi ve buna uymak durumunda olan taraflarında yine yasalarla koruma altına alınan menfaatleri gereğidir.
Sonuç olarak; somut olayda, davalı işverenin işçisini yukarıda açıklanan yasal hükümlere aykırı davranışla işe giriş bildirgesi düzenlenmeden iş kolları farklı biri kayıtlı, diğeri kayıtlı olmayan iki ayrı işyerinde çalıştırmış olması, primlerini ödemiş olsa dahi yasaya uygun bulunmamış, davalının bildirmediği bu işçinin geçirdiği iş kazası nedeniyle kurumca yapılan ödeme ve masraflardan kaynaklanan zarardan sorumlu olduğu yönündeki davacı kurum talebi ve bunu kabul eden mahkeme kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, davalı vekilinin somut olaya uygun düşmeyen Hukuk Genel Kurul kararlarını da dayanak alan temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının onanması gerekmiştir.
Sonuç: Davalı işveren vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 596.000 TL ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 28.4.1999 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
KARŞI OY
506 sayılı yasanın 10. maddesi gereği kusursuz sorumluluktan söz edebilmek için zarara neden olan olayın vukuundan önce SSK'nin olaya karışan sigortalının davalıya ait işyerinde çalışmaya başladığını öğrenmemiş olması gerekir. Kurumun kazadan önce işe başlama olgusunu işe giriş bildirgesi dışında prim bildirgesi, müfettiş denetimi gibi nedenlerle öğrendiği anlaşılırsa, artık 506 sayılı yasanın 10. maddesi gereğince kusuruz sorumluluk değil, aynı yasanın 26. maddesi gereğince kusurlu sorumluluk söz konusudur. Bu kabul şekli objektif iyi niyet kurallarının ve yasal düzenlemenin amacının bir sonucudur. Esasen 10. maddenin 2. bendinde "Sigortalı çalıştırmaya başladığı kuruma bildirilmiş veya bu husus kurumca tespit edilmiş ise..." düzenlenmesine yer verilmiştir.
Dava konumuzda kaza tarihinden önce davaya konu olaya karışan işçi adına işe giriş bildirgesi verilmemiş ise de prim bildirgesi verildiği, bu suretle kurumun işe başlama olgusunu öğrendiği anlaşıldığına göre, daire çoğunluğunun bozma kararı doğru olup aynı gerekçe ile kararın bozulması görüşündeyim.
Bu nedenle HGK çoğunluğunun onama kararına katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy