(1086 S. K. m. 78)
Dava: Taraflar arasındaki "mal teslimi, aynen ifa, alacak sözleşmenin feshi, fason ücretinin yeniden tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara Asliye 1. Ticaret Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulü -karşı davanın reddi yönünde verilen 12.11.1998 gün ve 1998/867-1072 sayılı direnme kararının kısmen onanıp, kısmen bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 5.5.1999 gün ve 1999/11-166-279 sayılı ilamın karar düzeltilmei yoluyla incelenmesi davalı-karşı davacı kurum vekili ve davacı karşı davalı asil tarafından verilen dilekçelerle, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki bütün kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Ankara Asliye 1. Ticaret Mahkemesi'nin direnme kararı üzerine Hukuk Genel Kurulu'nun 5.5.1999 gn ve 199/11-166 esas, 1999/279 karar sayılı ilamına yönelik davacı-karşı davalı E.-Export Yönetim Kurulu Başkanı'nın "karar düzeltme" istemini içeren 29.6.1999 tarih ve 12.7.1999 havalı tarihli, "Sayın Başkan ve Olayımızın İnceleneceği Heyete Girebilecek Sayın Üyelerin Dikkatine" başlıklı 18.10.1999 tarihli dilekçelerinin incelenmesinde;
1- 29.6.199 tarih ve 12.7.199 havale tarihli "karar düzeltme" dilekçesinde;
2. Sahifesinin;
2. ve 3. paragrafında;
Ancak (kamuoyu araştırmalarına dayalı olarak zaman zaman basında da yer alan verilere göre) toplumun böyük bölümü (%70) yargıya güvenmemektedir.
Bunun nedeni, taşıdıkları şerefli sıfat ve mevkileri hak etmeyen -azınlıktaki- bir kısım yargı mensubunun kişisel nedenlerle (tabir caizse) zarftan çıkan notlara dayalı sipariş sonuçlar yarattıkları yönündeki şayialar ve inanışlardır.
4. 5. ve 6. paragraflarında;
Olayımızla ilgili, Yargıtay'ın saygın dairelerinden 15. HD'si ve 11. HD'si adına düzenlenen ilamların muhtevaları; maalesef bu inanca destek niteliktedir.
Bu nedenle de söz konusu kişiler tarafımızdan red edilmiş ve Yargıtay üyeliğinden istifaya davet edilmişlerdir.
Kurum olarak Yargıtay'ı nakise getiren bu olgunun çoğunluktaki dürüst, bilgili, onurlu ve saygın mensuplarını çok rahatsız ettiği de kamuoyunun malumudur.
8. ve 9. paragraflarında;
Bu kişilerin bizim dosyamızda sergiledikleri tutum ve tavır, yargı erkinin açık bir kötüye kullanımıdır. Yargı adına yapılanların hukukla hiç bağdaşmadığı, sağlanmak istenen sonuçların tamamen subjektif ve keyfi olduğu tarafımızdan her ortaya konulduğunda bu kişi ve gruplar bize karşı izledikleri hasmane çizgiyi biraz daha derinleştirmektedirler. Maalesef bu konuda kendileriyle dayanışma yapacak yandaşlar bulmakta da çok zorlanmamaktadırlar. Bunun en somut örneği HGK'nin düzeltme talebiyle huzurunuza gelen 1999/166-279 sayılı ilamın II/2 maddesinde yer almıştır. Bu sonucu temin için ileri sürülen gerekçeler hukuk dışı olmaktan öte tamamen yanlış ve yanıltıcıdır. Bu konudaki hukuki ve maddi gerçekler ve HGK'nin bozma kararı dolayısıyla nasıl yanıltılmış olduğu aşağıda (Bölüm B.) tekrar HGK'nin gözleri önüne serilmektedir.
Anılan kişilerin yaptıkları hukuk dışı işlemleri meşrulaştırmak için yaptıkları kulis faaliyetlerini yakinen izlediğimiz için, bu gerçeklerin HGK'nin onurlu ve adi çoğunluğunun gözünden kaçırılması ve gizlenmesini önlemek amacıyla, 8.2.1999 tarihli temyize cevap layıhamızda, bozma ve direnme ile ilgili gerçekleri ayrıntılı olarak açıklayıp dosyadaki kanıtlardan 62 adet belgeyi dilekçemize bir kere daha ekledik.
3. sahifesinin;
4. paragrafında;
Hukuk dışı ve keyfi ilam düzenledikleri saptandığında red ettiğimiz bir kısım Yargıtay mensuunun; ika ettikleri dosya ve yasa dışı eylemlerinin izini sürerek tez ve amaçları doğrultusunda bir sonuç temin etmek yönünde faaliyette bulunduklarına dair duyumlarımızdır.
6. paragrafında;
Üzülerek belirtmek isteriz ki ilamın II/2 maddesindeki dosya içeriğine aykırı ve hukuk dışı iddialar ve buna dayalı sonuç:
Bu dosyayı kişisel bir mesele olarak takip eden 15. ve 11. HD'nin bazı üyelerinin (daha önce duyumlarımıza ulaşan) bizi cezalandırma gayretlerinin başarıya ulaştığını göstermektedir.
Diğer bir deyişle, kararda, gösterdiğimiz tüm kanıt ve gerçekler gözardı edilip, HGK'nin çoğunluktaki dürüst, bilgili ve saygın üyeleri yanıltılmıştır.
4. sahfisenin;
2. ve 3. paragrafında;
Davamızın ve özellikle bir kısım Yargıtay mensubu ile ilgili tutumumuzun hukuki ve ahlaki haklılığı hususunda en küçük bir şüphemiz yoktur.
Tek endişemiz dosyayı ısrarla izleyen söz konusu kişilerin, kurulun bilgili, onurlu ve adil üyelerini bir kere daha yanıltmaya çalışmaları ve bunda başarı sağlamalarıdır.
Yukarıda işaret ettiğimiz davalı yetkilileri ile bir kısım Yargıtay üyesinin yeni hedefi:
HGK'den, davalı idarenin KD. talebi kapsamında bir sonuç temin etmektir.
5. sahifesinin,
Son paragrafında;
Taraflar arasındaki ihtilafın gerek davalı yetkilileri gerekse bir kısım yargıtay mensubu tarafından gizlenmeye çalışılan-gerçek nedeni:
Davalı idare yetkililerinin; bu projede kullanılacak m. kömürü temin idolayısıyla yaptıkları aykırılıklar ile yine kişisel nedenlerle proje ile ilgili imalat ve tesliminde meydana getirdikleri fevkalade ciddi boyutlu olumsuzlukların üstlerinin örtülmesi sonucuna yönelik teliflerinin şirketimiz tarafından red edilmiş olmasıdır.
7. Sahifesinin;
İlk paragrafında;
Dava safhasında ileri sürdükleri düzmece iddiaların ise kendilerine yardım etmek için her imkânı değerlendiren bazı yargı mensuplarına imkân sağlamak amaçlı olduğu da ortaya çıkmıştır.
Son paragrafında;
a. 15. HD'nin bir kısım mensubunun bu derece hukuk dışı bir ilam düzenleyebileceklerine ihtimal vermememiz ve ihmal edilebilir görülen söz konusu aykırılık dolayısıyla yapılacak temyiz nedeniyle kararın bozulup davanın tekrar yıllarca uzayarak sonuçda davalı idareye bu nedenle de ayrıca ciddi boyutlu yükler getirmesine neden olmama anlayışımızdır.
8. sahifesinin;
İlk paragrafında;
b. Davalı yetkililerinin -bilinen amaçlara dayalı- hukuk içi ve hukuk dışı yardımlarını aldıkları Prof. F. E.'nin girişimlerine zaman yönünden sınır çekme düşüncemizdir.
9. sahifesinin;
2. 3. 4. ve 5. paragraflarında;
İlamı düzenleyenlerin varmak istedikleri hukuk dışı sonucu temin için kendileri bilirkişi yerine geçmek suretiyle -teknik olduğunu kabul ettikleri bir hususta yetkilerini de aşarak- birtakım dosya ve yetki dışı kabuller yapıp buna dayalı bir bozma yaptıkları apaçık ortadadır.
Özel daire tarafından verilen buyruk ise açıkça, davalı yetkililerinin m. kömürü temininde yaptıkları yolsuzluk ve aykırılıkların yargı vasıtasıyla örtbas edilmesi ve söz konusu kişilerin aklanmaıs amaç ve sonuçludur.
Çünkü, bilindiği gibi, özel hukuk alanına giren sözleşmelerin konusu olan hak ve yükümlülükler ancak o sözleşmenin traflarını ilgilendiren ve münhasıran onlara ait kazanılmış haklar olup -Anayasa'nın teminatı altında olan sözleşme özgürlüğü gereği- tarafları ve Yargıyı bağlar.
Bu nedenle özel hukukta, yargının taraf iradelerini ve ortak irade ile kabul edilen sözleşme hükümlerini değiştirme ve teşviş etme yetkisi yoktur.
7. 8. ve 9. paragraflarında;
Hatta, Anayasa Mahkemesi'nin 20.5.1998 T, 1998/18 K. sayılı kararında da açık olarak kabul edildiği gibi sözleşme ve hükümlerini KANUN ile dahi olsa değiştirmek mümkün değildir.
Hal böyle olmakla birlikte özel dairenin önceki (1993/1698 K.) ilamını düzenleyenler, ilamn 3. bendinde; sözleşmede var olmayan iki ayrı hükmü sanal bir biçimde sözleşme hükmü imiş gibi göstermiş, böylece haricen ihdas ettikleri sanal hükümleri gerekçe yapıp bunlara dayanarak bu konudaki mahkemenin doğru kararını bozmuşlardır.
Böylece de -tarafların müşterek iradelerine aykırı olarak- hem sözleşme hükümlerini değiştirmiş hem de tarafların buradaki hükümleri müşterek anlayış ve tüm uygulama sürecindeki uygulama iradelerini geçersiz kılmaya tevessül etmişlerdir.
Kuşkusuz Yargıtay'ın böyle bir yetkisi yoktur; yapılan bozma geçersizdir ve kasta dayalıdır.
10. sahifesinin;
7. 8. 9. ve 10. paragraflarında;
Bütün bunlar dikkate alındığında, yapılan bozmanın tamamen subjektif ve hukuk dışı etmenlere dayalı olduğu apaçık ortaya çıkmaktadır.
15. HD'nin sonraki (1997/4016 K. sayılı) 11. HD'nin (1998/3984 K. sayılı) ilamlarındaki bu hususla ilgili iddia ve dayatmalar, bunun böyle olduğunun tevil edilemez kesin kanıtıdır.
Davalı yetkililerin aykırı iddiaları -yolsuzluk ve böylece meydana getirdikleri olumsuzlukların kişisel hesabını vermekten kurtulma amaçlı da olsa- savunma hakkı olarak kaul edilse dahi, dosyaya ve ahlaka aykırı olarak devam edegelen bu iddiaların, davayı bilinçli olarak uzatma amaçlı olduğu da açıktır.
Hangi nedenle olursa olsun Yargıtay'ın buna alet edilmemesi gerekirdi.
14. sahifesinin;
4. paragrafında;
Zaten, mahkeme heyetinin veya Yargıtay mensuplarının yargısal görevlerini gereğince yerine getirmeleri ve subjektif telkin ve düşüncelere alet olmamaları halinde, mevcut olgular itibarıyla 28.11.1996 T. bilirkişi raporlarındaki tespit ve kabullere aykırı bir sonuca varmak da olanaklı değildir.
Son paragrafında;
Ancak, dairenin söz konusu ilamını düzenleyip imzalayanlar zaten davalı yetkilileri gibi adeta daanın gizli üçüncü tarafı olarak hareket ettiklerinden ve bu tutumları sübuta erdiğinden bu dilekçeye karşı cevap ve itirazlarımızı içeren cevap dilekçemizdeki talepleri nazarı itibare almamış cevapsız bırakmışlardır.
15. sahifenin;
5. paragrafında;
Söz konusu ilamdaki bozmalar ve bunlara dayanak yapılan iddialar, aynen önceki ilamın 3. bendindeki bozma ve gerekçesi gibi dosyaya, kanuna ve dürüstlük kurallarına da açıkça aykırıdır ve bilinçli yapımıştır.
Son paragrafında;
Mevkilerinin önemini ve sorumluluğunu gereğince takdir etmeyen bazı Yargıtay üyelerinin subjektif nedenlerle hukuku hiçe sayarak telkin ve tavsiyelere göre hareket edip söz konusu davalı yetkililerinin anılan aykırılıklarının yargı vasıtasıyla üstlerinin örtülmesi ve bu kişileri aklaması misyonunu üstlenmiş olmalarıdır.
16. sahifesinin;
tamamında;
4- Kamuoyu araştırmalarına dayalı olarak zaman zaman basında da yer aldığı gibi, toplumun büyük bölümü yargıya güvenmemektedir.
Bunun nedeni ise Yargıtay'ın saygın 15. ve 11. HD'leri adına olayımızla ilgili olanlar gibi-düzenlenen hukuku hiçe sayan bazı ilamlardır.
Hiç tereddüt yoktur ki bu tür kararlar; hem toplumun Yargıtay'a güvenini ortadan kaldırır hem de çoğunluktaki dürüst, onurlu ve saygın Yargıtay mensuplarına -ayrım yapmaksızın- karşı duyulan güveni ve saygıyı da azaltır. Buna kimsenin hakkı yoktur.
Diğer yandan, dürüst devlet ve temiz toplum kişilik ve kimliğinin temin ve korunması, toplumun tüm kurum ve bireylerinin ihmal edilemez vatandaşlık borcudur.
İşte bütün bu nedenlerle; 15. HD'nin söz konusu mürafaaya giren heyeti ile 1997/4016 K. sayılı ilamını düzenleyip imzalayanlar tarafımızdan red edilmiş Yargıtay görevlerinden istifa etmeye davet edilmiş, Yargıtay'a ve saygın mensuplarına nakise oluşturan aykırılıkların düzeltilmesi için KD talebinde bulunulmuştur.
Bu olgu üzerine, Yargıtay Başkanlar Kurulu kararı ile dosya bu daireden alınmış 11. HD'nin talebi gibi, dosyaya bakmak üzere bu daire görevlendirilmiştir.
5. Gerek şirketimiz gerekse davalı yetkilileri -amaçları farklı olmakla birlikte- söz konusu ilam ile ilgili KD talebinde bulunmuşlardır.
Bununla ilgili 11. HD'si adına düzenlenen 1998/3984 K sayılı ilamdaki şirketimiz aleyhine dayatmalar ve bunu temin için ileri sürülen iddiaları:
Sözleşmeye, tarafların buradaki hükümleri müşterek anlayış ve uygulama iradelerine,
kanuna,
vakialara,
bunları kanıtlayan dosyadaki belgelerin içeriğine, açık ve kesin olarak aykırıdır.
Sözleşmeye dayalı ihtilaflar konusunda Yargıtay'ın en uzman dairesi olduğu söylenen 11. HD'nin söz konusu ilamındaki aykırılıklarının hata veya yanılgıya dayalı olduğunu kabul etmek mümkün değildir. İlamdaki hukuka aykırılıklar hukukla ilk tanışan bir müptedinin dahi hemen fark edeceği türdendir.
19. sahifesinin;
Son paragrafında;
Söz konusu dilekçemizde; direnme ile ilgili hususlar son derece ayrıntılı ve herhangi bir yanılgıya meydan vermeyecek biçimde açıklanmış ise de bu dilekçemiz heyet üyelerinin incelemesine sunulmayarak hataya düşmelerine neden olunmuştur.
20. sahifesinin;
4. 5. ve 6. paragraflarında;
Bu derece tartışmalı ve şaibeli bir dosyada bunun böyle yapılmamış olması ciddi bir kusurdur.
Diğer yandan, HGK ilamında gerek davalı idarenin temyiz dilekçesinde gerekse şirketimizin cevap dilekçesinde işaret edilen hususlar, yasanın emredici hükmüne açıkça aykırı davranılmak suretiyle cevapsız bırakılmış; bu olgu KD nedeni oluşturmuştur. (HUMK. m 439/1, 440/1, 4)
Hiç kuşku yoktur ki, yasal zorunluluk bir yana, sadece özel dairelerin bu dosyadaki hukuka aykırı ve subjektif davranışları dahi tarafların dilekçelerinde işaret ettikleri tüm hususların neden kabul veya red edildiğinin ayrıntılı olarak HGK ilamında gösterilmesi zorunluluğunu doğurmaktadır.
21. sahifenin;
6. paragrafında;
Söz konusu dilekçemizde açık olarak belirttiğimiz gibi; bu kişilerden bazılarının, ika ettikleri yasa ve kural dışı eylemlerinin izini sürerek, dosyayı HGK'da da amaçları doğrultusunda izledikleri ve kulis yaptıkları konusunda duyumlarımız vardır.
Son paragrafında;
Kaldı ki, bu yolda açık bir talebimiz olduğundan red ettiğimiz üyelerin heyete girebilmesi için bu talebimizin HGK heyetine sunulup açık bir karara bağlanması ve sonucun açık olarak ilama geçirilmesi zorunludur.
22. sahifesinin;
İlk paragrafında;
Bunun böyle yapılmaması ve 11. HD'nin red ettiğimiz üyelerinde ikisinin heyete dahil edilmesi ve üstelik kurulda daire kararını savunmalarına izin verilmesi adaletin gerçekleşmesini zedelemiştir.
Kararda yer alan soyut ve ne olduğu belirsiz red, söz konusu kararın mehabetine ve inandırıcılığına -en hafif tabiri ile- halel getirmiştir.
23. sahifesinin;
3. paragrafında;
HGK kararında da benimsenen 15. HD'nin (1997/4016 K. sayılı) 11. HD.'nin (1998/3984 K. sayılı) ilamlarındaki -dosya dışı- iddia ve dayatmalara göre:
4. paragrafında;
Davalının durumu ile ilgili aşağıda işaret edeceğimiz gerçekleri bir an için ayrık tutarsak:
Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, ilamlardaki -dosya dışı sanal- iddianın toplam mali boyutu 2.18 milyar TL (İki milyar yüz seksen milyon TL) olmaktadır.
6. ve sonuncu paragrafında;
Zira, ilamdaki; davanın geç açılması vs. nedeniyle davalının zarar ettiği bunun savunma ve dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmış olduğu iddiası, gerek maddi vakıa ve gerçeklere gerekse hukukun temel ilkelerine -açık ve kesin olarak- aykırıdır.
Bu iddianın amacı HGK'nin çoğunluktaki dürüst, onurlu ve saygın üyelerini yanıltmaktan ibarettir.
24. sahifesinin;
İlk paragrafında ve ikinci paragrafında;
İle -ilamdaki- dosyadaki kâğıtların okunmuş olduğu beyan ve kabulü, birlikte dikkate alındığında:
HGK'nin, çoğunluktaki dürüst ve bilgili üyelerinden birtakım gerçeklerin gizlenmiş olduğu ve kararın dosya dışı bilgi ve subjektif görüş ve isteklere dayalı olduğu açıkça görülmektedir.
Söz konusu iddianın; dosyadaki bilgi ve belgelere dayalı olmayıp doğrudan 15 HD'si adına düzenlenen (1997/4016 K. sayılı) ilamdaki dosya dışı ve sübjektif görüş ve kabullerden alınmış olduğu açıktır. Bu nedenle bu noktaya ilişkin bozma hukuk dışıdır.
26. sahifesinin;
5 ve 6. paragraflarında;
Bütün bunlar dikkate alındığında söz konusu iddialar, kuşkusuz, gerçeğ ibilemeyen HGK'nin dürüst, onurlu ve saygın mensuplarına da önemli bir manevi sorumluluk yüklemektedir.
Yargıtay'a izafesi mümkün olmayan bu davranışın sahiplerinin, kurum olarak Yargıtay'ı ve çoğunluktaki şerefli üyeleri böyle bir şaibe altına sokmaya hakları olmadığı gibi, şirketimizi de böylece cezalandırıp oyalama yetkileri yoktur.
27. sahifesinin;
İlk ve ikinci paragraflarında;
Dosyadaki kâğıtların okunduğu, söz konusu hususun dosyadaki belge ve bilgilerden anlaşılmış olduğu beyanı, dosyadaki belge ve bilgilerle çelişmektedir. Hal böyle olunca da söz konusu iddianın bilinçli ve maksatlı olduğu izlenimi doğmaktadır.
Söz konusu iddia; dosyadaki bilgi ve belgelere dayalı bir tespit olmayıp davalı yetkililerinin idare adına yaptıkları düzmece iddialara ve 15. HD'si ve 11. HD'si adına düzenlenen (1997/4016 K. 1998/3984 K. sayılı) ilamlardaki hukuk dışı ve subjektif kabullere dayalıdır.
7. paragrafında;
Yukarıda işaret ettiğimiz nedenlerle; şirketimizle ilgili söz konusu sanal iddianın kaldırılıp kararın böylece düzeltilmesi zorunluluğu vardır.
Böylece düzeltilmesini TALEP EDİYORUZ:
Son paragrafında;
İhtilaf ile ilgli sulh görüşmeleri ve bunun davalı idare yöneticileri açısından yarattığı hukuki ve cezai sonuçlar hakkında maalesef HGK yanıltılmıştır.
Bu konudaki maddi vakalar, aynen 15. HD'nin 1999/4016 K. sayılı ve 11. HD'nin (1998/3984. K. sayılı) hukuk dışı ilamlarında yapıldığı gibi gizlenmiştir.
29. sahifesinin;
6. paragrafında;
İlamdaki:
"Davalı idarenin 25.6.1985 tarihli teleksi ie teslim aldığı sishen cevheri ile ilgili (şirketimize) bilgi verdiği, sulh yolunun kapandığı ya da sözleşmenin feshini istedikleri yönünde bir bildirimde bulunmadığı anlaşılmıştır." (Sh. 8)
İddiası ve burada davalının 25.6.1985 tarihli (bu tlx. 15635 sayılıdır) belgenin kullanım amacı, davalının hukuki durumunu tamamen değiştiren yukarıdaki tlx yazısındaki iradesini HGK. üylerinden gizlemek ve heyeti yanlış yönlendirmektedir.
7. ve sonuncu paragrafında;
Davalının, bilirkişi raporlarında da işaret edilen yukarıda işaret ettiğimiz iradesini açıklayan 25.4.1985 tarihli belgesini gizleyip -bulunması için tüm dosyayı tarayarak epeyce zaman harcandığı anlaşılan- söz konusu 25.6.1985 tarihli belgeyi öne sürerek amaçlanan aykırı sonucu temine ve HGK'yi böylece yanılgıya düşürmek açık bir görevi kötüye kullanmadır.
Bunun başka bir şekilde nitelendirilmesi de mümkün değildir.
30 sahifesinin;
İlk paragrafında;
Bu nedenlerle, yukarıda işaret edilen saptırma sonucu varılan sonucun kaldırılıp yerine davalının 25.4.1985/1854 işaretli yazısındaki talep ve iradesi ile buna karşılık aşağıda işaret edilen 16.5.1985/342 sayılı yazımızdaki irade ve talebimizi ve böylece meydana gelen hukuki sonucu göz önünde tutarak ilamın böylece düzeltilmesini TALEP EDİYORUZ:
31. sahifesinin;
5. paragrafında;
Dosyadaki kanıt olarak bulunan belgelerden sadece bir tanesi dahi ilamda temin edilmek istenen sonucu mesnetsiz kılmaktadır.
32. sahifesinin;
5. paragrafında;
Dosyadaki kanıt olarak bulunan belgelerden sadece bir tanesi dahi ilamda temin edilmek istenen sonucu mesnetsiz kılmaktadır.
32. sahifesinin;
3. paragrafında;
Gerek davalı yetkilileri gerekse (aynen bunlar gibi) 15. HD'si HGK ilamlarını düzenleyenler, davalı dilekçeleri ile Yargıtay ilamlarında:
Şirketimizin; Cumhurbaşkanlığı, Devlet Denetleme Kurulu, Başbakanlık ve ilgili devlet bakanlığı gibi yetkisiz/görevsiz mercilere başvurarak zaman kaybedip fason fiyatlarının artmasına sebep olduğunu,
Yapılan başvurulara cevaben, konunun incelendiğinin bildirildiği tarihten sonra da yargıya başvurmayıp inceleme sonucunu bekleyerek fason fiyatın artmasına neden olucu davranışta bulunduğunu,
İleri sürerek buna şirketimiz aleyhine sonuçlar bağlamaya çalışmışlardır.
İlamlardaki bu iddialar, 24.11.1986 T. ve 1986/2-2 sayılı içtihadı birleştirme kararına aykırı olmak yanında, söz konusu ilamları yazanların kendilerini devletin üstünde görmeleri anlamındadır.
33. sahifesinin;
Son paragrafında;
Davalının söz konusu yetkilileri ile bunların yolsuzluk ve aykırılıklarını örtbas etmek isteyen birtakım Yargıtay mensupları bu amaçları doğrultusunda davayı -en az- 8 yıl uzatmışlardır ve bu sürede şirketimizi haksız olarak oyaamışlardır. Hem de Anayasa ve HUMK'nun açık ve kesin bir aykırılıkla.
37. sahifesinin;
4. paragrafında;
İdare;
Doğru bildikleri hususları dahi inkâr edip aksini savunmuş hatta daha da ileri giderek dosyada kanıt olan ve doğrudan kendisi tarafından düzenlenen belgeleri -aleyhine sonuçlu olduğundan- inkâr etmeye çalışmış daha da ileri giderek gerek bilirkişileri, gerekse birtakım Yargıtay menubunu bir şekilde ikna ederek davanın doğru ve çabuk sonuçlanmasını engellemişlerdir.
Bu tutumlarını bugün dahi devam ettirmektedirler.
7. paragrafında;
Yargıtay özel dairelerin ilamlarını düzenleyenler;
Mahkemece çözülmüş sanal iddia ve ihtilaflara dayanarak kararları bozup yeniden incelenmesini buyurmuşlardır.
Sözleşmede olmayan hükümleri sanal bir biçimde haricen sözleşmeye eklemiş, bir kısım sözleşme hükümlerini keyfi olarak değiştirmiş, yapılmamış yapılamayacak, yapılmadığı beyan edilen işlemleri yapılmış olarak göstererek mahkemenin doğru kararlarını bozmuşlardır.
38. sahifesinin;
Son paragrafı dışında tamamında;
Söz konusu bozmalar ile davalı yetkililerin yaptıkları yolsuzlukları ve aykırılıkları örtbas etmeye çalışarak bu kişilerin aklanması sonuçlu bir davranış içine girmişlerdir.
Böylece de ihtilafın doğru ve çabuk çözümünü engelleyerek şirketimizin davalı idarece gasp edilen haklarına kavuşmasını en az 8 yıl fazla bir süre geciktirmişlerdir.
Şayet, davanın geç açılma iddiası doğru ve bu nedenle bir kusur oluşmuş, ise hukuk dışı ve subjektif nedenlerle bizi ve davalının patronu olan devleti 8 yıl oyalamanın meydana getirdiği olumsuzlukların kişisel sorumlusu olmuşlardır.
f. Var olan ve birbirini teyid eden birçok HGK ve daire kararlarındaki kabuller dikkate alındığında.
İlamda söz edilen sanal zararın bir kısmının da şirketimize yüklenebilmesi için; şirketimizin dava açma ile ilgili tutum ve davranışının sırf davalıya zarar vermek amaçlı olduğunun kanıtlanması gerekir.
Bu kanıtlanmadan -iddia edilen sanal zarar gerçek olsa dahi- şirketimize bu nedenle bir kusur yüklemek veya zarara iştirakini istemek mümkün değildir.
İlamdaki, söz konusu sanal zararın bir kısmının şirketimize yüklenmesi ile ilgili istem:
Yukarıda işaret ettiğimiz kanıta davalı değildir. Var olan başkaca HGK daire kararları ile de açık bir çelişki içindedir.
Diğer bir ifade ile:
Söz konusu istem, yukarıda işaret ettiğimiz gibi bir kanıta dayalı olmayıp (tabir caizse) dosya ve hukuk dışı keyfi bir SALMA mantığına dayalıdır.
Yukarıdan beri işaret ettiğimiz gerçeklerin -yeterli ve gerekli- kanıtları dosyada, fazlası ise şirketimiz arşivindedir.
39. sahifesinin;
4. 5. ve 6. paragraflarında;
Kaldı ki, HGK'nin söz konusu ilamından sonra da gerek -m. kömürü ile ilgili yaptıkları yolsuzluklar apaçık ortaya çıkan ve ihtilafın hukuki ve cezai sorumlusu oldukları subut bulup kesinleşen- davalı yetkililerinin, gerekse red ettiğimiz Yargıtay mensuplarından bir kısmının HGK üyeleri nezdinde büyük bir ikna ve kulis faaliyetinde bulundukları yolunda duyumlarımız vardır.
Muhtevası dikkate alındığında; söz konusu dilekçenin bu amaçla düzenlendiği de apaçık ortadadır.
2. Gerek 8.2.1999 T. dilekçemizde belirttiğimiz nedenlerle gerekse yukarıda işaret ettiğimiz duyum nedeniyle:
Söz konusu dilekçemizde de talep ettiğimiz gibi hem 8.2.1999 T. dilekçemiz ve eklerinin hem de işbu dilekçemiz ve eklerin HGK'ne girecek tüm üyelere denetimden en az 15 gün önce dağıtılarak -yeni bir yanılgıya düşürülmelerinin önlenmesini ve bu uygulamanın böyle yapıldığının düzenlenecek HGK ilamına da belirtilmesini TALEP EDİYORUZ.
2-19.10.1999 havale tarihli dilekçesinde;
1. sahifesinin;
Tamamında;
SAYIN BAŞKAN VE OLAYIMIZIN İNCELENECEĞİ HEYETE GİREBİLECEK SAYIN ÜYELERİN DİKKATİNE.
11.10.1999 T. telgrafımız ve bu kapsamdaki aşağıdaki açıklamalarımız; HGK'nin çoğunluktaki namuslu, adil ve sayın üyelerine -eksik ve yanlış bilgilendirme nedeniyle- nakise getirecek olguların engellenmesi amacına yöneliktir.
1. Davamız ile ilgili mahkeme ve özel daireler arasındaki ihtilafın incelenip değerlendirildiği 1999/279 K. sayılı HGK ilamının II/2 başlığı altındaki sonuç ile:
Davalı idare ile aramızdaki anlaşma kapsamında 1984-1985 yıllarında fiilen imal edilmiş şirketimize ait 150.968.541 ton d. kütüğümüzün teslim edilmemesi ve bunların akibetleri ile ilgili davalı yetkililerinin aykırılık ve yolsuzlukları - aynen özel dairelerin ilamlarını düzenleyip imzalayanlar gibi bir kısım dosya dışı sanal iddialar ve saptırmalar ile bunlara bağlanan hukuk dışı sonuçlarla örtbas edilmekte; aralarında trilyon TL'lere hükmedenlerin oluştuğu söz konusu kişiler aklanmış olmaktadır.
Bunu temin için de aynen özel daire ilamlarını düzenleyenler gibi şirketimize HGK tarafından haksız ve keyfi bir SALMA çıkarılmaktadır.
2. sahifesinin;
1. 2. ve 3. paragralarınd;
Bilindiği gibi HGK müzakerelerine girecek üyelerin dosyaları önceden tek tek inceleyip hazırlanmadıkları, kanaatlerini tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla sınırlı olarak oluşturdukları bilinmektedir.
Diğer yandan -bazı duyumlarımız nedeniyle- heyetin çoğunluktaki dürüst ve adil üyelerinin yanıltılıp kullanılmaması amacıyla temyize cevap dilekçemiz ve eklerinin heyete girecek üyelere önceden dağıtılması talebimizin red edilmiş olması;
Daire adına konuşan Y.Ö.'nün yaptığı aykırılıkların tespiti üzerine red edilip zatına yazılı olarak sorumluluk ihtarı gönderdiğimizden aramızdaki açık husumet nedeniyle bu kişinin imkân olduğunca gerçekleri saptırıp aleyhimize sonuç sağlamaya çalışacağı ve böyle yapmış olduğu;
Tetkik hakimlerinin şu veya bu nedenle eksik veya yanıltığı raporlar düzenleyip heyeti yanlış yönlendirebileceği ihtimali bizi konuyu araştırmak zorunda bırakmış ve sonuçta bu düşüncede haklı olduğumuz ortaya çıkmıştır.
II. Telgrafımızda da belirttiğimiz gibi 11.10.1999 T. günü şirketimize ulaşan gerek mahkemenin direnme kararı gerekse KD talepleri ile ilgili tetkik hakimi raporunun ön incelemesinde:
İlamın II/2 başlığı altındaki konu ile ilgili yanlış ve yanıltıcı bilgiler verildiği; birçok hususta dosyadaki sonucu etkileyici belge ve bilgilerin kurula sunulmadığı saptanmış ve söz konusu raporlar ile dosya incelenmek üzere konunun özel uzmanlarından oluşan 11 kişilik tarafsız bir bilim adamları heyetine verilmiştir.
5. sahifesinin;
6. paragrafında;
15. HD ilamında, şirketimize ait fiilen ima edilmiş ve fakat davalı yetkilileri tarafından tesliminden kaçınılarak kayıt dışı başkaca amaçlara tahsis edilmiş 150.968.541 ton d. kütüğümüz gizlenmiş; bu kişiler bir kısım dosya ve yetki dışı iddialarla hukuki ve cezai sorumluluktan aklanmaya; şirketimiz ise cezalandırmaya çalışılmıştır.
7. paragrafında ve son paragrafında;
Ne yazık ki HGK'da ilamın II/2 başlığı altında; dosya ve hukuk dşı olan özel daire ilamlarındaki iddialar -denetlenmeksizin- doğrudan ilama geçirilip bu sanal iddialara dayalı dosya ve hukuk dışı bir sonuç tesis edilmiştir.
III. Hukuki gerçek şudur:
Verilecek karar tamamen teknik nitelikte olduğuna ve gerek daire ilamlarında gerekse HGK ilamlarında dosyadaki kâğıtların okunduğu beyan ve kabul edildiğine göre özel daireler ve HGK ilamını düzenleyen ve imzalayanlar:
Sözü edilen -sanal- davalı zararı ve bununla ilgili sonuca varmak için ileri sürülen teknik ve tespit nitelikli iddiaları yukarıda işaret ettiğimiz bilirkişi
6. sahifesinin;
İlk cümlesiden;
Raporların neresinden ve/veya dosyadaki hangi kanıt belgelerden tespit etmişlerdir:
2. paragrafında;
HGK bu tespiti anılan bilirkişi raporlarının neresinden ve/veya dosyadaki itibar edilecek hangi belgelerden tespit etmiştir:
Hiç tereddüt yoktur ki anılan bilirkişi raporlarındaki yukarıda (1) özet olarak aktardığımız tespit ve kabullerin HGK'ye sunulan tetkik hakimi raporunda belirtilme zorunluluğu vardır.
Belirtilmiş ise; HGK ilamının II/2 başlığı altında varılan sonuç, bu ilamdan sonra duyumlarımıza ulaşan "şirket tamamen haklıdır-ancak cezalandırılması gerekmiştir" söylemine doğruluk ve gerçeklik kazandıracaktır.
Belirtilmemiş ise; özeten beri açıkladığımız duyumlar gerçeklik kazanacaktır.
3. 4. 5. ve 6. paragraflarında;
3. Tetik hakiminin gerek mahkemenin direnme kararı ile gerekse tarfların KD talepleriyle ilgili olarak düzenlediği raporlar: "Yönetmeliğin emredici hükümleri karşısında eksiktir.
HGK ilamının II/2 başlığı altında incelenen sorun ve varılan sonuç ile ilgili konu: Şirketimizin mahkemeye başvurma hakkını geç kullandığı, bu nedenle fason maliyetin arttığı, davalı idarenin zarar edeceği ve bu sanal zarardan şirketimizin de sorumlu olacağına ilişkindir.
Ancak: Tetkik hakimi -mahkemenin direnme kararı ile ilgili- raporlarında MADDİ OLAYI 15 madde halinde anlatırken dosyada artık tartışmasız olan, yukarıda işaret ettiğimiz bilirkişi tespitlerini ve mahkemenin ilamarındaki kabullerini saptırmış ve gizlemiştir. Tetkik hakimi aynı tutumunu karar düzeltme ile ilgili raporunda da sürdürmüştür.
Bu davranış maddi olayı değiştirmiş olduğu gibi HGK heyetinin delilleri ve vakıaları değerlendirmesinde büyük bir yanılgıya düşmesine neden olmuştur.
7. sahifesinin,
Tamamında;
Örneğin: Maddi olay anlatılırken; davalı yetkililerinin yukarıda işaret ettiğimiz şirketimize ait fiilen imal edilmiş 150.968.541 ton d. kütüğümüzü kişisel nedenlerle teslimden kaçındıkları söylenmiş olsa idi.
Davanın geç açılması nedeniyle fason fiyatın arttığı vs. gibi dosya ve hukuk dışı iddialara dayalı tartışmaların bir anlam ve değeri kalmayacak ve böylece sabit olan duruma göre kusurlu tarafın münhasıran davalı idare olduğu apaçık ortaya çıkacak ve HGK üyeleri yanılgıya düşmeyecekti.
Maddi olay anlatılırken şayet yukarıda işaret ettiğimiz davalı idarenin 25.4.1985 şirketimizin 16.5.1985 tarihli yazılarındaki konu ile ilgili iradeleri eksiksiz ve saptırılmadan açıklanmış olsa idi, bu aşamadan sonra artık ya sözleşmeyi feshetme veya dava açma yükümünün davalı idareye ait olduğu saptanacaktır.
Diğer yandan; dosyayı daha önce de inceleyen ve HGK ilamını düzenleyip yazan Y. Ö.'de davalının hukuki durumunu değiştiren iradelerini açıkladığı 25.4.1985/1854 ve 2.5.1987/129 sayılı yazıları ile şirketimizin 165.1985/342 sayılı yazılarını gözardı ederek; davalının 25.6.1985/15635 sayılı yazısından sonuç çıkarmaya çalışmıştır.
İlamın 8. sayfasındaki "davalı idarenin 25.6.1985 T. telex'i teslim aldığı sishen cevheri ile ilgili (şirketimize) bilgi verdiği, sulh yolunun kapandığı ya da sözleşmenin feshini istedikleri yönünde bir bildirimde bulunmadığı anlaşılmıştır" iddiası ve burada davalının 25.6.1985/15635 sayılı belgesinin kullanılması iyimser bir yorumla hataya dayalıdır.
Bizce, yukarıda işaret ettiğimiz gibi davalı idarenin 25.4.1985/1854 sayılı yazısındaki iradesi gizlenerek heyetin dürüst ve adil üyeleri yanıltılmıştır."
Cümle ve ibarelerinin kullanıldığı görülmektedir.
Hukuk Genel Kurulu'ndaki Müzakere sırasında öncelikle davacı-karşı davalı şirket temsilcisinin karar düzeltme dilekçesinde ve 19.10.1999 havale tarihli ek dilekçesinde yine ayrıca Yargıtay Başkanı Sayın Sami Selçuk'a hitaplı olup, başkanlığın 12.10.1999 tarihli yazısı ile dosya içine gönderilen dilekçesinde yer verdiği ifade ve sözlerin değerlendirilmesine geçilmiş; bu cümle ve ibarelerin, görevle ilgli olarak tamamen hukuki ve vicdanı kanaatleri doğrultusunda oylarını bildiren 15. ve 11. daire üyelerini ve genel kurulda görev alan üyeleri, genelde de Yargıtay Daireleri ve Genel Kurulu İsnat altında bırakacak biçimde ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 78/2. maddesinde belirtilen "münasebetsiz" nitelikte olduğu kabul edilmiştir.
Bu itibarla; davacı-karşı davalı Şirket Yönetim Kurulu Başkanı M. E. tarafından verilen karar düzeltme dilekçesi ve takip eden 19.10.1999 havale tarihli ek dilekçesi yönünden HUMK'nun 78/2. maddesi gereğince işlem yapılması ve anılan dilekçeler ile ayrıca Yargıtay 1. Başkanlığı'nca 12.10.1999 tarihli üst yazı ile dosya arasına gönderilen dilekçesi ile ilgili olarak yasal gereği için Cumhuriyet Başsavcılığı'na ihbarda bulunulması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1- Davacı-karşı davalı Şirket Yönetim Kurulu Başkanı M. E. tarafından verilen 12.7.1999 havale tarihli karar düzeltme dilekçesi ve Genel Kurul Başkan ve üyelerine hitaplı 19.10.1999 havale tarihli dilekçesi içerdikleri ibare ve cümleler itibarıyla HUMK'nun 78/2 maddesi uyarınca "münasebetsiz" evrak niteliğinde görüldüğünden, bu ibare ve cümlelerin çıkartılması suretiyle yeniden düzenlenecek karar düzeltme dilekçesini vermesi için davacı-karşı davalı Şirket Yönetim Kurulu Başkanı'na bu kararın tebliğinden itibaren "10 günlük" ek süre tanınmasına, aksi halde düzeltme talebinden vazgeçmiş sayılacağının kendisine ayrıca tebliğine,
2- Aynı kişi tarafından verilen ve gerek 15. ve 11. Hukuk Daireleri Başkan ve Üyeleri gerekse HGK'ye katılan Başkan ve üyeler yanında bir bütün olarak Yargıtay'ı isnat altında bırakan dilekçelerin onaylı suretleri dosyaya alıkonularak asıllarının Hukuk Genel Kurulu kararı örneği ile birlikte gereğinin değerlendirilerek yerine getirilmesi için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesine,
3- Az yukarıda açıklanan isimlerin tamamlanmasından sonra Yargıtay'a gönderilmek üzere dosyanın mahalli mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, diğer hususların bilahare düşünülmesine,
20.10.1999 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy