(2004 S. K. m. 63, 269/D) (6570 S. K. m. 7)
Dava: Taraflar arasındaki "itirazın kaldırılması, tahliye" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Şişli 1. İcra Tetkik Mercii'nce davanın reddine dair verilen 18.6.1998 tarih ve 1998/355-544 sayılı kararın incelenmesi, davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 7.9.1998 tarih ve 1998/9343-8609 sayılı ilamı ile;
(... Borçlu itirazında kiranın miktarına karşı çıkmamıştır. Ocak ayı kirasını da artırımlı olarak yatırdığına göre itirazın kaldırılmasına ve tahliyeye karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Borçluya gönderilen 51 örnek tahliye ödeme emrinin tebliğ edilmesinde sonra, adı geçenin süresinde İcra Dairesi'ne müracaat ederek "borçlu bulunmadığından" söz ederek takibe itiraz ettiği görülmektedir.
İİK'nin 269/d maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken aynı kanunun 63. maddesi gereğince borçlu, mercide itiraz nedenlerini değiştiremez ve genişletemez. Ayrıca az yukarıda değinildiği gibi borçlu, itirazında kira akdini ve kiracılık sıfatını inkâr ve reddetmemiş, salt borcu olmadığını savunmuştur. Farklı bir anlatımla İİK'nin 269/2. maddesinde açıklandığı şeklide akdi açık ve kesin olarak reddetmemiştir. O nedenle takip konusu miktarın kesinleştiğinin kabulü zorunludur. Bu durumda borçlu İcra Tetkik Mercii'nde ödeme belgesi sunmadığı sürece itirazı dayanıksız kaldığından oluşan temerrüt nedeniyle mecurdan tahliyesine karar verilir.
Açıklanan yasal kural icra hukuku uygulamasında Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin yerleşmiş sapma göstermeyen ilkesidir ve Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenmiştir.
Hal böyle olunca kira parasının icra takibine konu yapılan miktarda olduğuna ilişkin ayrıca alacaklıdan (kiralayandan) yazılı delil istenmesi ve ispat yükünün ona yüklenmesi kabul edilemez. Kaldı ki borçlu savunmasını da kanıtlayamamıştır. Açıklanan nedenler altında Özel Daire'nin bozmasına yerel mahkemece uyulması gerekirken, direnilmesi yerinde görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nin 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 10.03.1999 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy