(742 S. K. m. 3) (818 S. K. m. 390)
Dava: Taraflar arasındaki "tap iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Şişli Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 23.9.1997 gün ve 1995/946, 1997/744 sayılı kararın incelenmesi davalılardan Anita Salabi vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 28.4.1998 gün ve 1997/9002, 1998/3268 sayılı ilamı;
(... Satış Vaadi Sözleşmesine konu 10 adet bağımsız bölümün başlangıçta davacının kayınpederi, davalı Anita e Simon'un ise babası olan Pol Zazadze adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Kayıt malikinin iki çocuğu bulunmaktadır. Bunlardan oğlu Simon'a 1966 senesinde gayrimenkul satış vaadinde bulunma yetkisini de içeren geniş kapsamlı bir vekaletname vermiştir. Vekil Simon, babasının bu vekaletnamesini 1980 yılında, kullanmak suretiyle 10 adet bağımsız bölüm için babasına vekaletin karısı Claude'ye satış vaadinde bulunmuştur. Ne var ki alıcı, 1980 senesinde satış vaadinin düzenlenmesinden sonra 1989 senesinde tapu maliki-borçlu ölene kadar tescil istememiş, hatta sözleşmeyi tapuya şerh dahi ettirmemiştir. Murisin karısı Meri'nin de ölümü beklendikten sonra 1995 senesinde sadece dört adet bağımsız bölüm için eldeki dava açılmıştır. Tapu malikinin ölümünde sonra davalı Anita bu taşınmazlar için veraset beyannamesi ve vergisi vermiş, vekil olarak satış vaadinde bulunan kardeşi Simon tarafından bu bağımsız bölümlerin evvelce satıldığı hususunda uyarılmamıştır. Bütün bu safahat tapu maliki Pol'ün, bu satış vaadinden sağlığında haberdar olmadığını ortaya koymaktadır. Daalı Anita vekili de savunmasında buna dayanmakta, muris Pol'ün verdiği vekaletin kötüye kullanılması suretiyle, alıcı ile vekilin el ve işbirliği içinde tapu malikini zararlandırmak maksadıyla düzenlendiğini ileri sürmektedir.
Borçlar Kaunu'nun 390/2 maddesinde belirtildiği üzere, vekil, müvekkiline karşı vekaleti iyi bir surette ifa ile mükelleftir. Vekaleten temsil yetkisi kural olarak vekalet verenin yararına kullanılmalıdır. Eğer vekil bu yetkisini kasten vekalet verenin zararına, kendisinin ya da çıkar birliği içerisinde hareket ettiği başka birinin yararına kullandığı takdirde yapılan işlem temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa bile vekalet vereni bağlamaz. Vekil ile sözleşme yapan kişi, Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli değilse, daha açık bir anlatımla, vekilin vekalet görevini kötüye kullanıldğını biliyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesi halinde bilebilecek durumda ise vekil ile yaptığı sözleşme geçerli olmaz ve vekil edeni bağlamaz. Somut olayda vekil ile sözleşme yapan kişi, vekilin karısı olup bunların çıkar birliği içinde vekil edeni zararlandırma kastıyal hareket ettikleri yaptıkları sözleşmeyi 9 sene süreyle vekil edenden gizli tuttukları, vekil edenin ölümünden sonra sözleşmeyi ortaya çıkardıkları anlaşılmaktadır. Bu hususlar vekil ve karısının çıkarbirliği içinde veil edeni zararlandırma kastı ile hareket ettiğini göstermektedir. Bu itibarla yapılan işlem vekalet vereni bağlamaz. Açıklanan ilke ve olgular ışığında davalı Anita Salabi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne arar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı Anita Salabi vekilinin temyiz itirazalrının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı (BOZULMASINA), oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy