(743 S. K. m. 643, 922, 933) (1086 S. K. m. 292) (818 S. K. m. 18, 19)
Dava: Taraflar arasındaki "İnanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Eyüp Asliye 1. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 10.4.1997 gün ve 1993/671 E - 1997/183 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2.3.1998 gün ve 1998/1048 - 1497 sayılı ilamı;
(... Davacılar dava konusu taşınmazı 6 kardeş olarak satın aldıklarını, tapuda Mustafa Özdoğan, Musa Kazım Özdoğan, Hasan Celal Özdoğan ve Abidin Aydın Özdoğan isimli 4 kardeş adına ferağ verildiğini, taşınmaz üzerine bina yapmak istediklerini ancak taksimde anlaşamadıklarından satışa çıkardıkları, davalı Hüseyin Özdoğan adlı kardeşlerinin satın aldığını, ancak bu satışın gerçek bir satış olmadığını, davalının bina yapıldıktan sonra başlangıçta satın alan 6 kardeşe eşit oranda hisse vereceğinin kararlaştırıldığını, şimdi ise Hüseyin'in buna yanaşmadığını iddia ederek dava konusu taşınmazda 1/6 şar hissenin iptal edilerek adlarına tescilini talep etmişlerdir. Davalı, davanın reddini istemiştir. Davacıların dayanağı belge tarihsiz ve imzasız bir fotokopidir. Bu fotokopinin içeriği davalı Hüseyin tarafından inkar edilmemiş, fakat olayla ilgili olmayan başka bir kuruluşa geçilirken düzenlenen bir belge olduğu savunulmuştur.
Olayda; Musa Kazım, Hasan Celal, Abidin Aydın ve Mustafa Özdoğan tapu ile malik bulundukları arsayı tapuda davalı Hüseyin Özdoğan isimli kardeşlerine piyasa araştırması yaparak 38.000.000 TL. değerlemesi bulunan bu taşımazı 41.000.000 TL. bedelle satmışlardır. Davalı Hüseyin'in inkar etmeyip kabul ettiği fakat başka bir işle ilgili belgede imza ve tarih olmadığından bu belge 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre İnanç sözleşmesi olarak kabul edilemez. Ancak içeriği inkar edilmediği için mahkemece yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Eğer bu belgedeki beyanlar tapu malikleri Musa Kazım, Hasan Celal, Abidin Aydın ve Mustafa Özdoğan'ın davalı Hüseyin'e satışından önceye ait bir devreye ilişkinse yazılı delil başlangıcı kabul edilebilir. Ferağdan sonra düzenlenmişse harici bir satış mı yoksa yazılı delil başlangıcı mı olduğu önem arzeder. Kardeşlerden Mustafa, Abidin Aydın ve Hasan Celal paylarını kesin olarak alıcı davalı Hüseyin'e sattıklarını açıklamışlardır. Mahkeme Mustafa, Abidin Aydın ve Hasan Celal Özdoğan'dan Hüseyin'in elinden çıkan fakat imzası ve tarihi olmayan mahkemece yazılı delil başlangıcı kabul edilen hususlarda davacının iddiasının doğru olup olmadığı yönünde onlardan bilgi almadan karar vermiştir. Mahkeme, yazılı beyyine başlangıcını hareket noktası olarak aldığına göre, oradaki sözler şahitlerden açık beyanlarla alması, bunun gerçek bir satış mı olduğu, yoksa davacıların davalı Hüseyin'in herkese eşit oranda hisse vereceği şeklindeki iddialarını doğrulayıp doğrulamadığı hakkındaki görgü ve bilgilerini sorması gerekirken bu yapılmamıştır. Tapu malikleri Hasan Celal, Mustafa ve Abidin Aydın Özdoğan menfaatleri olduğu halde davalıya yapılan satışın gerçek olduğunu beyan etmişlerdir. Diğer kardeşler Musa Kazım ve Ali Özdoğan ise davacı olarak pay istemiştir. Bu yönler dosya da kapalı kalmıştır. Tarafların bahsettikleri Limited Şirketi ise Ali Özdoğan'ın oğlu Taner ile Mustafa ve Abidin Aydın Özdoğan tarafından kurulmuş olup ortak olarak işletilmesine Abidin Aydın ve Mustafa'nın şirket ortağı olmasına rağmen davalı Hüseyin yararına beyanda bulunduklarından davacılar Musa Kazım ve Ali Özdoğan'ın iddiaları bu kişilerin beyanlarına ters düşmektedir. Onama kararında değinilen ve Hüseyin tarafından karşı çıkılmayan belgenin ve iddianın doğru olup olmadığı hususunda tanıkların bilgisine başvurularak tahkikatın genişletilmesi gerekirken buna uyulmadığı, ayrıca davalının elinden çıkan imzasız belgedeki beyanlara göre Hüseyin'e bir dükkan verilerek arta kalan dükkan ve dairelerin 6 kişi arasında eşit olarak paylaştırılacağı kararlaştırılmasına rağmen buna uyulmadan parselin tamamında davacıların eşit hisse sahibi kabul edilmeleri doğru değildir.
Dava bir tapu iptali ve tescil davası olduğuna göre tapunun devri sebebe bağlı olmalıdır. Bu sebebin eksikliği kesin ve inandırıcı delillerle ispatlanmalıdır. İnanç sözleşmesinde de bu hususlara dikkat edilmesi gerekir. Eğer imzasız belge ferağdan sonra yapılmışsa bunun harici bir aktarım olup olmayacağı üzerinde durulmalıdır. Ancak ferağdan evvel yapılmışsa inanç sözleşmesine beyyine başlangıcı teşkil edebilir. Ferağdan sonra yapılmışsa, mutlaka ferağın yapılma sebebinin inanç sözleşmesiyle kısıtlı olduğunun açıklanması gerekir. Bunlar üzerinde durulmadan karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulmasına karar vermek gerekirken zuhulen yerel mahkeme hükmünün kararımızda yazılı gerekçelerle onandığı anlaşılmakla davalı vekillerinin karar düzeltme taleplerinin kabulüne karar vermek gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K. 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı (BOZULMASINA), 24.2.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy