(1086 S. K. m. 237) (2709 S. K. m. 138)
Dava: Taraflar arasındaki "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Silivri Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 19.11.1997 gün ve 1997/189-772 sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nin 6.10.1998 gün ve 1998/2879-3695 sayılı ilamı ile;
(... Davacılar tarafından 29.4.1954 tarih 16 ve 10.11.1976 tarih 40 numaralı tapu kayıtlarına dayanılarak kadastroca Hazine adına payları oranında tescil için açılan tapu iptal ve tescil davası sonucunda mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece davalı Hazine adına yapılan tescilin yolsuz olduğu, Hazine'nin dayandığı hükmün hukuki sebepleri farklı olması nedeniyle, kesin hüküm oluşturmayacağı kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de mahkemenin kabulü ve değerlendirmesi dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 20.4.1970 gün 1970/1517-2559 sayılı bozma kararında orman tahdidinin 1943 yılında kesinleştiği belirtilmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nun 3.11.1973 gün 1972/1-162 esas ve 1972/834 sayılı kararında (Davacı tarafın dayandığı tapu kapsamında kaldığı iddia edilen, Küçükçavuş Çiftlik ve Özel Ormanı'nın 1 numaralı tahdit komisyonunca o zaman mer'i olan 3116 sayılı yasanın 7. maddesine göre 1942-43 yılında yapılan tahdit ve tespit işlemi sonunda orman haritası içerisinde kaldığı ve tahdit işleminin 8.2.1943 tarih 5325 sayılı Resmi Gazete ile ilan edildiği, süresi içinde itiraz edilmediğinden kesinleştiği anlaşılmaktadır) denilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, yapılan işlemin orman tahdidi niteliğinde olduğunu ve kesinleşmiş bulunduğunu açıkça vurgulamıştır. Ayrıca, 14. Hukuk Dairesi'nin 13.9.1983 gün 1983/3488-5469 sayılı kararının 2. bendinde, davanın niteliğinin orman tahdidine itiraz ve tahdide dayalı tapu kaydının iptaline ilişkin olduğu, orman tahdidinin 1943 yılında kesinleştiği kabul edilmiştir.
Davaya konu taşınmazların 3116 sayılı kanun uyarınca 1943 yılında orman tahdidi içine alındığı ve ahdidin kesinleştiği doya içeriği ile sabittir. Kesinleşen yargı kararları karşısında davanın niteliğinin tartışılması ve değiştirilmesi mümkün değildir. Tapu kaydının ihdas sebebi sütununda tescilin haritalı ve tahdit kararına dayalı bulunduğu, bu hususu açıkça doğrulamaktadır. Kesinleşen ve hukuken geçerli bulunan orman tahdidi uyarınca o tarihte yürürlükte bulunan 3116 sayılı kanunun 13. maddesine göre tapuya tescil işlemi doğal ve zorunlu bir sonuçtur. Kesinleşen tahdit nedeniyle taşınmazın tapuya tescil edilmiş bulunması dayanaktan yoksun yolsuz tescil mahiyetinde değildir.
Davacılar Ali ve arkadaşları tarafından 30.1.1974 tarihli dava dilekçesiyle Silivri Asliye Hukuk Mahkemesi'ne dava açılarak mahsus kanunlar gereğince hususi ormanların Hazine adına tescili sırasında yanlışlıkla Hazine adına tespit ve tescil edilen Nisan 1954 tarih 16 numarada kayıtlı tapunun 1130 hektar 6575 metrekarelik kültür arazisine ait kısmının hisseye isabet eden bölümünün iptali ile davacılar adına tescil için Hazine aleyhine dava açılmıştır. Silivri Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 13.12.1982 gün 1982/81 esas ve 1982/514 sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, karar Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 13.9.1983 gün 1983/3488 esas ve 1983/5469 sayılı kararıyla onanmış ve karar düzeltme yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.
Kesinleşen davanın tarafları, konusu ve dava sebebi ile bu davanın tarafları, konusu ve dava sebebi aynıdır. Dava konusu olay yargı kararı ile sonuca bağlanmıştır. Mahkemece hukuki sebebinin farklı olduğu kabul edilerek kesin hüküm oluşturmayacağı sonucuna varılmıştır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 237/2. maddesinde "hukuki sebep" değil, kesin hüküm için "dava sebebi" öngörülmüştür. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada dava sebebinin olgular ve olaylar olduğu konusunda fikir birliği bulunmaktadır. Her iki davada dayanılan maddi olgular aynıdır. Davacıların dayandığı sebeplerin farklı olması, davanın değişik yorumlanması ve nitelendirilmesi, hukuki sebebin farklı olması kesin hükmün oluşmadığını göstermez. Davanın esastan veya usulden reddedilmiş olması da sonuca etkili değildir. Kesin hükmün varlığı açıktır.
Anayasa'nın 138/3. maddesi gereğince kesin hüküm yasama, yürütme ve idareyi bağlar. Aynı zamanda kesin hüküm, gerek hükmü veren mahkeme gerekse diğer mahkemeler yönünden de bağlayıcı nitelik taşır. Bir davanın görülebilmesi için tarafları, konusu ve dava sebebi aynı olan kesin bir hükmün bulunmaması gerekir. Kesin hüküm taraflar yönünden de bağlayıcı olup, kesin delil niteliğindedir. Kesin hüküm ancak istisnalar dışında olağanüstü kanun yolu olan yargılamanın yenilenmesi suretiyle ortadan kaldırılabilir. 23.10.1972 tarih 2/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda belirtildiği gibi, "kesin hükmün, gayesi, taraflar arasındaki uyuşmazlıkları bir daha ortaya atılamayacak şekilde halletmekten" ibarettir.
Kesin hüküm ileri sürülerek yapılan savunma itiraz niteliğindedir. Davanın her safhasında ileri sürülebileceği gibi, mahkemece re'sen de dikkate alınır. Kesin hükmün bulunması halinde davanın esasına girilmesi olanaksızdır. Kesin hükmün varlığı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekir. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı Hazine vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, temyiz dilekçesinde ileri sürülen hükme etkili itirazların Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nin 6.10.1998 gün ve 1998/2879-3695 sayılı ilamında ayrı ayrı ele alınıp cevaplandırılmış bulunmasına ve özellikle özel daire kararında da değinildiği gibi tüm Yargıtay ilamlarında yapılan işlemin "orman tahdidi" olduğu açıkça vurgulanmıştır. Bu nedenle tapunun yolsuz tescil sonucu oluştuğundan söz edilemez. Ayrıca gerek 14. Hukuk Dairesi'nin 13.9.1983 tarih 1983/3488-5469 sayılı ilamı ile onanan ve kesin hüküm oluşturan Silivri Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 13.12.1982 tarih 1982/81-514 sayılı kararında gerekse direnme konusu kararda iptali istenen 29.4.1954 tarih ve 16 nolu tapu kaydıdır. Diğer bir anlatımla, her iki davada da müddeabih (dava konusu) aykırıdır. Dava sebebinin maddi olgular dışına taşılarak hukuki sebep şeklinde yorumlanıp değiştirilmesi olanaksızdır. Dava sebebi aynı olup kesin hükmün tüm koşulları oluşmuştur. Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA 22.12.1999 gününde, ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Hukuk Genel Kurulu'nun bozma gerekçesi iki nedene dayanmaktadır.
1- 1 numaralı orman tahdit komisyonunca 7.8.1942-11.8.1942 tarihleri arasında yapılan sınırlandırmanın devlet ormanı sınırlarının tahdidi niteliğinde olduğu, bu sebeple de açılan iptal ve tescil davasında 3116 sayılı yasanın 7 ve 6831 sayılı yasanın muvakkat 3. maddesinde belirtilen sürelerin geçtiği,
2- Silivri Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1982/81 esas sayılı dava dosyasında verilen kararın, eldeki dosya için kesin hüküm oluşturduğu, yüce genel kurulun yukarıda gösterilen her iki bozma gerekçesine de katılmamız mümkün değildir.
a- Şöyle ki; 7.8.1942-11.8.1942 tarihleri arasında 1 nolu orman tahdit komisyonunun yaptığı işlem, 3116 sayılı yasanın 63. maddesi gereğince malikin başvurusu üzerine özel ormanın ve bu arada tutanakta belirtilen gerekçelerle çiftçilik arazilerinin birlikte sınırlandırılması keyfiyetinden ibarettir. Bu husus mahallinde düzenlenen tahdit tutanağında, Resmi Gazete'de yayımlanan tutanak özetinde, A.Ş. G.'nin ikame ettiği 1971/251 esas sayılı dava dosyası üzerinde Hukuk Genel Kurulu'nun verdiği 3.11.1973 günlü onama kararına ve nihayet Silivri Kadastro Mahkemesi'nin 1995/40 esas, 1996/20 karar sayılı ilamı için Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nce verilen onama kararı ile belirlenmiştir. Hukuk Genel Kurulu çoğunluk kararında yapılan istemin (orman tahdidi) olduğu ifade edilmekte ise de bu tahdidin devlet ormanı tahdidi mi? Yoksa özel orman tahdidi mi? olduğu belirtilmemektedir. Önemli olan ve açıkça ifadesi gereken cevap budur. Dosyadaki tüm bilgi ve belgeler yapılan sınırlandırmanın, bir özel orman ve çiftlik arazisi sınırlarının belirtilmesi olduğunu göstermektedir. Esasen dava konusu taşınmazlar halen Hazine ve diğer hissedar A.Ş.G. namına tapuda tarım arazisi olarak kayıtlıdır. Olayda 2/B uygulaması yapılmamıştır. Orman idaresi de davada taraf değildir. Yapılan işlemin devlet ormanının kadastro işlemi olsa idi 2/B uygulaması yapılmadan arazinin tarım arazisi olarak tapuya tescili mümkün olamazdı. Ayrıca, 1942 yılında yapılan tahdit sırasında düzenlenen tutanaktaki ifadenin yanında çizilen tahdit sınırları da bu gerekçeyi doğrulamamaktadır. Zira, tahdit sınırları bazı bölümlerde ormanın ortasından, bazı bölümlerde ise tarım arazilerinin içinden geçmektedir. Ortada devlet ormanının tahdidi olsa idi, bu sınırların ormanlık alanı çevirmesi ve tarım alanlarından geçmemesi gerekirdi.
b- Meselemizde kesin hüküm de bulunmamaktadır. Çünkü Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 237. maddesinde ifade olunduğu gibi kesin hüküm için taraf birliği, konu birliğin yanında sebep birliğinin de olması gerekir. Eldeki dava ile Silivri Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1982/81 esas sayılı davasındaki dava sebeplerinde ayniyet yoktur.
Silivri Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 982/81 esas sayılı davasında davacı tarafın beyan ve iddiaları orman tahdidine itiraz ve bu tahdide dayalı tapu kaydının iptali şeklinde vasıflandırılmış; dava süresinin geçtiği kabul edilerek tapu üzerinde tartışma yapılmaksızın davanın reddine karar verilmiştir. O dosyada dava sebebi orman tahdidine itiraz şeklinde yorumlanmıştır. Eldeki davamız ise davacı tarafın tapu ile malik olduğu tarım arazilerine Çatalca Orman İşletme Şefliği'nin kaymakamlık aracılığıyla tapuya yazdığı müzekkere sonucu Hazine lehine oluşturulan tapunun iptali istemine ilişkindir. Bu yazı ile 4785 sayılı yasanın 1. maddesi gereği ormanlık araziye münhasır istekte bulunulması gerekirken, tarım arazisinin de birlikte tescili sağlanmıştır. Bu tescil kanuni dayanaktan yoksundur. Asıl bağlayıcı kazai karar, Hazine aleyhine oluşan Hukuk Genel Kurulu'nun 3.11.1973 günlü kararıdır. Bu karar Hazine tapusunun yolsuz olduğunun hükmen tescilidir.
Maliklerin tapu ile sahip oldukları çiftlik arazisi içindeki ormanlık saha Hazine adına orman olarak zaten tescil edilmiştir. Eldeki davanın konusu bu çiftlik arazisindeki tapulu 1130.66 hektar genişliğindeki tarım arazisinin Hazine adına tarım arazisi olarak kayıtlı 1/2 payına ilişkindir. Bu arazi; vatandaşın adına tapuda kayıtlı iken devletçe satın alınmadan, istimlak edilmeden ve hatta hukuk devletinde mümkün olmamasına rağmen, kanunen de el konulmadığı halde, bir memurun dayanaksız müzekkeresi ile Hazine adına yeniden tapuya bağlanmıştır.
Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle Yüce Genel Kurulun çoğunluk kararına katılamıyorum. Muhalefetimi ve görüşlerimi saygıyla arz ederim.
Full & Egal Universal Law Academy