(3402 S. K. m. 12/3, Geç. m. 4) (2613 S. K. m. 25)
Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 4.6.1998 gün ve 1995/393- 1998/188 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 5/11/1998 gün ve 1998/4295-4150 sayılı ilamı;
(... Kadastro sırasında 252 ada 1 parsel sayılı 42325 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz tapu kaydı nedeniyle Şakir Y. adına tesbit ve satış sonucu davalılar Bayram Ali H. ve müşterekleri adına eşit hisseler oranında adlarına tescil edilmiştir. Davacılar Hamdi A., Emir B. ve diğer davacılar İbrahim Ö. ayrı ayrı açtıkları davada tapu kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava konusu 252 ada 1 parsel içinde tesbit edilen kendilerine ait yerlerinin nizalı parselin tapusunun kısmen iptali ile adlarına tescili talep etmişlerdir. Mahkemece dava dosyaları birleştirilerek yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne, nizalı parselin 8935 metrekarelik kısmının tapusunun iptaline, mesahalarının 33390 metrekare yazılmasına, krokide (C) ile gösterilen 2145 metrekarelik kısmın davacı İbrahim Ö. adına, (A) ve (B) ile gösterilen 6790 metrekarelik kısmın 1/2 hissesinin davacı Emir Bay, 1/2 hissesinin davacı Hamdi A. adına tesciline karar verilmiş; hükmü, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Çekişmeli taşınmaz 3.1.1979 tarihinde Nuri oğlu Şakir Y. adına tesbit edilmiş, yasaya uygun olarak yapılan ilanlar üzerine itiraz edilmediğinden 11.12.1979 tarihinde tutanak kesinleşmiş ve maliki adına tapu oluşmuştur. Davacılar, 12.10.1995, 13.5.1996 tarihli dilekçeler ile mahkemeye müracaat ederek, taşınmazın tapusunun iptali ve adlarına tescilini istemişlerdir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi gereğince kesinleşen tutanaklara karşı 10 yıl geçtikten sonra Kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. Kanunda belirtilen bu süre hak düşürücü süre olup mahkeme tarafından re'sen nazara alınması gerekir. Mahkemece bu hususun nazara alınmaması isabetsiz olduğu gibi, taşınmaz ile ilgili ilanın taşınmazın idari sınırları içerisinde bulunduğu köyde yapılmadığından bahisle yasada öngörülen sürenin nazara alınmayacağı yolundaki gerekçede doğru değildir. Zira kadastro çalışmalarının mümkün olduğu kadar idari sınırlar esas alınmak suretiyle yürütülmesi gerekir ise de idari sınırlara mutlak olarak uyma ve ilanın idari sınırlara göre yapılma zorunluluğu bulunmamaktadır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yapılan şehir kadastrosunun davacılar bakımından bağlayıcı ve hukuki sonuç doğuracak nitelikte bulunup, bulunmadığı, buna bağlı olarak ta davada 3402 sayılı Yasa'nın 12/3. maddesindeki hak düşürücü sürenin geçip geçmediği noktasında toplanmaktadır.
Davaya konu Mudanya İlçesi, Halit Paşa Mahallesi Siği bayırı mevkii 252 Ada, 1 parsel sayılı taşınmaz, 3/5/1973 tarih ve sıra no:2 cilt:214, sayfa 34 nolu tapu kaydına dayanılarak zeytinlik vasfı ile 42325 m2 miktarı, olarak 20/7/1977 tarihinde davalılardan önceki maliki Şakir Y. adına tahdit ve tesbit görmüş, 2613 sayılı Kanunun 25. maddesi uyarınca 10/10/1979 - 10/12/1979 tarihleri arasında yapılan iki aylık ilan süresinde itiraz edilmediğinden 11/12/1979 tarihinde kesinleşerek tapuya tescil edilmiştir.
Davacılar ise Kumyaka Köyünde kain kendi adlarına olan tapu kayıtlarına dayanarak fiilen kullandıkları taşınmazların şehir kadastrosu sırasında dava konusu taşınmaz kapsamına alındığını beyanla tapu iptali ve tescil istemiyle bu davayı açmışlardır.
Davacı tarafın dayandığı tapular halende oturdukları anlaşılan Kumyaka köyünde kayıtlı olup, 2613 sayılı Yasaya göre Mudanya ilçesi, Halitpaşa mahallesinde yapılmıştır. Kadastro sırasında köyde kayıtlı olan davacı taraf tapularına ait kayıtlar getirtilip, tesbit yapılırken değerlendirilmemiştir. Bu durumda davacılar açısından geçerli ve hukuki sonuç doğurabilecek bir kadastronun yapıldığından söz edilemez. Bu durum karşısında; 3402 sayılı Yasanın 12/3 ve geçici 4.maddelerindeki hak düşürücü sürelerin geçtiğinin kabulüne de olanak bulunmamaktadır.
Mahkemenin bu yoldaki direnme kararı sonucu itibariyle yerindedir. Ne var ki, işin esasına yönelik temyiz itirazları Özel Dairesince incelendiğinden temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Dairesine gönderilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı uygun olup, işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 16. Hukuk Dairesine gönderilmesine, oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Nizalı taşınmazın kadastro tahdidi 1934 yılında yürürlüğe giren 2613 sayılı Yasaya göre yapılmıştır. Bu yasa il-ilçe ve Köylerde uygulanmak üzere çıkarılmış, ancak; 1950 yılında 5602 sayılı Tapulama Kanunu yürürlüğe girdikten sonra anılan Kanun sadece il ve ilçe Belediye sınırları içerisinde kalan yerlere uygulanmıştır. Bu Kanun'un olayımızla ilgili usul hükümlerini kısaca izah ettikten sonra Hukuk Genel Kurulu'nun çoğunluk görüşüne neden katılmadığımı izah etmeye çalışacağım.
2613 sayılı Yasa'nın 8. maddesine göre, Tapu ve Kadastro Umum Müdürlüğü'nün teklifi üzerine nerelerde kadastro ve tahrir yapılması lazım geldiğini Maliye vekaleti tayin eder ve keyfiyet Umum Müdürlükçe ve mahalli hükümetçe gazete ile gazete olmayan yerlerde mutad şekillerde nihayet bir ay içinde halkla ilan olunur ve ilan tarihinde itibaren iki ay geçmedikçe kadastro ve tahrir muamelesine başlanılmaz. Bu şekilde kadastronun yapılacağı birlik belirlenir ve ilan suretiyle herkese duyurulur. İki ay geçtikten sonra o ilin ve ilçenin belediye sınırları diğer bir ifadeyle kadastronun yapılacağı çalışma alanı Kadastro Komisyonunca belirtilir. Bu alanlar tahdidin başlamasından onbeş gün önce ilan suretiyle duyurulur.
Bu birlik sınırına eşdeğerli deyişle çalışma alanı sınırına ilgililerce itiraz olunabilir. İtiraz olmadığı takdirde bu alanların sınırları kesinleşir. Kadastro ekipleri (postaları) çalışmalarına başlar. Taşınmazların geometrik ve hukuki durumları bu ekiplerce tesbit edilir ve kadastro beyannameleri (tutanakları) tanzim edilir. Bu beyannameler taşınmazın haritasını, yüzölçümünü, maliklerin kimlerden ibaret olduğunu, cinsini, mevkisini gösterir. Kadastro beyannameleri kadastro postalarınca Kadastro Komisyonuna sunulur.
Komisyonca bu tutanaklar, uygun görüldüğü takdirde mahallelerde herkesin görebileceği müsait yerlere cetveller halinde askıya çıkarılır. Ayrıca; keyfiyet mutat vasıtalarla (örneğin Belediye hoparlörü ile) ve mahalli gazete ile ilan olunur. Öngörülen iki aylık müddet itirazsız geçince Komisyon Azası beyannamenin mahsus sütununa askıya çıkarılma ve askıdan indirilme tarihlerini yazarak, kesinleşmiştir şerhini verdikten sonra Tapu Sicil Muhafızlığı'na gönderir. 2613 sayılı Yasa'nın 26. maddesine göre bu cetvellerin asılması herkese şahsen tebliğ hükmündedir. Anılan Yasa'dan on yıllık hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Ancak; 1987 yılında yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Yasası geçici 4. maddesi ile bu Kanun gereğince tanzim edilmiş, kadastro tutanaklarının kesinleştikleri tarihten itibaren on yıllık hak düşürücü süreye tabi olduklarını hükme bağlamış ancak; ilgililerin haklarının zayi olmaması için bir yıllık süre içinde dava açabileceklerini kabul etmiştir.
Somut olayda 2613 sayılı Yasa'da öngörülen prosedür tam olarak yerine getirilmiş ve nizalı taşınmaza ait kadastro beyannamesi 1979 yılında kesinleştirilmiştir. Önümüze gelen dava ise 1995 yılında açılmıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanununda öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre ile geçici 4. maddesinde öngörülen bir yıllık süreler geçmiştir.
Yüce Kurul oyçokluğu ile bu taşınmazın küçük bir bölümünün taşınmaza komşu olan davacıların mukim olduğu köyün idari sınırları içinde kaldığına göre o köyde de askı ilanlarının yapılması gerekirdi. Yapılmadığına göre davacılar yönünden hak düşürücü süre söz konusu olmaz görüşü ile mahkeme hükmü onamıştır. Aşağıda belirteceğim gerekçelerden ötürü çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.
Gerek 2613 sayılı Yasa'da, gerekse 5602, 509 ve 766 sayılı Tapulama Yasalarında belirlenen çalışma alanı sınırları (birlik ve bölge sınırları) kadastro ekiplerince belirlenen yapay sınırlardır. Bu sınırlar il-ilçe ve köylerin idari sınırları değildir. Bu sınırlar idari sınırlara aynen uygun olabileceği gibi uygun olmayabilirde. Tanzim olunan tutanaklar (kadastro beyannameleri) bu sınırlar içinde kalan mahalle veya köyde müsait olan yerlerde askıya çıkarılır. Aynı yerlerde diğer mutat vasıtalarla ve yerel gazete ile ilan olunur. Komşu mahalle veya köylerde bu tutanaklar askıya çıkarılamaz. Yasalarca kabul edilen usul bu şekildedir.
Çalışma alanları sınırı (bölge ve birlik sınırları) kesinleştikten sonra, hiç kimse bu sınırlar içerisinde kadastrosu yapılan taşınmazların komşu köy veya mahalle sınırları içerisinde kaldığını itiraz yoluyla veya dava yoluyla ileri süremez. Tutanakların komşu köy veya mahallelerde de askıya çıkarılması isteğinde bulunamaz. 3402 sayılı Kanunun 12. maddesi ile hiçbir şart ve istisna getirmeden tutanağın Kadastro Müdürünce verilen kesinleşme şerhinin tescil tarihi olarak tapu kütüğüne işleneceğini ve on yıllık hak düşürücü sürenin kesinleşme tarihinden başlayacağını hükme bağlamıştır. Kanun koyucu istese idi kadastro tutanaklarının hem çalışma alanı içindeki köy ve mahallelerde hem de komşu köy ve mahallelerde askıya çıkarılır hükmünü yasaya koyabilirdi.
Ancak bu şekilde kabul etmemiş, askı ilanlarını çalışma alanı içindeki köy ve mahallelerde ilan edilebileceğini kabul etmiştir.
Kadastro tutanaklarının hem çalışma alanı içinde kalan köylerde hem de komşu köylerde askıya çıkarılması halinde Onlarca köyün tutanakları her bir köyde askıya çıkarılmak zorunluluğu söz konusu olur ve bu işin altından çıkılmaz bir hal zuhur ederdi. 3402 sayılı Yasa'nın 12. maddesi çok pahalıya mal olan kadastro işlemleri kesinleştikten ve aradan on yıl geçtikten sonra artık tesis olunan sicillerin bozulmaması ve tapu kütüğünün yazboz tahtası haline gelmemesini amaçlamıştır. Eğer, Hukuk Genel Kurulu'nun bu içtihadı devamlı şekilde uygulanırsa birbirine sınır olan köy ve mahalleler halkı ihtilaflı taşınmazların kendi köy ve mahalleri idari sınırında kaldığını iddia ederek on senelik hak düşürücü sürenin uygulanmasını bertaraf edecek çok sayıda dava açılacak bunun sonucu olarak 1934 yılından beri sarf edilen emek ve para heba olup, Tapu Sicil Kütükleri yazboz tahtası haline gelecektir. Bu uygulama yasanın amacına aykırı olduğundan çoğunluk görüşüne katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy