(3402 S. K. m. 16) (1086 S. K. m. 259)
Dava: Taraflar arasındaki "kadastro tespitine itiraz" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Uşak Kadastro Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 18/3/1998 gün ve 1998/103 E. 67 K. Sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 29/9/1998 gün ve 1998/3475-3616 sayılı, ilamı ile; ( ... Kadastro sırasında 115 ada 145 parsel sayılı 200,47 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, vergi kaydı ile kamu malı mer'a niteliği ile sınırlandırılarak tespit edilmiştir. Askı ilan süresi içinde Halil B. kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece, davanın kabulüne ve dava konusu parselin davacı Halil B. adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli taşınmaz üzerinde davacı yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla mülk edinme koşullarının oluştuğu köy ahalisi adına kayıtlı 2039 tahrir numaralı vergi kaydı kapsamında kaldığı gerekçe gösterilerek davanın kabulüne karar verilmiştir: ne var ki, çekişmeli taşınmaz ile yakın ve bitişik taşınmazların köylüler tarafından paylaşıldığı, öncesi bir bütün olan parsellerin doğu ve güney sınırının devlet ormanı, kuzey sınırının kesinleşen 183 numaralı mer'a parseli ile çevrili olduğu, dava konusu taşınmaz ve etrafının tüm kuzey sınırını oluşturan 183 numaralı mer'a parseli kuzeyinde kalan 6 ve 181 numaralı parsellere uygulanan T. Sani 1339 ve Mart 1320 numaralı sicilden gelen Kasım 1934 tarih 61 numaralı tapu kaydının dava konusu taşınmaz da içinde olmak üzere ondan ayrılan tüm parseller yönünün mer'a olarak sınır okuduğu anlaşılmaktadır. Şu hale göre, eylemli duruma ve resmi kayıtlara uygun olmayan bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez. Çekişmeli taşınmaz ve etrafının mer'a olduğu, meralar üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi neye ulaşırsa ulaşsın zilyedi yararına herhangi bir hak sağlamayacağı gözönünde bulundurularak davanın reddine ve çekişmeli parselin 3402 sayılı Yasa'nın 16. maddesi gereğince mer'a niteliği ile sınırlandırılıp özel siciline yazılmasına karar verilmesi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu gibi hüküm kurulmuş olması isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü.
Karar: Kadastro tespiti sırasında 115 ada 93, 94, 95, 96, 97, 98, 141, 142, 143, 144, 145, 46, 147, 148, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 174, 175, 176 ve 177 sayılı parseller geçmişte bir bütün olup 2039 tahrir nolu vergi kaydı kapsamında kaldıkları, bu taşınmazların kuzeyinde yer alan 6, 181, 182 ve 183 nolu parsellere uygulanan 934 tarih 61 sıra nolu tapu kaydı ile 937 tahrir yıllı 2037 ve 2038 tahrir numaralı vergi kayıtlarının güney hududunu mer'a okuduğu, belirtilen parsellerin aslında kamu orta malı niteliğinde mer'a olup 50 yıl kadar önce köylüler arasında yapılan taksimde davaya konu parselin davacı tarafa isabet ettiği ve halen O'nun tarafından kullanıldığı belirtilmek suretiyle mer'a olarak sınırlandırılmıştır. Davacı, davaya konu taşınmazın kamu orta malı niteliğinde mer'a olmadığı, 2039 tahrir numaralı vergi kaydının davaya konu parselle birlikte diğer parselleri de kapsadığı irsen intikal eden bu yer üzerindeki zilyetliğin 50 yılı aşkın süreye ulaştığı nedenine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece mahallinde yapılan keşif sırasında bilgisine başvurulan yansız yerel bilirkişi, taşınmazın öncesinin mer'a olmadığını 2039 tahrir nolu vergi kaydının çekişmeli taşınmazı kapsadığını, 2037, 2038 tahrir nolu komşu parsel vergi kayıtlarının davalı parsel yönünü şahıs yeri olarak okuduğunu, davacının taşınmazın üzerindeki tasarrufunun tespitten geriye doğru 20 yılı aşkın süreye ulaştığını bildirmiştir. Duruşmada dinlenen, tanıklar kullanım hususunda yerel bilirkişiyi doğrulamakla beraber arazinin niteliği hususunda birbiriyle çelişen beyanlarda bulunmuşlardır. Mahkemece taşınmazın tarım arazisi niteliğinde bulunduğu, zilyetlikle mülk edinme şartlarının davacı yararına gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar için yeterli bulunmamaktadır. Davaya konu parselin tutanağının edinme sebebi sütununda yazıldığı ve mahkemece mahallinde yapılan keşifte de belirlendiği üzere davaya konu parsel 115 nolu ada içerisinde yer alan ve yukarıda numaraları yazılı bulunan parsellerle bir bütün iken ifrazen oluşmuştur. Bu parsellere aynı vergi kaydı uygulanmıştır: Vergi kaydının kapsamının ve arazinin niteliğinin doğru olarak saptanması için bu parsellerle ilgili davaların birleştirilerek yürütülmesi gerekir. Mahkemece bu hususun gözardı edilmesi doğru değildir. Ayrıca, taşınmazın tutanağında 6, 181, 182 ve 183 sayılı parsellere uygulanan 934 tarih 61 sayılı tapu kaydının davalı parsel yönünü mer'a okuduğu belirtildiği halde söz konusu tapu kaydının ihdasından itibaren tüm tedavülleri ile getirtilip, mahalline uygulanarak gerçekte kuzeydeki parselleri kapsayıp kapsamadığının ve davalı parsel yönünü mer'a okuyup okumadığının saptanmaması da isabetli değildir. Bundan ayrı olarak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 259. maddesi gereğince gayrimenkule ilişkin uyuşmazlıklarda şahitlerin arazi başında dinlenmesi gerekirken mahkemece duruşmada dinlenilmesi, tespite aykırı sonuca varıldığı halde tespit bilirkişilerinin tanık sıfatı ile dinlenilmemesi, arazinin niteliği hususunda çelişkili beyanlarda bulunan yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasındaki aykırılığın yüzleştirme yapılmak suretiyle giderilmesine çalışılmaması da usule aykırıdır. Yine 115 adada yer alan davaya konu parsel ve geçmişte onunla bir bütün olduğu ifade olunan taşınmazlar birlikte düşünüldüğünde arazi bölümü güneyde 185 parsel sayılı Devlet ormanına bitişik bulunmaktadır. Mahkemece taşınmazın ormandan elde edilip edilmediğinin araştırılmamış olması da eksikliktir. Bu tür eksik ve yetersiz soruşturmaya dayanılarak karar verilemez. Doğru sonuca varılabilmesi için geçmişti davaya konu parselle bir bütün olup bilahare ayrılan ve 115 adada yer alan parsellerle ilgili dava dosyaları birleştirilmeli, kuzeydeki 6, 181, 182 ve 183 sayılı parsellere uyduğu ifade olunan 934 tarih 61 sayılı tapu kaydı ve tedavülleri ile, bölge ile ilgili 1/25000 ölçekli memleket haritası, hava fotoğrafları, varsa orman tahdit haritası ve mazbataları ile tüm komşu parsellerin tutanak ve dayanağını oluşturan belgeler getirtilip, dosya ikmal edildikten sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, komşu köyde ikamet edip davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler ile aynı yöntemle belirlenecek taraf tanıkları ve uzman bilirkişiler huzuru ile keşif icra olunmalıdır. Taşınmazların başında icra olunacak keşif sırasında tespite esas olan 2039 tahrir numaralı vergi aydı, varsa orman tahdit haritası ve mazbataları, 1/25000 ölçekli memleket haritası ve hava fotoğrafları uygulanıp vergi kaydının kapsamı, taşınmazların uygulanan haritalardaki konumları belirlenmeli, 934 tarih 61 nolu tapu kaydı okunup bu kaydın kuzeydeki parsellere ait olup olmadığı, bu parsellere ait değil ise nereye ait olabileceği saptanmalı, uzman orman mühendisinden taşınmazların orman sayılan yerlerden olup olmadığını belirtir ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, taşınmazların başında dinlenecek yansız yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından taşınmazların geçmişte ne durumda bulunduğu, kime ait olduğu, köy boşluğu veya kamu orta malı mera niteliği taşıyıp taşımadığı, kayıtlardaki ahali kariye ifadesinin yörede ne anlamda kullanıldığı beraberde götürülecek teknik bilirkişiye uygulanan kayıtların kapsamını taşınmazların orman tahdit haritası, 1/25000 ölçekli memleket haritasındaki konumunu gösterir ve keşfi takibe imkan verir kroki düzenlettirilmeli, yargılama sırasında toplanan delillerin tutanağın edinme sebebi, sütunundaki beyanlara aykırı düşmesi halinde tespit bilirkişileri tanık sıfatı ile dinlenilip aykırılığın giderilmesine çalışılmalı bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA; 17.03.1999 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy