(2709 S. K. m. 91, 152) (743 S. K. m. 1) (Anayasa Mah. 09/11/1995, 1995/53-57 S. K.) (YİBBK 24.5.1982 T. 82/1 E, 82/1 S.K.)
Karar: Taraflar arasındaki "iflas" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 5. Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27.12.1995 gün ve 1995/705 E-1492 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 18.6.1996 gün ve 1996/2711-6234 sayılı ilamı ile; (... Davacı vekili, TYT Banka Yöneticileri olan davalıların Bankalar Kanunu'na aykırı bir şekilde kredi kullandırarak bankanın likiditesini olumsuz yönde etkilediklerini, bu işlemler sonucu banka hakkında 3182 sayılı Kanunun 12. ve 68. maddelerinin uygulandığını, TYT Bank'ın bankacılık işlemleri yapma yetkisi ve mevduatı kabul izninin kaldırılmasına, yönetim ve denetiminin geçici olarak İş Bankası'na devrine neden olan davalıların Bankalar Kanunu'nun 69. maddesi gereğince haklarında iflas davası açılmasının zorunlu olduğunu ileri sürerek davalıların şahsen iflaslarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı S.B.Ö. vekili cevabında, iflas davasının dayanağı olan Bankalar Kanunu'nun 69. maddesinin Anayasa'ya aykırı bulunması nedeniyle Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesi gerektiğini, bu sıfatının yönetim kurulu murahhas üyesi olan müvekkilinin şahsen iflasının istenmesine yeterli olmadığını, TYT Bank hakkında açılan iflas davası ve Danıştay'da açılan idari işlemin iptali davasının ön mesele kabul edilerek sonucunun beklenmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalılar B.E. ve N.E. vekili cevabında iflas isteminin dayanağı olan Bankalar Kanunu'nun 538 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 68 ve 69 maddelerinin Anayasa'ya aykırı olması nedeniyle Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesi gerektiğini, olayda 69. maddenin uygulanma koşullarının bulunmadığım, Danıştay'da idari işlemin iptaline yönelik açılan dava ile ceza davalarının sonuçlarının beklenmeleri gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre, davalıların iflasına yönelik talebin dayanağı olan Bankalar Kanunu'nun 69. maddesinin Anayasa Mahkemesi'nin 18.11.1995 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan kararı ile iptal edildiği, iptal kararı geriye yürümezse de kesinleşmemiş davalara tesir edeceği, iflas davasının yasa dayanağı kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Anayasa'nın 87. maddesinde Bakanlar Kurulu'na belli konularda Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi vermek TBMM'nin görev ve yetkileri arasında sayılmış, 91. maddesinde ise bu yetkinin kapsamı ve verilme şartları düzenlenmiştir. Anayasal bu düzenleme uyarınca 3911 sayılı Yetki Kanunu'na dayanarak 512 sayılı Kanun hükmünde Kararname çıkarılmış, bu Yetki Kanunu ve Kanun Hükmünde Kararname'nin anayasa Mahkemesince iptalinden sonra 7.6.1994 tarihli 3991 sayılı Yetki Kanunu ve Yetki Kanunu'na dayanarak 22.6.1994 tarihli 538 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çıkarılmıştır. 3991 sayılı Yetki Kanunu ile 538 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 33. maddesi ile değiştirilen 3182 sayılı Bankalar Kanunu'nun 69. maddesinin 1. 2. ve 3. fıkraları Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiştir. Mahkemece Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararına dayanılarak banka yöneticileri davalılar hakkında iflas davası reddedilmiştir.
Bankacılık işlemleri yapma ve mevduatı kabul etme izni kaldırılan ve iflası istenen bankanın üst düzey yöneticilerinin şahsi iflaslarına karar verilmesi için davada uygulanacak hüküm Bankalar Kanunu'nun 69. maddesidir. 3182 sayılı Yasanın bu maddesi 512 ve 538 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değiştirilmiş ve sonra bu Kanun Hükmünde Kararname'ler Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir.. TBMM'ce aynen kabul edilinceye kadar bir idari işlem olan Kanun Hükmünde Kararname, kaldırdığı kanun hükmünün uygulanabilirliğini geçici olarak askıya almıştır. Kanun Hükmünde Kararname'nin Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesi halinde o Kanun Hükmünde Kararname ile kaldırılan kanun hükümleri kendiliğinden yürürlüğe girecektir. Bir başka deyişle, Kanun Hükmünde Kararname'nin kaldırdığı kanun hükümleri tekrar yürürlük kazanacaktır (Duran, Lütfı; Kanun Hükmünde Kararname, Amme İdaresi Dergisi, C.8, sa.2, s.5; Teziç, Erdoğan: anayasa Hukuku; İstanbul 1991, s.29; Özbudun, Ergun; Türk anayasa Hukuku, Ankara 1993, s. 211; Kuzu, Burhan; Türk anayasa Hukukunda Kanun Hükmünde Kararname'ler, İstanbul 1985, s. 423).
İflas davasında uygulanacak hüküm davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan hükümden başka bir hüküm olursa da, hakimin dava tarihinde ya da hüküm verme tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmüne göre karar vermesinde yasal bir engel bulunmamaktadır. Bu durum aynı zamanda Anayasamızın 141. maddesinde belirtilen usul ekonomisi ilkesinin de bir gereğidir. Diğer taraftan, davanın, 3182 sayılı Kanunun 69. maddesinin eski şekline dayanılarak açılmamış olmasının, o hükümlerin davada uygulanması bakımından bir engel oluşturmayacağı, hakimin hukuku resen uygulaması kuralının zorunlu bir sonucudur. Davanın sebebini oluşturan maddi vakıa devam ettiği sürece, bu vakıaya uygulanacak hukuki sebebin değişmesi, hukuku uygulayacak hakim bakımından önem taşımaz; hakim iptal edilen hükümler yerine yürürlüğe giren hükümleri resen bularak davada uygular.
Mahkeme kararma konu davanın hukuki sebebini oluşturan 3182 sayılı Bankalar Kanunu'nun 69. maddesinin l, 2. ve 3. fıkraları Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiş bulunduğundan, bu kararda değinilen kişiler bakımından 3182 sayılı Bankalar Kanunu'nun 69. maddesinin eski şekli tekrar yürürlüğe girecektir. Bu durumda ise davalılar 3182 sayılı Kanun'un 512 ve 538 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değiştirilmeden önce 69. maddesi uyarınca iflasa tabi olacaklarından, mahkemece banka hakkındaki iflas davasının sonucu beklenmeli, bankanın iflasına karar verilmesi halinde davalıların işlemlerinin bankanın iflasına ne derece etkili olduğu saptanmalı ve sonucuna göre bir karar verilmelidir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: 1- DAVA ÇÖZÜMÜ GEREKEN HUKUKİ KONU:
A- Genel görünümü ile soru, KHK. nin Hukuki niteliği ve Rejimi ile, KHK.lerin anayasaya aykırılığı saptanıp iptal edilmesi sonucu, değiştirilen yada yürürlükten kaldırılan kanunların veya hükümlerin yeniden ve kendiliğinden yürürlük kazanıp kazanamayacağının belirlenmesinde toplanmaktadır.
B- Somut olayda ise; Davanın hukuki nedenini oluşturan 3182 sayılı Bankalar Kanunun 538 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 69. maddesinin 1, 2, ve 3. fıkralarının Anayasa Mahkemesi Kararı ile iptal edilmemesi üzerine, anılan yasa maddesinin eski şeklinin tekrar ve kendiliğinden yürürlüğe girip girmeyeceğinin tespit edilmesi şeklinde görünmektedir.
C- Maddi olay: Başbakanlık Hazine Müsteşarlığının Bağlı olduğu Devlet Bakanı tarafından İstanbul asliye 5. Ticaret Mahkemesi nezdinde 2/5/1995 tarihinde, 1995/705 Esas sayı ile açılan davada, Türkiye Turizm Yatırım ve Dış Ticaret Bankası (TYT. Bank) Yönetim Kurulu Başkanı Murahhas Aza ile Genel Müdürünün, 3182 sayılı Bankalar Kanunun, 538 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 69. maddesine dayanılarak kişisel iflaslarına karar verilmesi istenmiştir.
Yargılama sonucunda verilen 27/12/1995 günlü 1995/705 Esas ve 1995/1492 sayılı Kararla; Anayasa Mahkemesinin 09/11/1995 Tarih, 1995/53-57 sayılı Kararıyla, Bankalar Kanunun 538 sayılı KHK ile değişik 69. maddesinin hükmünün davalıların "Banka Yönetim Kurulu Başkanı" "Yönetim Kurulu Üyesi" ve "Genel Müdür" sıfatlarıyla sınırlı olarak iptal edildiği kabul edilmiş, o nedenle yasal dayanağı kalmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine; az yukarıda aynen yazıldığı şekilde mahkeme kararı, Yargıtay 19. Hukuk Dairesince bozulmuştur. Yerel mahkeme bir kanun veya (KHK)'nın Anayasa Mahkemesince iptali üzerine iptal kararının hukuki boşluk yaratacağını ve bunun ancak yasa koyucunun öncelikle çıkaracağı bir kanunla doldurulabileceği gerekçeleri ile eski kararında direnmiştir.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin bozma karına dayanak tutulan hukuki nedenler şu iki ana noktada toplanmaktadır.
- Kanun Hükmünde Kararnameler kaldırdıkları Kanun Hükmünün uygulanabilirliğini geçici olarak askıya alırlar.
- Kanun Hükmündeki Kararnameler Anayasa Mahkemesince iptal edildikleri takdirde o kanun hükmünde kararname ile kaldırılan kanun hükümleri kendiliğinden yürürlüğe girer D- Yasa Metinleri:
3182 Bankalar Kanunun 69. maddesini değiştiren 16/6/1994 günlü 538 sayılı "Bankalar Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin Kanun Hükmündeki Kararnamenin" 33. maddesinin değiştirdiği 69. maddenin anayasa Mahkemesince iptalinden önceki metni şöyledir:
"Madde 33- 3182 sayılı Kanunun 69 uncu maddesinin 512 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 1 numaralı fıkrası ile 2 numaralı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"1. Bir bankanın %5 hissesinden fazlasına sahip olan ortakları, Yönetim Kurulu ve Kredi Komitesi Başkan ve Üyeleri ile, Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcıları ve imzaları bankaya ilzam eden memurları, kanuna aykırı işlem ve kararları ile banka hakkında 68. maddenin uygulanmasına sebep olmuşlarsa, Bankanın, Banka İflas İdaresini veya devralan bankanın başvurusuna istinaden veya resen talebi üzerine, bunların şahsi sorumluları cihetine gidilerek, şahsen iflasına mahkemece karar verilebilir. Bu hüküm tasarruf mevduatı sigorta fonu hakkında uygulanmaz"
"2. Mahkemece iflasına karar verilenler hakkındaki takibi; alacaklı sıfatı ile banka iflas idaresi veya devralan banka yürütür."
2- Kanun Hükmündeki Kararnamelerin Hukuki Niteliği:
Kanun Hükmünde Kararname (KHK) Kurumu, 22.9.1971 günlü ve 1988 sayılı Yasa ile 1961 anayasasının 64. maddesinde yapılan değişiklik sonucu hukukumuza girmiştir. 1982 Anayasası, 1961 Anayasasında çok farklı hükümler koyarak (KHK) lerin hukuki niteliğini ve rejimini önemli ölçüde değiştirmiştir. (Anayasa madde. 87, 91) 1982 Anayasası "yürütme" yi hem "görev" hem de "yetki" olarak nitelendirmektedir (Anayasa md. 8). O nedenle bu etkili, önemli unsur gözden kaçıramadığında, Bakanlar Kuruluna (KHK) çıkarma yetkisinin tanınması ile yürütmenin salt kanunların uygulanmasını sağlayan bir görevden ibaret organ olmayıp, yasal normlar koyma yetkileriyle de donatılmış bir organ olduğunun kabulünde duraksama olmamalıdır.
Yine 1982 anayasası ile getirilen önemli yeniliklerden biri de; (KHK) lerle, değiştirilebilecek Kanun Hükümlerinin yetki kanununda gösterilmesi zorunluluğuna yer verilmemiş olmasıdır. Daha açık bir ifade ile 1982 Anayasası, Yetki Kanununda, çıkarılacak (KHK)'nin, Konusunun değil alanının belirlenmesini öngörmüş, böylece yürütme organına istediği konularda değişiklik yapma yetkisi tanımıştır (anayasa madde 91). Bu yasal görünümde, yürütme organının (KHK)'leri çıkarma yetkisinin aynı zamanda yasa koyucu gibi serbest irade ile hareket etme imkan ve kudretini taşıdığını doğrulamaktadır. Gerçekte de; sürekli değişen ve gelişen ekonomik ve sosyal ülke ihtiyaçlarının ortaya çıkardığı sorunları beklemeden ve geciktirmeden ivedi çözümler alınması zorunluluğu karşısında, yürütme organının yetkilerini güçlendirmek kaçınılmazdır. O nedenle Anayasanın 91. maddesi düzenlenmiştir (Bkz. 22.9.1971 günlü 1988 sayılı yasa gerekçesi) görüldüğü üzere, Yetki Kanunu ile Bakanlar Kuruluna (KHK) çıkarma olanağının tanınması Yasama Yetkisinin Yürütme Organına verilmesi anlamındadır.
Bu bağlamda denilebilir ki, Anayasanın 7. maddesinde öngörülen devir yasağına 91. madde ile ayrık bir statü getirilmiştir. Yasayla verilen yetkiye dayanılarak çıkartılan (KHK) ler, Yasama Yetkisinin temel ilkelerinden olan yürürlükteki yasa hükümlerini kaldırabilmek ve değiştirebilmek, dahası yeni kurallar getirebilmek gücü ile donatılmışlardır. Hal böyle olunca; anayasada öngörüldüğü biçimde; (KHK)'lerin yapısal (organik-uzvi) yüzü ile yürütme işlemi; işlevsel (fonksiyonel) yönden ise, yasama işlemi olduğu, doğurduğu hukuki sonuçlar yönünden ise, yasama işlemi olduğu, doğurduğu hukuki sonuçlar yönünden ise kanun ile arasında bir fark bulunmadığının kabulü zorunludur.
Bu konuda kamu hukuku öğretisinde de görüş birliği vardır (Bkz. Prof. Dr. L. Duran "Kanun Hükmünde Kararname" Amme İdaresi dergisi Y. 1975 sayı 2 sh. 4; Prof. Dr. Erdoğan Teziç Anayasa Hukuku 3. Bası İstanbul 1996 sayfa 27; Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku Yetkin Yayını Ankara 1995 sayfa 170, Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu, 1982 Anayasası ve Anayasa Mahkemesi Kararlarına göre Kanun Hükmünde Kararnameler Rejimi Beta yayını İstanbul 1996 sayfa 57 vd.)
3- 1982 Anayasasının 91. madde Hükümleri ışığında (KHK)lerin Hukuki Etki ve Sonuçları:
Hemen belirtelim ki; Yasama işlemi niteliğinde olup; yasa işlevini gören ve normatif etkiye haiz (KHK) ler Resmi Gazetede yayınlandığı günde (Anayasa madde 91) yürürlüğe girmeleriyle, değişikliğe tabi tuttukları yada yürürlükten kaldırdıkları, yasa hükümlerinin hukuki varlıklarını da ortadan kaldırmış olurlar. TBMM nce red edilen kararnameler, bu kararın Resmi Gazetede yayınlandığı tarihte, yürürlükten kalkar. (KHK)nin yürürlükten kalkması, kaldırılan ya da hükümleri değiştirilen yasanın geri gelmesi sonucunu doğurmaz, aksine hukuki boşluk oluşur.
Bu evrede, (KHK) lerin, ilişkin olduğu kanun hükümlerinin uygulanabilirliğini "askıya" aldığından söz edilemez. Esasen anayasanın özüne ve sözüne "askıya almak" kavramı alınmamıştır. Yine, anayasamızda (KHK) ler için belli bir denetim süresi öngörülmediğinden çok uzun zamandır TBMM nce görüşülmeyen (KHK) lerin bulunduğu bir vakadır.
Bu şekilde uzun süre bekleyen bir (KHK) nin TBMM nce denetimi sonucu değiştirilmesi yada reddi (Yürürlükten kaldırılması) durumunda; yasaların "askıya alınması" kendiliğinden geri gelmesini savunan görüşlerin benimsenmesi halinde, Hukuk Devletinin temelini oluşturan hukuki güvenlik ilkesinin ortadan kalkacağında kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.
4- Anayasa Mahkemesinin İptal Kararlarının Hukuki Etkisi:
Yukarıda, daha çok TBMM nce (KHK)lerin iptal sonuçları açıklanmıştır. Bunun yanında, somut olayla doğrudan ilgili olan Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının hukuki sonuçları üzerinde durulmasında yarar vardır. Öncelikle vurgulayalım ki; (KHK) nin, Anayasa Mahkemesince iptali de, evleviyetle, iptal edilen (KHK)nin yürürlükten kaldırdığı veya değiştirdiği evvelki kanun hükümlerini hukuk alanına geri getirmeyecektir. Bu sonuç bu gün artık açıklığa kavuşmuş ve tartışılmamakta olup yüksek yargı organlarınca da benimsenmektedir. (Bkz. Anayasa Mahkemesi 11.11.1963 T. 63/106 E, 63/270 K, 19.10.1971 tarih 1970/40 E; 1971/73 K. AYMKD. Sayı 10 Sh. 46-47; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 18.11.1964 T. 2/4 R.G 27.11.1964; Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu 24.5.1982 T. 82/1 E, 82/1 K. Danıştay Genel Kurulunun 24.5.1971 T. Ve 71/22 E, 71/36 K. Sayılı kararı).
Esasen, Anayasanın 153 ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usulleri hakkında kanun 53. maddelerinde, Kanun Hükmünde Kararnamenin iptali ile Anayasa Mahkemesine gerekli göreceği yeni düzenlemeleri yapması için, yasama organına süre tanıması gerektiğine işaret edilmiştir. Görüldüğü gibi, anayasa Mahkemesinin Yasama organına yeni düzenlemeler yapması için, süre vermesi, bir anlamda Kanun Hükmündeki Kararnamenin iptali ile hukuki boşluk doğduğu olgusu yasada ifade edilmek istenmiştir.
5 - Açıklananların Işığında KABULÜN Özeti:
(A) Kanun Hükmündeki Kararnameler, Anayasada öngörüldüğü biçimi ile yapısal (organik-uzvi) bakımından yürütme organı işlemi, işlevsel (fonksiyonel) yönünden ise yasama işlemi niteliğindedir. Doğurduğu hukuki sonuçlar bakımından, kanun ile arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır.
(B) Bir Kanun Hükmündeki Kararnamenin TBMM tarafından kabul edilmemesi veya Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi hallerinde, o Kanun veya (KHK)'nin yürürlükten kaldırdığı veya değiştirdiği Kanun Hükümleri uygulanabilir hale gelmez veya kendiliğinden yürürlüğe girmez, hukuki boşluk meydana gelir. (C) O nedenle davada uygulanacak olan 3182 sayılı Bankalar Kanunun 69. maddesi, 512 ve 538 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnameler ile değiştirilmiş ve daha sonra bu Kanun Hükmündeki Kararnameler Anayasa Mahkemesince İptal edilmiş olduğundan, anılan yasanın 69. maddesi yeniden ve kendiliğinden yürürlük kazanamaz. Bu yönde hukuki boşluk hasıl olmuştur. Açıklanan nedenlerle bu konuya ilişkin yerel mahkemenin direnme kararı usule ve yasaya uygun bulunmuştur.
6- Şimdi belirlenen "hukuki boşluğun" somut olay ve deliller çerçeve-sinde nasıl doldurulması gerektiğinin çözümüne sıra gelmiştir.
Hukukun görevi toplumsal yaşamı düzenlemek ve ilişkilerden doğacak sorunları çözümlemektir. O nedenle herhangi bir olay, hakkında kural yoktur diye çözümsüz bırakılamaz. İşte bu gibi hukuki boşluğun bulunduğu durumlarda; Hakim bizzat yasa koyucu gibi davranarak, olayı çözümlemek üzere Medeni Kanunun 1. maddesi hükmünce olaya uygulanacak, kuralı bulmak ve uygulamakla yükümlüdür (Bkz. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 18.11.1964 T. 2/4). Bu; hakim için aynı zamanda bir görevdir. Hakim önündeki davayı sonuçlandırma zorunluluğundadır. Anayasanın 36/2. fıkrası uyarınca "hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz" o nedenle kanunda; örf ve adette, olaya uygulanacak bir kural bulunmadığına dayanarak bir hakim önündeki uyuşmazlığı çözmekten kaçınamaz. Aksi halde sorumlu olur (HUMK. nun md. 573/6, 7). Esasen, Türk Medeni Kanunun 1. maddesinin özelliği, hakime kanun koyucu gibi kural koyma yetkisi vermiş olmasıyla önemi haizdir.
Hakimin, hukuk yaratma alanına girebilmesi için, çözümü gereken olaya uygulanabilir kanun hükmü veya örf ve adet kuralının bulunmaması yeterlidir. Hakim yasa boşluğunu doldururken takip edeceği yol; Medeni Kanun 1'de açıklandığı üzere, kanun koyucu gibi hareket etmekten ibarettir. Bu aşamada hakim, kanun koyucunun yapacağı gibi, tarafların karşılıklı menfaatlerini tespit ederek, bunları adalet süzgecinden geçirip; hayat ihtiyaçlarını karşılayan ve aynı zamanda mevcut hukuk düzeni ve hukuki güvenlikle bağdaşan bir kural bulacaktır. (Bkz. Prof. Kemal Oğuzman Medeni Hukuk dersleri İstanbul 1990 Sh. 80-81). O nedenle Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun çoğunluğu; açıklanan esaslar altında davadaki hukuki boşluğu doldurmak için, öncelikle dava konusu tip olaylara uygulanabilecek genel ve soyut nitelikte bir kural koymayı, daha sonra bulduğu bu kuralı olaya uygulamak suretiyle davayı neticelendirmeyi benimsemiş; özellikle olayın sübjektif değerlendirmesi yaparak bir kural getirmekten kaçınmaya özen göstermiştir.
Türk Hukukunda kural; Tacirlerin iflasının istenebileceği şeklindedir. Ne var ki bir bankanın % 5 hissesinden fazlasına sahip olan ortaklarının, bankanın Yönetim Kurulu ve Kredi Komitesi Başkan ve Üyeleri, Banka Genel Müdürü, Genel Müdür Yardımcıları ile bankayı imzaları ile ilzam eden memurlar, kanuna aykırı işlem ve kararları ile bankayı borcunu ödeyemez duruma düşürerek zarara sokmuşlarsa, Bakanın, Banka İflas İdaresinin veya devralan bankanın başvurusu ile veya resen talebi üzerine, bunların şahsi sorumlulukları yönüne gidilerek, şahsen iflaslarına mahkemece karar verilebilmesi gerekir. Bu kural mevcut hukuk düzeninin ve hukuki güvenliğinin bir gereği olarak kabul edilmelidir. B.K. nun 50. maddesi uygulanması halinde ise anılan kişilerin müteselsil borçlulukları söz konusu olacaktır. (Bkz. Prof Dr. Seza Reis Oğlu Bankalar Kanunun Şerhi genişletilmiş 2. baskı Ankara Ekim 1997 Sh. 772). O nedenle bu kural konulurken Borçlar Kanunun 50 nci ayrıca TTK nun 336. maddelerinden örnekleme yoluyla yararlanılmıştır. Gerçekten para ikrazı işleriyle uğraşan, mevduat kabul eden, sermaye ekonomisine hizmet eden bankalar, ülke ekonomisinin en önemli mali kuruluşlarından olup, Devletin para, kredi ve sermaye politikasıyla da doğrudan etkili ve bağlantılıdır. En önemlisi, bankalar toplumun önemli bir kesimini oluşturan mevduat sahiplerinin güven duyguları ve hayat yaşamlarıyla; dahası toplumun düzeni ve hukuki güvenliğiyle yakından ilgilidir. O nedenle somut olayın kendine özgü önemi içinde vücut bulan zararın ağır ve telafisi güç nitelikte olduğu da gözden kaçıramadığında sorumluluğun iflasla karşılanmasının kabulü, adalet duygularına da uygunluk arz etmektedir. Yine, konulan bu kural, Anayasa hükümlerine de aykırı olmadığı gibi, öngördüğü iflas bir cezada değildir. (Bkz. 4.3.1986 T. 1985/15 E., 1986/5 K. R.G. 9.5.1986 sayı 19102) Ayrıca, 70,512,538 (KHK)'lerle anılan kişilerin şahsi sorumluluklarına gidilerek, şahsen iflaslarına mahkemelerce karar verilmesi yönünde yasa koyucunun sapma göstermeyen ısrarlı arzu ve iradesi ile; 538 sayılı (KHK)'nin iptalinin sadece 3991 sayılı Yetki Kanunun iptaline dayanması, farklı bir anlatımla iptalin şeklen gerçekleşmiş olması, yasa boşluğunun doldurulmasında kurulumuzca yan hukuki olgular ve kaynaklar olarak ele alınmış, yararlanılarak değerlendirilmiştir.
Her ne kadar karar tarihinden sonra, 18.6.1999 gün ve 4389 sayılı Bankalar Yasası, 23 Haziran 1999 günlü Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiş ve anılan Yasa'nın 17. maddesi ile bankanın yönetim kurulu, kredi komitesi başkan ve üyeleri ile Genel Müdür ve Genel Müdür yardımcıları ve imzaları bankayı ilzam eden memurlarının kanuna aykırı karar ve işlemleriyle bankanın iflasına neden olduklarının tespiti halinde şahsi sorumlulukları düzenlenmiş ise de; anılan yasanın geçmiş olaylara uygulanacağı konusunda bir düzenleme bulunmadığından yasal boşluğun devam ettiğinin kabulü gerekir.
Açıklanan hukuksal nedenler altında; Medeni Kanunun 1. maddesine dayanılarak vaz edilen kural somut olaya uygulandığında davalıların iflası tabi olacaklarının kabulü gerekir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, banka hakkındaki iflas davasının sonucu beklenilmeli, bankanın iflasına karar verilmesi halinde davalıların eylemlerinin bankanın iflasına ne derece etkili olduğu saptanmalı hasıl olacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir. Yerel mahkeme kararı bu nedenlerle bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA 20.10.1999 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI:
Kanuna aykırı karar ve işlemleriyle Banka hakkında kimi yasal yaptırımların uygulanmasına neden olan Banka Yöneticileri haklarında 3182 sayılı Bankalar Kanunu'nun 538. sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 69/12-3 maddesiyle yapılan düzenleme Anayasa Mahkemesinin 9.11.1995 günlü, 1995/53-57 sayılı kararı ile "Banka Yönetim Kurulu Başkanı, Yönetim Kurulu Üyeleri ve Genel Müdürü" yönünden iptaline karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nda öncelikle, Kanun Hükmünde Kararnamenin Anayasa Mahkemesi'nce iptaline karar verilmesi halinde önceki yasa hükmünün kendiliğinden yürürlüğe girip girmeyeceği sorunu ele alınmış ve sonuçta iptal kararı üzerine, iptal edilen kanun hükmünde kararnamenin yürürlükten kaldırdığı kanun hükümlerinin tekrar yürürlüğe girmeyeceği görüşü benimsenmiştir. Böylece davaya konu olayda 3182 sayılı Bankalar Kanunu'nun değişiklikten önceki 69. maddesinin uygulanması olanağı bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu konuda belirtmek gerekir ki, anılan maddenin 538 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile değiştirilmeden önceki metninde de, banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile genel müdürünün şahsen iflaslarına karar verilebileceği öngörülmekteydi.
538 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin iptali üzerine onun daha önce yürürlükten kaldırdığı 69. maddenin ilk şeklinin yürürlüğe girmesi söz konusu olamayacağına göre; bu konuda yasal bir boşluğun oluştuğu, bu boşluğun Medeni Kanun'un 1. maddesinin uygulanarak doldurulması yoluna gidilebileceği, böylece kanuna aykırı karar ve işlemleriyle yöneticiliğini yaptıkları Banka hakkında 3182 sayılı Yasa'nın uygulanmasına sebep olan davalıların sorumluluktan kurtulmamaları gerektiği ve şahsen iflaslarına da karar verilebileceği düşünülebilirse de; bu çözüm şekli, yürürlükten kalkmış olan veya Anayasa Mahkemesince iptal edilen yasa kuralının dolaylı yoldan tekrar yürürlüğe girmesi sonucunu doğuracağından kabul edilemez.
Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonra ortaya çıkan bu konu, iptal kararlarının zaman içerisinde etkisi açısından ele alınmalıdır. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları Anayasa'ya aykırılığın bir yaptırımı olduğu için, Anayasa Koyucu bunların etkisinin belirlenmesi ile ilgili ayrıntılı kurallar koymak gereğini duymuştur. Anayasa'nın 152. maddesine göre; itiraz üzerine veya resen bir davaya bakmakta olan mahkeme uygulanacak bir kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse, anayasa Mahkemesi'nin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Bu kural gereğince itiraz yoluna başvuran mahkeme iptal kararına uymak zorundadır. Aynı maddenin 2. fıkrası bu itirazın temyiz merciinde de dikkate alınması gerektiğini amirdir. Böylece Mahkemeler, itiraz yada doğrudan açılan iptal davası üzerine bir kuralın iptali halinde bakmakta oldukları davaları iptal kararına göre sonuçlandırmak zorundadırlar. Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrasında yer alan "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." Biçimindeki kural, bu konuda herhangi bir duraksamaya yer vermeyecek kadar açıktır.
Bu kurallar da göstermektedir ki, iptal kararlarının eldeki davaya konu olayda olduğu gibi geçmişe uygulanması kaçınılmazdır. Ancak burada belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesi'nin iptal karan, idari davalardaki iptal kararından farklı biçimde düzenlenerek, iptal edilen kuralın baştan beri geçersizliği kabul edilmemiştir. Gerçekten Anayasa'nın 153. maddesine göre, kanun ya da kanun hükmünde kararnamenin hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten itibaren yürürlükten kalkar. Tüm bu kurallar birlikte gözönünde tutulduğunda, iptal kararlarının ileriye yönelik olarak mutlak, geçmişe yönelik olarak ise sınırlı bir etkisi olduğu kabul edilmelidir.
Bu açıklamalardan sonra davalı banka yöneticileri yönünden bir değerlendirme yapılacak olursa; davalı yöneticiler şahsen iflaslarına imkan veren 69. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu savını ileri sürmüş olduklarına göre, iptal kararı eldeki davaya etkili olacak ve böylece davalıların iflaslarına karar verilemeyecektir. Anayasa'nın 152 ve 153. maddeleri, az önce açıklandığı üzere, farklı bir görüşün benimsenmesine müsait değildir.
Boşluğun Medeni Kanun'un 1. maddesi uyarınca doldurulması biçimindeki çoğunluk kararı benimsendiği takdirde, banka yöneticileri olan davalıların şahsen iflaslarına karar verilmesi sonucunu doğuracaktır ki bu durum, davanın dayanağını oluşturan kuralın Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesine rağmen uygulanması, ya da iptal edilen kanun hükmündeki kararnamenin yürürlükten kaldırdığı hükmün tekrar yürürlüğe girmesi anlamına geleceğinden çelişkilere yol açar.
Ayrıca belirtilmelidir ki, iflas kararı haczi kabil bütün mallarda tasarruf yetkisini ortadan kaldırmakta, mülkiyet hakkını kısıtlamaktadır. Anayasa'nın 13. maddesi temel hak ve hürriyetlerin, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabileceğini öngörmektedir. Yürürlükte bir yasa kuralı bulunmadan Medeni Kanun'un 1. maddesi uygulanarak banka yöneticilerinin kanuna aykırı karar ve işlemlerinden dolayı şahsen iflaslarına karar verilebileceğinin kabulü, anılan 13. maddeye de aykırılık oluşturur.
Öte yandan olay tarihinden sonra 23.6.1999 tarihinde yürürlüğe konan 4389 sayılı Bankalar Kanununu bu olayda uygulama imkanı yoktur.
Mahkemenin aynı esasları benimseyerek davayı reddeden kararının yukarıda açıklanan nedenler de gözetilerek onanması görüşünde olduğumuzdan bozma şeklinde oluşan karara katılamıyoruz.
Tahir ALP Ekrem Serim 2. Hukuk Dairesi Başkanı
Dokuzuncu Hukuk Dairesi Üyesi
KARŞI OY YAZISI:
Yerel Mahkeme kararının bozulmasına ilişkin dairemiz kararındaki gerekçeleri aynen tekrarlıyoruz.
Ayrıca, Hukuk Genel Kurulu'nun, K.H.K. nin Anayasa Mahkemesince iptali ile "Hukuki boşluk" meydana geleceği görüşüne katılamıyoruz. KHK ile getirilen hüküm, değiştirdiği kanun hükmünün uygulanması; KHK'nin TBMM tarafından onaylanması veya reddi veya Anayasa Mahkemesince iptaline kadar engellenmektedir. Diğer bir ifade ile KHK'lerin Kanunları yürürlükten kaldırma (ilga) yetkisi yoktur. Ancak, kanunların yürürlükten kaldırılması Anayasanın 5. maddesi hükmünce başka bir kanunla mümkündür. Anayasa Mahkemesinin 538 sayılı KHK'nin 33 üncü maddesini iptal gerekçesi KHK'lerin dayandığı 3991 sayılı yetki kanunun 1,2,3. maddelerinin iptal edilmesi ve bu iptal kararı üzerine, 538 sayılı KHK'nin "hukuksal dayanağının" kalmamış olmasıdır. Yani biçimsel yönden verilmiş bir karar olup esas yönünden verilmiş bir iptal kararı olarak düşünülemez. O halde, Bankalar Kanunun 69. uncu maddesinin ilk hali ile yürürlüğe girdiğinin kabulü gerekir. Kanun boşluğunun oluştuğu kabul edilirse; O zaman davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı sonucuna ulaşılır ki bu durumda davanın bu sebeple reddi gerekir. İkinci olarak, TTK. 336 ve müteakip maddelerinin de somut olaya uygulanması mümkün değildir. TTK. 336-342 maddeleri Banka alacağı ve ortakları ile oluşan uyuşmazlığın çözümü ile ilgilidir. Oysa Bankalar Kanun 69 uncu maddesine göre dava açan Bakanın bir alacağı söz konusu olmadığı gibi istek bankanın iflasıdır. TTK. nın mesuliyete ilişkin hükümlerine dayanılarak iflasa karar vermek imkansızdır.
Üçüncü olarak, yürürlükten kalktığı ve bir daha dönemeyeceği kabul edilen bir kanun hükmünün MK. 1. maddesi uyarınca doldurulacağı görüşü de hukukun temel ilkelerine aykırıdır.
Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı biçimsel yönden olup, 538 sayılı KHK'nin hukuksal dayanağı kalmadığından iptal edilmiş bulunduğuna göre, anılan KHK'nin değiştirdiği ve uygulanmasını bir süre engellediği Bankalar Kanunun 69 uncu maddesinin ilk hali ile uygulanabilir hale gelmiş olduğu kabul edilerek direnme kararının bozulması gerektiği düşüncesi ile yüce kurulun bozma nedenlerine katılamıyoruz. 10.10.1999 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy