(818 S. K. m. 101)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Beyoğlu Asliye 1. Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 14.7.1998 gün ve 1997/619, 1998/344 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 20.11.1998 gün ve 1998/6630-7254 sayılı ilamı ile;
(... Davacı vekili, davalı ile mevcut ticari ilişki sebebiyle satılan mal bedelleri vadesinde ödenmediği için uygulanan 187.973.728 TL. lık vade farkına ilişkin 16.9.1994 tarihli faturanın, tebliğ edilmesine rağmen karşılığının ödenmediğini, bunun üzerine 8.7.1997 tarihinde ihtarname keşide olunduğunu iddia ederek alacağın 1.10.1994 tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı savunmasında, davacıya olan tüm borcun ödendiğini, söz konusu faturanın iade edildiğini beyan ederek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davalının vade farkı faturasını aldıktan sonra yasal süresi içinde itiraz etmediği, bunun temerrüt faizi olduğu bu nedenle yeniden faiz işletilemeyeceği gerekçesiyle 187.973.728 TL. alacağın tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında, satış bedelinin, belli edilen süreden sonra ödenmesi halinde, geç ödenen alacak için ayrıca bir fark tahakkuk ettirileceğinin kararlaştırılması veya böyle bir uygulamanın varlığı halinde talep edilebilecek vade farkı, temerrüt faizi niteliğinde olmayıp, fiili ödeme tarihinde mal bedeline ekleme yapılmak suretiyle alacağın ulaştığı miktarı ifade ettiğinin kabulü gerekir.
Bu nedenle mahkemece, davacının vade farkı alacağına faiz talep edebileceği gözetilmeden yazılı şekilde bu yoldaki istemin reddi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Vade farkı mal ve hizmet satın alınmasına yönelik sözleşmelerde daha çok kararlaştırılan ve vade tarihinden başlayarak fiili ödeme tarihinde mal ve hizmet bedeline ekleme yapılmak suretiyle alacağın ulaştığı miktarı ifade eder. Vade farkında önemli unsurlardan biri, bu yönde tarafların iradelerinin sözleşmenin kuruluşunda, baştan birleşmeleridir.
Yine sözleşme şartlarına yapılacak bir ilave ile de kurulması mümkündür. Bunlardan ayrı vade farkı ilişkisinin taraflarca sürekli uygulandığının ve böylece sözleşmenin bir unsuru olarak kabul edilebilecek nitelikte haller ile iradeye delalet eden fiiller ve olguların oluşmasıyla da vücut bulabilir.
Vade farkının başlangıcı vade tarihi olup ayrıca ihtara ve kanundaki temerrüt şartlarını yerine getirmeye ilişkin prosedüre ihtiyaç yoktur.
Vade farkı alacaklının gecikmeden kaynaklanan zararını karşılamayı amaçlar. Ne var ki, temerrüt faizinde olduğu gibi alacaklının uğradığı zararı telafi eder fonksiyonu ile temerrüt faizine benzerlik göstermekte ise de, vade farkı hem kendine özgü yapısı hem de temerrüt faizi sözleşme ile başka bir usul kararlaştırmış değilse borçlunun temerrüde düşmesi tarihinden başlayacağı halde; vade farkı vadeden itibaren başlar. Vade farkı, mal bedelinin geç ödenmesinden dolayı yapılması gereken fer'i bir ödemeyi değil, bu bedelin vadesinden sonra ödenmeye kalkışılması halinde, mal bedelinin belirlenmesine esas teşkil eden bir unsur (taksitli mal satımlarında mal bedelinin belirlenen vadeye göre değişmesinde olduğu gibi) olmaktadır. İşte bu sebepledir ki ana alacağın unsurunu teşkil eden vade farkı miktarına da BK. nun 101 nci maddesi uyarınca temerrüt faizi yürütülebilmektedir. O nedenle birbirlerinden ayrı hukuki statüye tabidirler. Bu durumda mahkemece bozma kararına uyulması gerekirken hukuki nitelendirme ve tanımda yanılgıya düşülerek ısrar kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 17.11.1999 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy