(743 S. K. m. 148)
Dava: Taraflar arasındaki "boşanma (velayet)" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gediz Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 24.12.1996 gün ve 1996/120-506 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.2.1998 gün ve 1998/66-1989 sayılı ilamı;
(... Ana yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki, gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı deliller bulunmadığı ve hemen meydana gelecek tehlikelerin varlığı da ispat edilmediği halde ana bakım, şefkatine muhtaç R.'in babanın velayetine bırakılması usul ve kanuna aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 17.03.1999 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Boşanmanın önemli hukuksal sonuçlarından biri de, Medeni Kanunun 148/1. maddesi uyarınca müşterek çocukların velayetlerinin, eşlerden hangisine bırakılacağının belirlenmesidir.
Taraflar arasındaki boşanma davası, şiddetli geçimsizliğe dayalı olarak sonuçlanmıştır.
Boşanma davasında açıklanan gerekçeye göre, davalı kadının evliliğin devam ettiği süre zarfında gerekli sadakati göstermemesi, olumsuz davranışlar göstermesi nedeniyle şiddetli geçimsizliğe sebebiyet vermesi sonucu mahalli mahkeme boşanmaya karar vermiştir.
Davalının olumsuz davranışları özel dairece de kabul edilerek boşanma kararı onaylanmıştır.
Boşanma kararının verildiği, tarihte müşterek çocuk 3 yaş civarında, Hukuk Genel Kurulunca direnme kararının incelendiği tarihte ise, 5 yaşını doldurup 6. yaşa girmiş bulunmaktadır. Tarafların evlenmelerini müteakip birlikte davacının anne ve babası ile ikamet ettikleri anlaşılmaktadır.
Müşterek, çocuk, baba tarafından dedesi ve babaannesi yanında kalmakta, onların bakım ve şefkati altındadır.
Davalı annenin olumsuz yaşantı içerisinde olduğu gerek davacı tanıklar gerekse kendisinin dinlettiği tanıklarınca ifade edilmiştir.
Küçüğün halen bulunduğu ortamda ruhen ve sağlık yönünden olumsuz bir halinin olduğu konusunda hiçbir delil olmadığı gibi söylenti de yoktur.
Mahkemece velayet kendisine bırakılan davacının İzmir'de çalışmış olması, küçüğün bakım ve gözetiminin davacının babası ve annesi tarafından yeterince yerine getirilmediğini göstermez. Böyle bir iddia da yoktur.
Bilindiği gibi hakim boşanma kararı vermesi halinde, çocukların gerçek yaşantılarını, yararlarını ve durumun özelliğini gözönünde tutarak velayetin hangi tarafça kullanılacağına karar verir.
Mahalli mahkemenin tarafların konumunu, mahalli örf ve adetleri birlikte değerlendirilerek takdir yetkisini kullanarak, küçük için gerek şu andaki bulunduğu ortamı gerekse ilerideki hak ve menfaatlerini göz önüne alarak velayetin evlilik devam ettiği sürece davalı eşine karşı hiçbir olumsuz davranışı olmayan davacıya bırakmasında isabetsizlik yoktur. Bu nedenlerle mahalli mahkemenin velayete yönelik kararının onaylanmasını düşündüğümden sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy