(743 S. K. m. 4, 264, 315) (2709 S. K. m. 27, 42) (1086 S. K. m. 76)
Dava: Taraflar arasındaki "iştirak nafakasının arttırılması" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Çatalca Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 14.4.1998 tarih ve 1997/429-1998/119 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 19.6.1998 tarih ve 1998/6932-7835 sayılı ilamı ile;
(... Dava Medeni Kanun'un 315. maddesine dayanılarak açılmıştır. Toplanan delillerden davacının Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi'nde öğrenim gördüğü anlaşılmaktadır. Bir işte çalışmadığı, mal varlığının olmadığı da kanıtlanamamıştır. Halen zaruret içerisindedir. Mahkemece yapılacak iş, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını; hakkaniyet kurallarını (MK mad. 4) dikkate alarak, uygun bir nafaka takdir etmekten ibarettir. Bu yön gözetilmeden yazılı gerekçe ile isteğin reddedilmesi isabetsizdir (YHGK E. 1992/2-548, K. 1992/10...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz eden: Davacı vekili.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Bir davada ileri sürülen maddi olguların hukuki nitelendirmesini yapmak ve uygulanacak yasa maddelerini bulmak ve uygulamak hakimin doğrudan görevidir (HUMK mad. 76).
Davada ileri sürülen olgular değerlendirildiğinde davanın hukuksal nitelikçe iştirak nafakası değil, MK'nin 315. maddesinde anlamını bulan yardım nafakası olduğunda kuşku ve duraksamaya yer bulunmamaktadır.
Nafaka alacaklısı kendisine yardım edilmediği takdirde geçim sıkıntısına (zarurete) düşecek ise nafaka isteyebilecektir (MK mad. 315). Nafaka isteyen kendi imkânlarıyla hayatını idame ettiremiyorsa ona nafaka verilmelidir. Ancak, nafaka isteyenin samimi olması gerekir. Davacı, tembellik, bulunan işi beğenmemek gibi sebeplerle çalışmıyorsa elbet ki, nafaka verilmeyecektir. Ana-baba Medeni Kanun'un 264. maddesi uyarınca çocuğun eğitim ve terbiyesini sağlamak zorundadır. Herkes Anayasanın 27 ve 42. maddesi uyarınca bilim ve sanatı öğrenmek, fikri ve bedeni kabiliyetlerini geliştirmek hakkına sahiptir. Günümüzdeki ağır ekonomik koşullar karşısında eğitimle çalışmayı bir arada sürdürmenin mümkün olmayacağı bir kural ve karine olarak kabul edilmelidir. O nedenle eğitimin açık öğretimde sürdürülmesi aksi kanıtlanmadığı sürece yukarıdaki ilkeleri değiştirecek nitelikte bir olgu olarak benimsenmemiştir. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nin 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 12.05.1999 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy