(743 S. K. m. 143/1, 145, 154) (2709 S. K. m. 10, 41, 52,) (818 S. K. m. 83) (1086 S. K. m. 75)
Dava: Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sarıyer 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 6.6.1996 gün ve 1995138 E - 1996/265 K sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 18.12.1996 gün ve 1996/11110 - 13467 sayılı ilamı (... 1- Anayasamızın 152. maddesi bir davaya bakmakta olan mahkeme uygulanacak kanunun Anayasaya aykırı olduğunu görürse veya taraflardan biri ileri sürerse, aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varılması halinde, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davalının geri bırakılabileceği öngörmüştür.) 3444 sayılı yasa ile değişik Medeni Kanunun 134/son maddesinin, Anayasanın eşitlik ilkesi ile ilgili 10. ailenin korumasına yönelik 41. maddesine aykırı bir yönünün bulunmaması karşısında, davalı vekilinin bu yoldaki isteğin ciddi ve inandırıcı görülmemesi üzerine talebin reddine oyçokluğu ile karar verilip işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
2- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle 3444 sayılı kanunla kabul edilen ve Medeni Kanunun 134 maddesine eklenen son fıkra ile benimsenen fiili ayrılığa dayalı boşanmada, retle sonuçlanan önceki boşanma davasında ret gerekçesinin nedenlerinin sonuca etkili görülmemesine, başka bir ifade ile yasa koyucu yalnızca kesinleşen ret kararını kâfi görmüş olmasında, red sebep ve gerekçesinin bu davada tartışmasının yapılamayacağına, önceki kararın ister iddianın ispat edilememiş olmasına, ister feragate, ister yasanın aradığı şartların gerçekleşmemiş bulunmasına dayansın, Medeni Kanunun 134/son maddesinin uygulanması açısından önem taşımayacağına, hangi nedene dayanırsa, dayansın süresi ve müşterek hayatın yeniden kurulmaması unsurlarının varlığı halinde boşanma kararı verilmesi için yeterli olacağına göre boşanmaya ilişkin hükmünün onanması gerekmiştir.
3- 1977 doğumlu müşterek çocuk Mehmet, kararın verildiği tarihte reşit olmuştur. Mehmet'in reşit olduğu dikkate alınmadan velayetin düzenlenmesi cihetine gidilmesi doğru görülmemiştir.
4- Davalı maddi ve manevi tazminatı yabancı paraya bağlı olarak istemiştir. (BK. m. 83). İhtilaf akitten kaynaklanmadığına göre, yabancı para üzerinden tazminat talep edilemez.
İstenilen maddi tazminat boşanmanın ekini (ferisini) oluşturmaktadır. Boşanma davasının yargılaması sırasında istenilebileceği gibi sonradan ayrı bir dava şeklinde talep edilmesi de imkan dahilindedir.
Davalı vekili 28.12.1995 tarihli dilekçesiyle fazlaya ait haklar saklı kalmak üzere elli milyon ABD doları maddi tazminat istemiş, daha sonra davalı asil 18.3.1986 tarihli dilekçesiyle bunu yüz milyon ABD dolarına çıkartmıştır. İstek yabancı para üzerinden yapıldığına göre Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 75. maddesinden yararlanılarak istek tarihlerindeki yabancı paranın kuru resmi kuruluşlardan sorulup tazminat isteğinin tereddüt uyandırmayacak biçimde belirlenmesi gerekir. Bu yön üzerinde durulmaması da isabetsizdir.
5- Medeni Kanunun 143/1. maddesi, mevcut ve hatta muntazar bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kabahatsiz karı veya koca kabahatli olandan münasip maddi tazminat isteyebileceğini ifade etmiştir.
Hukuka aykırı ve kusurlu davranış sonucu hakkı ihlal edilenin zararının giderilmesi, menfaatinin denkleştirilmesi hukukun temel ilkesidir. Ancak Medeni Kanunun 143/1. maddesi genel tazminat esaslarından ayrılmış ve kendisine özgü kural getirmiştir. Maddi tazminata hükmedilebilmesi için öncelikle bir boşanma hükmüne ihtiyaç vardır. Ayrıca zararın da boşanmadan doğmuş olması, zararla fiil arasında illiyet bağının kurulması gerekmektedir.
a) Evlilik birliği devam ettiği sürece kadın ve çocukların geçindirilmesi kocaya aittir. (MK.mad.152) Birliği koca temsil eder. Malların idaresi hususunda hangi usul kabul edilmiş olursa olsun koca yaptığı tasarruflardan şahsen sorumludur (MK.mad.154). Boşanma halinde kadın eşinin desteğini ömür boyu yitirmiştir. Gelecekte yoksun kaldığı bu desteği artık kendisi karşılayacaktır. Bu kayıp haksız olarak boşanma ile karşı karşıya gelen kadının mevcut olan zararlardandır.
b) Beklenen zararlar da, tazminatın şümulündedir. Bunlar evliliğin devamı halinde eşin ileride sağlaması muhtemel çıkarlardır.
Medeni Kanunun 143/1. maddesindeki tazminat mevcut ve muntazar hakları kapsamaktadır. Ancak ilişkinin niteliği itibariyle zararı tam olarak belirlemekte çok zordur. Bu özelliği itibariyle de yasa zarara uğrayana münasip bir tazminat verileceğini açıklamıştır. Hakim miktarı takdir ederken kusurun ağırlığını, tarafların sosyal ekonomik durumlarını, çalışma koşullarını kadının evlenme şansını, ortalama yaşam süresini ve Medeni Kanunun 145/1. maddesi gereğince taktir hakkı kullanılarak maddi tazminat irat şeklinde verilmeyip peşin olarak verildiğinde bu paranın peşin sermaye değerini göz önünde tutmak ve somut verilere dayanmak zorundadır. Kadının kocası ile oturduğu sırada kocanın temin ettiği hayat düzeyine yakın geçim koşulları yaratılmasına da özen gösterilmelidir. Menfaatler dengesinin bozulmamasına, verilecek tazminatın kadını zenginleşmeye yol açmayacak boyutta olmamasına da dikkat edilmelidir.
Maddi tazminata hükmedilirken yasada açıklandığı gibi mevcut ve beklenen (muntazar) haklar birlikte kül olarak değerlendirilmelidir.
Taraflar arasında başka bir mal rejimi kabul edildiği iddia ve ispat edilmediğine göre mal ayrılığı rejimi caridir (MK.mad.170).
Evlilik birliğinin devamı sırasında kocanın eşini köşkte oturtmuş olması, boşanma halinde ona emsal bir köşk'ün mülkiyetini alma imkanını vermez. Kocanın eşini geçindirme borcu vardır (MK.mad.152). Ancak bu yükümlülük kocanın bütün olanaklarını kadına tahsis anlamına da gelmez. Tazminat makul ve herkesçe kabul edilebilir düzeyde tutulmalıdır. Oturulan köşkün değeri belirlenerek üç buçuk trilyon TL. ayrıca edinilecek köşkte, kadının ve çocuklarının hayatlarını devam ettirmeleri için bir buçuk trilyon TL., toplam beş trilyon TL. tazminata, bölünerek hükmedilemez.
Baba evlilik birliğinin devam ettiği sürece reşit olmayan çocukların infak, iaşe, bakım, eğitim gibi tüm giderlerinden sorumludur (MK.mad.152). Boşanma halinde velayet kendisine verilmese bile bu giderlere gücü oranında katılarak (MK.mad.148) hatta çocukların reşit olması halinde bile, şartların gerçekleşmesi halinde Medeni Kanunun 315. maddesine göre yardım nafakası ile sorumlu tutulacaktır. Ancak Babanın bu sorumluluğu maddi tazminat kapsamında düşünülemez ve takdir olunacak nafaka maddi tazminat ile birlikte hükme bağlanamaz.
Açıklanan bu usulü eksiklikleri yanında takdir edilen maddi tazminat çoktur. Medeni Kanunun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi tazminatın kaynağını oluşturan 143/1. maddesindeki münasip sözcüğü dikkate alınarak daha uygun bir tazminata hükmedilmesi gerekir. Açıklanan yön üzerinde durulmadan yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde maddi tazminat hükmü oluşturulması usul ve yasaya aykırıdır.
6- Manevi tazminata gelince;
Medeni Kanunun 143/2. maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan hadiseler, kabahatsiz olan karı ve kocanın şahsi menfaatlerini ağır bir surette haleldar etmiş ise, hakimin manevi tazminata hükmedebileceğini öngörmüştür.
a) Manevi tazminatın temelini aile bütünlüğüne, kişilik haklarına haksız ve hukuka aykırı saldırı teşkil eder (MK.mad.24). Maddi tazminatta olduğu gibi, borçlar yasasının 49. maddesinden ayrılınıp farklı düzenleme getirilmiştir. Burada da mutlaka bir boşanma hükmünün varlığı gereklidir. Ayrıca boşanmaya yol açan olaylar manevi tazminatın sebebini oluşturacaktır. Boşanmaya sebebiyet veren olaylar belirli bir fiil olabileceği gibi, evliliğin devamı süresince işlenen birden çok fiiller de olabilir. Nasıl ki birden çok olayların her biri için ayrı ayrı boşanmaya karar verilemiyorsa, hukuka aykırı, kişilik haklarına saldırı oluşturan her bir davranış için de ayrı ayrı tazminata hükmedilemez. Bunlar tazminatın miktarının tayininde göz önünde bulundurulacak hususlardandır.
Mahkemece davacı kocanın Gülcan isimli kadınla evlilik dışı ilişkiye girmesinden dolayı elli milyar TL., Gülümser isimli kadınla ilişkisinden dolayı da elli milyar TL. Manevi tazminata bölerek hükmedilmesi de, doğru görülmemiştir.
b) Manevi tazminatın miktarının belirlenmesine gelince:
Manevi tazminatın hesap biçimi 22.6.1996 gün ve 7/7 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında açıklanmıştır. Manevi tazminat ceza değildir. Bunanla beraber kişinin mal varlığındaki eksilmeyi telafiye yönelik tazminat olarak da düşünülemez. Parasal olarak değerlendirilmeye alınması üzüntünün tam olarak karşılamasını amaçlamaz. Temel düşünce bozulan ruhi dengenin onarılıp kısmen olsun düzeltilmesidir. Tazminatı cezaya dönüştürmeden, eşlerin karşılıklı davranışları boşanmaya yol açan fiilin ağırlığı, sosyal ve ekonomik seviyeleri esas alınarak, hüküm kurulmalıdır. Tazminat miktarı haksız eylemi özendirmeyecek ayrıca mağdur açısından zenginleştirme aracı da olmayacak seviyede tutulmalıdır. Manevi tazminatın hesap yöntemine ait bu ilke Medeni Kanunun 143/2. maddesinin uygulanmasında da gözönünde bulundurulmalıdır.
Açıklanan kuralların ışığında hükmedilen manevi tazminat da fazladır. Yine Medeni Kanunun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi çerçevesinde uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmelidir.
Birinci ve ikinci fıkrada açıklanan sebeplerle davalının tüm, davacının üç, dört, beş, altıncı fıkralarında gösterilen konuların dışındaki temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün bozma kapsamı dışında kalan bölümlerinin ONANMASINA,
Hükmün üç, dört, beş ve altıncı fıkralarında gösterilen sebeplerle BOZULMASINA... gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevirmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK. 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: 1- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Sav, savunma yargılamada toplanan tüm kanıt ve belgeler ile mahkeme tutanaklarındaki yazılara, Özel Daire bozma kararında geniş açıklanan gerekçelerle hükme etkili iddia ve itirazların ayrı ayrı hukuki dayanakları ile değerlendirilip cevaplandırılmış olmasına, en önemlisi bunların Hukuk Genel Kurulunca da aynen benimsenmesine göre, yerel mahkemece Özel Daire kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bozulmalıdır.
2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yerel mahkemenin tarafların boşanmalarına ilişkin hükmü Yargıtay Özel Dairesinin temyiz incelemesi sonucunda onanmış ve kesinleşmiştir. O nedenle yargısal aşamalardan usule uygun biçimde geçerek kesin hüküm niteliğini kazanmış dava hakkında direnme kararında ayrıca hüküm kurulmasında usul hükümlerine aykırı bir yön görülmemiştir. O nedenle davalı vekilinin salt bu yöne hasredilmiş temyiz itirazları reddedilmiştir.
3- Davalı vekilinin 2.2.1999 günlü dilekçesinin esas görüşmeye geçilmeden 3.2.1999 günlü oturumunda yapılan incelenmesinde; anılan dilekçede ortaya konan istemler usule ve yasaya uygun görülmediğinden reddine karar verilmelidir.
Sonuç: 1- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile az yukarıda 1 nolu bentte ve Özel Dairenin bozma kararında açıklanan gerekçeler altında HUMK.nun 429. maddesi uyarınca yerel mahkemenin direnme kararının BOZULMASINA, tarafların müşterek çocukları (
....)'ın velayetinin düzenlenmesi ve Maddi Tazminata ilişkin hüküm bölümlerinin 27.01.1999 günlü toplantıda oybirliği ile, Manevi Tazminata yönelik bölümünün ise ikinci görüşme günü 03.02.1999 tarihinde oyçokluğu ile, davalı vekilinin yukarıda anlatılan 2.2.1999 günlü dilekçesi hakkında ise 03.02.1999 tarihinde oybirliği ile,
2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarının 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle REDDİNE, 27.01.1999 günlü ilk görüşmede oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy