(506 S. K. m. 6, 79, 140)
Dava: Taraflar arasındaki "hizmet tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ekinözü Asliye (İş) Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 11.6.1998 tarih ve 1997/70-1998/38 sayılı kararın incelenmesi, davalı SSK vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 8.12.1998 tarih ve 1998/8396-8575 sayılı ilamı ile; (... 506 sayılı kanunun 79/8. maddesi hükmünce, kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenilen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde açılması gerekir.
Davacının tespitini istediği çalışmaların 1976, 1977 yılları arasında geçtiği, mahkemeye 1997 yılında başvurulduğu hizmetin geçtiği yılın sonu olan 1977 yılı sonundan, dava tarihine kadar hak düşürücü sürenin fazlasıyla geçtiği, dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Öte yandan, davacının aynı işyerinde bu tarihten sonra çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olamayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular nazara alınarak, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
O halde, davalı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı SSK vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi uul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı SSK vekilinin temyiz itirazlarının kabul ile direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 24.11.1999 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Uyuşmazlık: Taraflar arasındaki uyuşmazlık sigortalılık süresinin (hizmet akdiyle çalıştığı sürenin) tespitine ilişkin açılan davada hak düşürücü sürenin geçip geçmediğine ilişkindir.
Maddi Olay, Yasa Hükümleri, Deliller ve Tartışılması: Davacı 24.9.1997 tarihli dava dilekçesinde; davalı işveren belediyeye ait işyerinde 14.4.1976 tarihinde işe başladığı ve sürekli çalıştığı halde işe giriş bildirgesinin 1.3.1977 tarihinde verilmiş olduğunu, Sosyal Sigortalar Kurumu'na bildirilmeyen 14.4.1976-1.3.1977 devresinin tespitini istemiştir. Davalı belediyece düzenlenen ve mahkemeye ibraz edilen 15.1.1998 tarihli hizmet belgesinde ise davacının işçi olarak 13.4.1976 tarihinde sigortalı olarak işe başladığını, 28.2.1980 tarihine kadar işçi olarak belediyede çalıştığı, sonradan aynı belediyeden Emekli Sandığı'na tabi memur olarak çalışmasını 15.1.1998 tarihine kadar sürdürdüğü belirtilmiştir.
Öncelikle belirtelim ki 506 sayılı yasanın 6. maddesinin başlığı sigortalılığın başlangıcı ve mecburi oluşu olup bu maddede aynen çalışanlar, işe alınmalarıyla kendiliğinden 'sigortalı' olurlar. Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümleri sigortalının işe alındığı tarihten başlar. Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez. Sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamaz" denilmekte ve sigortalılığın vazgeçilmez, feragat edilmez hak olduğu vurgulanmaktadır. Sigortalılığın tespiti devresi ise kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece gereği gibi özenle delillerin toplanarak sonuca varılması gerekmektedir. Sigortalılığın tespiti davalarında hak düşürücü süreye ilişkin yasal madde ise 506 sayılı yasanın 79/8. maddesi olup, maddede aynen "yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır" denilmektedir. Dava konusu olayda ise davacının davalı işveren belediyeye ait işyerine 14.4.1976 tarihinde işe girerek 28.2.1980 tarihine kadar sosyal sigortaya tabi işçi statüsünde ve sonradan 15.1.1998 tarihine kadar memur olarak çalıştığı işe giriş bildirgesinin 1.3.1977 tarihinde verildiği ve 1.3.1977 tarihinden 28.2.1980 tarihine kadar da primlerin Sosyal Sigortalar Kurumu'na ödendiği uyuşmazlık konusu değildir. 29.2.1980 tarihine kadarki bildirimlerle Sosyal Sigortalar Kurumu davacının işyerinde çalıştığından haberdardır. 506 sayılı kanunun 79. maddesine göre noksan bildirilen sürelere ait primleri tahsil etmek hak ve yükümlülüğüne sahip olduğu gibi 506 sayılı kanunun 140. maddesi uyarınca (506 SK 9, 140) idari para cezası uygulamak zorunluluğu da vardır. Kurumun haberdar olduğu durumlarda hak düşürücü süre söz konusu değildir. Zira davacının sigortalılık hizmet süresi 14.4.1976, 28.2.1980 devresi arasında geçmiştir. Bu sürenin herhangi bir bölümünde kurumun sigortalının çalıştığından haberdar olması yeterlidir. Zira 506 sayılı kanunun 79/8. maddesinde hizmetlerinin sözcüğü o işyerindeki sigortalı hizmetlerinin bütününü kapsar ve davacının 14.4.1976-28.2.1980 devresinde sürekli çalıştığı da resmi kayıtlarla sabittir. Yasa koyucunun amacı da bu doğrultudadır. Sadece davacının 1976 yılındaki çalışması yönünden konunun düşünülmesi ise sosyal güvenlik hukuku kurallarıyla, yasa koyucunun amacıyla bağdaşmaz. Dairemizin kararlarındaki görüş de bu doğrultudadır. Davalı Sosyal Sigortalar Kurumu 14.4.1976-28.2.1980 devresi içerisinde sürekli olarak 1.3.1977-28.2.1980 devresindeki bildirimlerle davacının işveren belediyede çalıştığından haberdardır. Sosyal Sigortalar Yasası'nın kuruma tanıdığı hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekirken, özellikle noksan bildirilen sürelerin tespiti için müfettiş marifetiyle tahkikat yaptırarak prim tahsili ve idari para cezası (506 sayılı kanun, 79, 9, 140) tahakkuk ve tahsili cihetine gitmesi gerekirken, bunları yapmadığı ve davacının işyerinde çalışmasından haberdar olduğu halde hak düşürücü süreden bahsetmeye hak ve yetkisinin bulunmadığı açık ve seçik ortadadır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının onanması gerekirken, Yüksek Özel Daire görüşü doğrultusunda bozma kararı veren çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy