(743 S. K. m. 2, 658, 659)
Dava: Taraflar arasındaki "şuf'a" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 19.10.1998 gün ve 1997/1066 E- 1998/867 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 15.2.1999 gün ve 1999/1015-1006 sayılı ilamı ile; (... Dava şufalı payın iptali ile davacı adına tescili isteğine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ve hüküm davacı vekili tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı vekili, müvekkilinin şufalı payın bulunduğu taşınmazda paydaş olduğunu, davalıların 21.10.1997 tarihinde pay aldıklarını ileri sürerek şufalı payların iptali ile müvekkili adına tescil edilmesini istemiştir.
Davalılar, davacının kötü niyetli olduğunu, davalıların bu payları almadan önce davacının payını da almak istediklerini, pazarlıkta fiyat konusunda anlaşıp bir kısmını peşin verdiklerini, tapu işlemi sırasında kalanın ödeneceğini, bu işlemler için davacının, davalı Ömer'in oğluna vekaletname dahi verip sonradan vekaletten azledip satıştan vazgeçerek bu davayı açtığını, bu şekilde bir bakıma şufa hakkından da feragat ettiğini bildirerek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkeme davacının iyi niyetli olmadığından bahisle davanın reddine karar vermiştir.
Taşınmaz mal mülkiyetinin kanundan doğan takyitlerinden biri de şufa hakkıdır. Kanuni şufa hakkı yenilik doğuran inşai bir haktır. Paydaşlar, bir payın 3. kişiye satılması durumunda o pay alıcıya neye mal olmuşsa o miktar ile belirli süre içerisinde satın alma yetkisi verir. Nitekim davacı da satıştan itibaren 1 ay içerisinde bu hakkını kullanmıştır. Satıştan önce davacının davalıların bayii ile şufalı payların alımı yönünde pazarlığa girişmesi şufa hakkından feragat olmayacağı gibi kanundan doğan şufa hakkını engellemez ve kötü niyet olarak da kabul edilemez. Şufa hakkı süresinde kullanıldığına göre mahkemece yapılacak iş davacıya şufa bedelinin yatırılması için süre verilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi olduğu halde bundan zuhul olunarak yazılı şekilde red kararı verilmesi,
Usul ve yasaya uygun bulunmadığından hükmün bozulması gerekmiştir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.10.1999 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy