(3402 S. K. m. 1, 12) (743 S. K. m. 8)
Dava:Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 20.4.1999 gün ve 1999/74-144 sayılı kararın onanmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 22.9.1999 gün, 1999/8-581 Esas, 1999/592 Karar sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davalı vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla; Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Mülkiyet hukukunun iktisabı için hukuken mevcut bir şahsın bulunması gerekir. (MK. madde 8) 3402 sayılı kanun hükümlerince tespit tutanağının yasal biçimde tamamlanması ancak tutanağın mülkiyet hanesine gerçek ve hukuken var olan bir kişinin yazılması ve geometrik durumunu tespit edilmesi koşuluna bağlıdır. (3402 sayılı kanun madde 1) Bu iki koşulun tespit edilmediği bir tutanak 3402 sayılı yasanın buyruğu doğrultusunda tamamlanmış sayılmaz. Daha doğrusu, bu eksiklikleri içeren tespit tutanağına itibar edilemeyeceği için hakkında 3402 sayılı yasa hükümleri de uygulanamaz. Bu yasal kural Yargıtay'ın kökleşmiş içtihadı olarak sapma olmaksızın sürdürülmektedir.
Sözü edilen yargı inançları ile desteklenen yasal kural ışığında somut olaya bakıldığında, kadastro tespit tutanağının malik hanesinde yazılı Bedrosoğlu Begoz'un dosyada bulunan kesinleşmiş mahkeme kararı ve toplanan delillerle gerçek hayatta yaşamış bir kişi olmadığı, diğer bir anlatımla mevhum bir şahıs olduğu sübut bulmuştur. Hal böyle olunca hukuken var ve tamamlanmış bir kadastro tutanağının varlığından söz edilemeyeceği için 3402 sayılı yasanın 12/3 maddesinde belirlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin davada uygulanmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. O nedenle yerel mahkemenin ve Hukuk Genel Kurulunun vardığı karar usule ve yasaya uygundur. Karar düzeltme istemi reddedilmelidir.
Sonuç:Düzeltilmesi istenen Hukuk Genel Kurul ilamında ve yukarıda gösterilen gerektirici nedenlere göre, HUMK. nun 440. maddesinde yazılı sebeplerden hiç birisine dayanmayan ve yerinde olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE, 3506 sayılı Yasanın 4. maddesinin b-1 fıkrası hükmüne göre takdiren (15.000.000) lira para cezasının düzeltme isteyenden alınmasına 01.12.1999 gününde ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava konusu parsel 1949 senesinde 2613 sayılı Tapu Kadastro ve Tahrir Kanununa göre yapılan çalışmalar sırasında temessük senedine dayanılarak Bedros oğlu Bogos adına tahdit edilmiş ve beyanname kesinleşmek suretiyle tespit maliki adına sicil oluşmuştur. Davacı Vakıf tespitten önceki sebebe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Bu durumda davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığının gözönünde tutulması gerekir. 2613 sayılı Kanunun yürürlükte bulunduğu dönemde, bu kanuna göre yapılan tespitlere dayanılarak oluşturulan sicillere karşı süreye bağlı olmaksızın her zaman dava açılması mümkündü. 3402 sayılı Kadastro Kanunu ile 2613 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmış, kadastro yoluyla oluşturulan kayıtlara karşı açılan davalar hak düşürücü süreye bağlı tutulmuştur. İncelenmekte olan olayda dava konusu parsele ait beyanname 25.10.1949 tarihinde kesinleşmiş, iş bu dava ise 3402 sayılı Kadastro Kanunun 12/3 ve Geçici 4/3. maddelerinde belirtilen sürelerin kaçırılmasından sonra 31.1.1994 tarihinde açılmıştır. Anılan maddelerde belirtilen süreler hakdüşürücü süre olup, olumsuz dava koşuludur. Sürenin geçmesi ile hak ortadan kalkar. Açılan davanın bu sebeple reddi gerekir. Dairece anılan hükümler gözönünde tutulmak suretiyle davanın kabulüne ilişkin yerel mahkeme hükmünün bozulmuş olması yasaya uygundur.
Yerel mahkemece süre koşulu üzerinde durulmaksızın davanın kanıtlandığı, kayıt maliki Bedros oğlu Bogos'un namı müstear olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ve bozma üzerine aynı gerekçe ile eski kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulunca sebep açıklanmaksızın yerel mahkeme kararında belirtilen gerektirici nedenlere yollama yapılarak hüküm onanmış ve karar düzeltme üzerine verilen kararda da tespit tutanağında yazılı Betros oğlu Bogos'un kesinleşmiş mahkeme kararı ve toplanan delillere göre yaşamış bir kişi olmadığı, mevhum bir kişi olduğu böyle bir kişi adına yapılan tespitin hak sahibini yansıtmadığı, kadastro beyannamesine değer verilemeyeceği, Kadastro Kanununda belirtilen hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı vurgulanmak suretiyle Hazinenin karar düzeltme isteği reddedilmiştir.
Tespit esnasında nazara alınan temessük senedinin içeriğine göre kayıt maliki Betros oğlu Bogos mevhum bir kişi olmayıp, aksine tanınan ve bilinen bir kişi olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yüce Kurulun kararında sözü edilen İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 9.12.1997 gün 149/507 E. ve karar sayılı kesinleşmiş kararında kayıt malikinin namı müstear olduğu belirtilmiştir. Görüldüğü üzere kayıt malikinin mevhum bir kişi olduğu yolunda kesinleşmiş bir hüküm bulunmamaktadır. Nam-ı mevhum, nam-ı müsteardan ayrıdır. 8.5.1941 tarih 29/5, 5.2.1947 tarih ve 20/6, 7.10.1953 gün ve 7/8 sayılı İnançları Birleştirme Kararlarına göre nam-ı müstear şeklinde yapılan işlemler geçerlidir. Kayıt malikinin mevhum bir kişi olduğu bir an kabul edilse bile tapuda kayıtlı, fakat sicilde maliki kim olduğu anlaşılmayan taşınmazlara ait kayıtlar da geçerlidir.(MK. nun 639/2) koşulları mevcut olduğu taktirde böyle bir kaydın iptal ve tescili de istenebilir. Bu hukuki olgular gözardı edilerek kadastro tespitinin tamamlanmadığı, geçerli bir kadastrodan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın hak düşürücü sürenin etkisi dışında tutulup süreye bağlı olmaksızın her zaman dava açılabileceği yolundaki Yüce Genel Kurulda oluşan değerli çoğunluğun düşüncelerine katılmak mümkün bulunmamaktadır.
Tespitten sonra dayanılan sebep bakımından dava hak düşürücü süreye bağlı değil ise de, tutanağın kesinleştiği tarihten 901 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 1967 senesine kadar kazanma bakımından öngörülen koşullar gerçekleşmemiş olduğundan tespitten sonraki zilyetliğe dayanılarak da iptal ve tescili cihetine gidilemez.
Yukardan beri açıklanan nedenlerle Hazinenin karar düzeltme isteğinin kabulü ile onama kararının kaldırılarak yerel mahkeme hükmünün bozulması düşüncesindeyim. 1.12.1999
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Çekişmeli taşınmazın kaydında malik olarak gösterilen Bedros oğlu Bagos'un Medeni Yasanın 8. maddesi anlamında gerçek bir kişi olmayıp nam-ı mevhum olması nedeniyle, tapu kaydının gerçek maliki yansıtmadığı ve uyuşmazlığa konu parsel yönünden 3402 sayılı Kadastro yasasının 1. maddesinde öngörülen kadastronun hukuki evresinin tamamlanmadığı, dolayısıyla aynı yasanın 12/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyeceği doğrultusundaki çoğunluk görüşüne aynen katılıyorum.
Ne var ki, kadastro tutanağı düzenlenen ve malikhanesi açık bırakılması nedeniyle kadastrosu kesinleşmeyen taşınmazlara ilişkin uyuşmazlıklara bakma görevi 3402 sayılı Yasanın 25, 26 ve devamı maddeleri hükümlerine göre kadastro mahkemelerine aittir. Çünkü kadastro mahkemesi malikhanesi açık olan taşınmaz hakkında Yasanın 30/2 maddesi hükmünü de gözönünde bulundurarak davacının isteği ile bağlı kalmadan lüzum gördüğü diğer delilleri de toplayarak taşınmazı gerçek hak sahibi adına tescil etmekle yükümlüdür. Davacının, gerçek malik vakıf adına tescil isteğiyle kadastro mahkemesinde açtığı dava, görevsizlik kararı ile Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiş ve dava Asliye Hukuk Mahkemesince karara bağlanmışsa da, sözü edilen görevsizlik kararı Yargıtay denetiminden geçmeksizin kesinleştiğinden HYUY. nın 25/2 maddesi hükmüne göre Asliye Hukuk Mahkemesini bağlayan bir görevsizlik kararının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Görev konusu kamu düzeni ile ilgili olduğundan yargılamanın her aşamasında (Yargıtay incelemesi sırasında da) kendiliğinden gözönünde bulundurulması gerekir.
Bu olgular gözönünde bulundurularak Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsiz olduğu, davaya kadastro mahkemesi tarafından bakılması gerekçesi ile mahkeme kararının bozulması düşüncesinde olduğundan, Yüce Kurulun çoğunluk görüşünden sadece bu nedenle ayrılıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy