(1475 S. K. m. 13, 14, 26)
Dava: Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı, yapılan yargılama sonucunda; Ankara 6. İş Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 13.07.1998 gün ve 1997/569-1998/534 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 05.11.1998 gün ve 1998/13167-15642 sayılı ilamı ile; "... 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayanağı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacının hizmet akdi 13.01.1997 tarihinde sona erdikten çok sonra alınan yönetim kurulu kararıyla yapılan ücret zammının davacıya uygulanması mümkün değildir. Böyle bir zammın daha önce hizmet akdi sona erdirilen davacıya uygulanabilmesi için yönetim kurulu kararında bu yönde açıklık bulunması gerekir. Bu nedenlerle davacının varsa fark kıdem, fark ihbar, fark izin ücreti ve fark ücret alacaklarının 1997 yılı ücret zammı nazara alınmadan hesaplanması gerekir. Mahkemece yanlış değerlendirmeyle 1997 ücret zamlarının hesaplamaya dahil edilmesi hatalıdır. Bu sebeple karar bozulmalıdır..." gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevirmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz eden: Davalı vekili.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacı işçi, davalıya ait işyerinde 04.09.1990 tarihinden 13.01.1997 fesih tarihine kadar çalıştığı, 1475 sayılı İş Kanunu'nun 13. maddesine göre, aradaki hizmet sözleşmesinin davalı işveren tarafından bozulduğu, davacı, ihbar ve kıdem tazminatları ve doğan işçilik haklarının peşin ödenmeyip taksitler halinde 24.01.1997, 18.03.1997 ve 27.03.1997 tarihlerinde ödendiği ve son taksidin ödenmesi üzerine davacının fazlaya ait haklarını saklı tutmak suretiyle düzenlenen ibranemeyi imzaladığı, davacı işçinin işyerinden ayrılmasından sonra davalı işverenin çalışan işçilere ileride yapılacak ücret zamlarından mahsup edilmek üzere, yüzde 30 avans verdiği, 03.03.1997 tarihinde şirket yönetim kurulunca bu avansın zamma çevrildiği, 16.04.1997 tarihinde bu kez yüzde 20 oranında aynı biçimde avans verildiği ve nihayet 12.06.1997 tarihinde de şirket yönetim kurulunca avansın zamma çevrildiği, davacı işçinin işyerinden ayrıldıktan sonra uygulanan zamların ihbar ve kıdem tazminatlarının hesabında dikkate alınmadığını, çalıştığı dönem zarfında yaptığı fazla mesailerin karşılıklarının ödenmediğini ve kıdem tazminatının geç ödenmesi nedeniyle de mevduata uygulanan en yüksek faize hak kazandığını iddia ederek fark ihbar kıdem tazminatları, fark izin ve ücret alacağı ile fazla mesai karşılığı alacağına ve geçmiş günler faizine karar verilmesi isteği ile iş bu davayı açtığı dosya içeriğine göre tartışmasızdır.
Öncelikle çözümlenmesi gereken sorun davacı işçinin işyerinden yukarıda anlatıldığı şekilde ayrıldıktan sonra davalı işverenin işçi ücretlerine yaptığı yüzde 30 ve yüzde 20 oranlarındaki zamlardan faydalanıp faydalanmayacağı sorunudur. Fesih tarihinde davacı işçiye ihbar tazminatı peşin ödenmiş değildir. Bu şekilde bir ödeme gerçekleşmiş olsa idi aradaki ilişki kesin bir biçimde sona ermiş bulunacağından bu zamlardan yararlanma olanağı bulunmayacaktı. Az önce açıklandığı üzere taksitler halinde ödemeler yapıldığı için tam ve peşin ödeme koşulu somut olayda gerçekleşmiş değildir. Bu durumda davacının çalışma süresine göre ihbar öneli sekiz hafta olduğu için bu önel içinde gerçekleştirilen ücret zamlarından yararlandırılmasının kabul edilmesi İş Hukuku'nun işçiyi koruyucu ilkesine uygun düşer. Sekiz haftalık ihbar öneli içine yüzde 30 ücret zammı girmektedir ki bunun ihbar, kıdem tazminatları ile ödenmeyen son aylık ücret ve yıllık ücretli izin alacaklarının hesabında dikkate alınması gerekir. Bu bakımdan yüzde 30'luk zamla ilgili olarak mahkemenin kararı doğrudur. Ne var ki; önel kapsamı dışında gerçekleştirilen yüzde 20 zamla ilgili değerlendirme hatalıdır. Bu bakımdan özel dairenin bozma kararına uyulması gerekir. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 05.05.1999 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy