(1475 S. K. m.1, 13, 14) (818 S. K. m. 313)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 3. İş Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 6.10.1998 gün ve 1996/828 E.- 1998/619 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 14.12.1998 gün ve 1998/16734 E. 18088 K. sayılı ilamı ile; (... Davacı, davalının iş akdini haksız nedenle sona erdirdiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile diğer işçilik haklarını talep etmiş ve mahkemece taraflar arasındaki ilişkinin eşcinsellik ilişkisinden öteye geçmediği ve hizmet akdi bulunmadığı gerekçeleriyle istekler red edilmiş ve karar davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, hizmet akdinin bulunup bulunmadığı yönünde toplanmaktadır.
Borçlar Kanununun 313. maddesi ile hizmet akdi bir mukaveledir ki onunla işçi muayyen veya gayrimuayyen bir zamanda hizmet görmeyi, iş sahibi dahi bir ücret vermeyi taahhüt eder tanımlaması getirilmiştir.
B.K. 313'deki bu tariften akdi belirleyen unsurların bir iş ifası, ücret ve muayyen, gayri muayyen bir çalışma süresi olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca işverene bağlılık ilkesi de bu tanımlama içinde yer alan önemli bir öğedir.
İş Kanununun 1. maddesinde işçi ve işveren tanımlanırken bir hizmet akdine dayanarak denilmek suretiyle bu akdi mevcut ve unsurlarının belli olduğu kabul edilmiştir.
Davalı, davacı hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına yapmış olduğu başvurusunda, davacıyı 5 yıldır yanında çalıştırdığını ifade ettiği gibi, polise verdiği ifadesinde de aynı hususları tekrarlamıştır.
Yine davalı bu beyanlarında davacıya ücret vermemekle beraber yeterince para verdiğini ve diğer ihtiyaçlarını karşıladığını bu büro işlerinde çalıştırdığını ve sonra işine son verdiğini ifade etmektedir.
Davalının şikayet dilekçesinde gösterdiği tanıklarda, davacının davalıya ait işyerinde çalıştığını ve davalı tarafından işine son verildiğini belirtmişlerdir.
İş Mahkemesi'nde dinlenilen tanıklarda davacının 5-6 yıldır davalıya ait işyerinde sürekli çalıştığını ifade etmişlerdir.
Taraflar arasında varlığı ileri sürülen ilişkinin özel hayatları ile ilgili olduğu açıktır. Aslolan bu özel hayat dışında taraflar arasında bir hizmet akdinin mevcut olup olmadığıdır. Mahkeme dışı ikrarları doğrulayan tanık beyanları ve dosyadaki diğer bilgilerden ve ceza dava dosyasındaki davalı ve tanık beyanlarından davacının 5-6 yıldır sürekli olarak davalının doktorluk muayene işyerinde işveren durumunda bulunan doktorun verdiği para karşılığında onun emir ve talimatı altında bulunduğu ve çalıştığı açıkça ortaya çıkmaktadır.
Bütün bu maddi olgular taraflar arasında geçerli bir hizmet akdinin mevcudiyetini ortaya koymaktadır. Mahkemenin aksine düşüncelerle ve taraflar arasındaki bağlantıyı başka türlü yorumlayarak davayı red etmesi hatalı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 26.05.1999 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.
Karşı Oy Yazısı
Çözümlenmesi gereken husus taraflar arasında hizmet akdi ilişkisi olup olmadığı, mevcutsa bu ilişkinin hukuken geçerli sayılıp sayılmayacağıdır.
Davacı, davalının yanında 01.03.1988 - 30.4.1995 tarihleri arasında özel şoförlüğünü, sekreterliğini, korumalığını yaptığını, 1991-1993 yıllarında davalının askerlik görevi nedeni ile Diyarbakır'da özel muayenehanesinde çalıştığını ve burada davalının ikametgahında davalı ile birlikte ikamet ettiğini, sigortalı yapılmadığını işinin gereği olarak her gün davalının nezdinde ve elinin altında çalıştığını, ücretlerinin ödenmediğini vaatlerin yerine getirilmediğini, davalı tarafından işten çıkarıldığını iddia ederek 86 aylık ücret, hafta tatili, genel tatil, fazla mesai ücreti, ihbar ve kıdem tazminatı isteğinde bulunmuştur.
Davalı vekili cevap layihasında, taraflar arasında hizmet akdi mevcut olmadığını, tarafların 1989-1995 yılları arasında aynı evi paylaşarak birlikte yaşadıklarını, aralarındaki ilişkinin karşılıklı kabule dayanan bir cinsel ilişki olduğunu, ilişki süresince hiçbir geliri olmayan davacının bütün ihtiyaçlarının davalı tarafından karşılandığını, 1992 yılında davalıya bir özel araba aldığını, C. Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalında Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanı olan davalının, dava konusu S yıllık dönem içerisinde D. Askeri Hastanesinde Tabib Asteğmen olarak görev yaptığı sırada 1991 yılında bir yıl, askerlik dönüşünde 1992 yılında 4 ay süreyle muayenehane açtığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Yargılama sırasında davacı kendisi ile aynı soyadı taşıyan iki tanık dinletmiş bunlardan, davacının babası olduğu anlaşılan P. Ö. davacının, davalının yanında 6-7 yıl çalıştığını, Diyarbakır'a da birlikte gittiklerini, davacının tüm masraflarının davalı tarafından karşılandığını kendisine para verileceğini bildirmiş, ancak çalışma şeklini açıklamamıştır. Diğer davacı tanığı Ekrem ise 1989 yılında davacının şoför olarak çalışmaya başladığını, ücret anlaşması yapılmadığını, davacının bakım ve giyiminin de davalı tarafından karşılandığını, aynı yerde birlikte yatıp kalktıklarını her an birlikte olduklarını açıklamıştır.
Davalı tanığı Alim, taraflar arasında cinsel ilişki olduğunu, bu ilişki neticesinde birlikteliğin mevcut olgusunu açıklamış, tanık Kafkas ise tarafların birlikteliğinin bir karı koca birlikteliği olduğunu, beraberce cinsel münasebeti de içeren müşterek yaşam sürdürdüklerini, aynı evde yaşadıklarını, davacının bütün masraflarının davalı tarafından karşılandığını, aralarında hizmet akdi bulunmadığını, karı koca yaşamı mevcut olduğunu bildirmiştir.
Davalının kabulü olan Diyarbakır'da 1 yıl, İstanbul'da 1992 yılında 4 ay dışında özel muayenehanesi olduğu hususunda bir delil sunulmamıştır.
Toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde tarafların ikisi de erkektir. Taraflardan birinin aktif birinin de pasif eşcinsel olduğu aynı evde karı koca gibi birlikte metres hayatı yaşadıkları, İstanbul'da başlayan bu yaşam şeklinin davalının askerlik.görevi süresince Diyarbakır'da, askerlik sonunda İstanbul'da sürdüğü, davalının uzman doktor ve gelir sahibi, davacının ise gelirinin bulunmadığı ev ve özel giderlerinin davalı tarafından karşılandığı, taraflar arasında belirlenmiş bir ücret sözleşmesi bulunmadığı, tarafların birlikte yaşadıkları evde ve ev dışındaki yaşamda birbirlerine normal evliliklerde mevcut karı koca dayanışması gibi yardımcı oldukları, bu ilişkinin temelinin yasalarımızın korumadığı, toplumumuzun ahlak yapısına uymayan, ahlaka (adaba) aykırı birlikteliğe dayandığı, olayımızda hizmet akdinin unsurlarının oluşmadığı, hizmet akdinin varlığı kabul edilse bile mevzunun ve temelinin ahlaka (adaba) aykırı bulunması nedeniyle Borçlar Kanunu'nun 19 ve 20. maddeleri gereği mutlak butlan sebebiyle tamamıyla batıl olduğu, böyle bir akde dayanılarak dava açılamayacağı mahalli mahkemenin kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, HGK. çoğunluğunun bozma kararına katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy