(1475 S. K. m. 13) (2822 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasındaki "fark ihbar tazminatı" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Adana 2. İş Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 22/2/1999 gün ve 1998/925 - 1999/52 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 27/5/1999 gün ve 1999/6657-9467 sayılı ilamı ile; ( ... Davacı dava dilekçesinde, hizmet akdini ihbar kıdem tazminatları peşin ödenmek suretiyle 15 arkadaşıyla birlikte feshedildiğini, işverenin Toplu İş Sözleşmesinin 16/a ve bu maddenin atıfta bulunduğu 19/A maddeleri gereği ödenmesi gereken ihbar tazminatları yerine daha az ihbar tazminatı ödemek amacıyla işten çıkarmayı toplu çıkarma olarak adlandırdığını ancak "Toplu işten çıkarma ve tekrar alma" başlığını taşıyan Toplu İş Sözleşmesinin 22 maddesinde öngörülen; işgücünü azaltmak ve toplu işten çıkarmanın zorunlu olduğu hallerde uygulanacak prosedür ve işten çıkarma sırasına uyulmamak suretiyle yapılan feshin toplu işten çıkarma olarak kabul edilmeyeceğini ve münferiden fesih yapıldığının kabul edilmesi gerektiğini belirterek fark ihbar tazminatı isteminde bulunmuştur.
Davalı ise savunmasında, toplu işten çıkarma uygulamasında, toplu iş sözleşmesinde öngörülen prosedüre uyulduğunu ve sözleşmenin 19. maddesinde öngörülen ihbar önellerinin %50 artırımlı olarak ödendiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Davacının üyesi bulunduğu sendika ile işveren arasında bağıtlanan toplu iş sözleşmesinin toplu işten çıkarma ve tekrar alma başlıklı 22. maddesinde toplu işten çıkarma ve tekrar işe alma prosedürü belirtilmiş olup, aynı sözleşmenin 16. maddesinin "c" fıkrasında ise, "... Toplu iş sözleşmesinin 22. maddesi gereği toplu işten çıkarmalarda 19. maddede öngörülen ihbar önelleri %50 artırılarak uygulanır denilmektedir.
İşveren ihbar önellerini %50 arttırarak ödemelerde bulunmuştur.
Davacı iddialarında; toplu işten çıkarmada, sözleşmenin 22. maddesinde öngörülen prosedüre uyulmamasını toplu çıkarmayı kişisel çıkarma haline dönüştürdüğünü ve bu nedenle sözleşmenin iş güvencesi başlıklı 16. maddesinin ihbar ve önellerinin arttıran fıkralarının uygulanması gerektiğini ileri sürmektedir.
Davalı işverenin 16. maddede öngörülen prosedürden bir bölümüne uyduğu görülmektedir. Ancak prosedüre tam uyulmamasının toplu çıkarmayı kişisel çıkarma hilen dönüştürüp dönüştürmeyeceği yönü davanın temel konusun oluşturmaktadır.
Sözleşmenin toplu işten çıkarma ve tekrar alma başlıklı 22. maddesinde öngörülen prosedüre uyulmamanın müeyyidesi gösterilmemiş oluşu, aynı sözleşmenin 16. maddesinde ise, 22. madde gereği toplu işten çıkarmalarda 19. maddede öngörülen ihbar önellerinin %50 arttırılarak uygulanacağı belirtilmekle, tarafların toplu işten çıkarmanın gerçekleşme durumunu yeterli buldukları ve çıkarma prosedürünü araştırma konusu yapma gereği duymadıkları sonucuna ulaşılmaktadır. Gerçekten 22. madde de şirket iş veya işgücünü azaltmak ve topluca işten çıkarmak zorunda kaldığı takdirde toplu çıkarma yapılabileceği belirtilmekle ve işgüvencesi başlıklı 16. maddenin "c" fıkrasında da toplu iş sözleşmesinin 22. maddesi gereği sözleri konulmakla ve 22. maddenin gereği de iş veya işgücünü azaltmak olarak belirtilmekle işverence yapılan toplu işten çıkarmanın prosedürüne uyulmaması uygulamayı kişisel uygulama haline dönüştürmez. Ayrıca işveren, davacını temsilcisi ve toplu iş sözleşmesinin tarafı olan sendikaya da 22. madde de belirtilen toplu iş sözleşmesinin tarafı olan sendikaya da 22. madde de belirtilen işten çıkarma gerekçelerini bu maddeyi de vurgulamak suretiyle bildirmiş olup, sendika gerekçelere karşı çıkmadığı gibi davacı tarafta işverence gerekçe olarak gösterilen hususların gerçek olmadığını ileri sürmemiştir.
Bütün bu anlatımlar karşısında, salt toplu işten çıkarma prosedürüne uyulmamasının, toplu çıkarmayı kişisel çıkarma haline dönüştüremeyeceği ve dolayısıyla davacı yararına kişisel çıkarmalar için öngörülen sözleşme hükümlerinin uygulanması mümkün olmadığından fark ihbar tazminatını hüküm altına alan mahkemenin kararı hatalı olduğundan bozulması gerekmiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 13.10.1999 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy